Sendika.Org’un haberine göre, foruma Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Halkevleri Çukurova Bölge Temsilcisi Yasin Aytaç, Hatay Halkevi Başkanı Semir Hizmetçi, Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖPG) Eş Sözcüsü Perihan Koca, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal, Defne Belediye Başkanı İbrahim Yaman, CHP Hatay İl Başkanı Mehmet Güzelmansur, CHP Antakya İlçe Başkanı Ramiz Parlar, HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, HDP Hatay İl Eş Başkanı Kerem Nalbant, HDP Defne İlçe Eş Başkanı Mithat Miroğlu, SYKP Hatay İl Eş Başkanı Mahir Gülbul, KESK MYK Üyesi İlhan Yiğit, SES Hatay Şube Yöneticisi Bulut Haskioğulları, SES Hatay Şube’den Sadık Nazik, Eğitim Sen Reyhanlı Şube Temsilcisi Yunus Dolgun, DİSK Uzmanı Umar Karatepe, Aşağıokçular Mahalle Muhtarı Hüsamettin Uzun, Serinyol Mahalle Muhtarı Mehmet Ali Dik, Turunçlu Mahalle Muhtarı Muhsin Demirel, Ortodoks Rum Cemaati Vakfı Eski Başkanı Jozef Naseh, İskenderun AKAD Başkanı Nihat Yenmiş, İHD Genel Başkan Yardımcısı Avukat Hatice Can, İHD Hatay Şube Başkanı Mithat Can, Reyhanlı Çerkezler Derneği’nden Uğur Pirhava, Doktor Şefik Zan, Yazar Hamide Yiğit, Akademisyen Yazar Alp Kayserilioğlu, Akademisyen Yazar Max Zirngast, gazeteci ve yazarlar Elif Örnek, Musa Özuğurlu, Hediye Levent, Erdoğan Alayumat ve Erk Acarer katıldı. 

Forumun moderatörlüğünü yapan Yazar Hamide Yiğit, 5 yıldır Suriye’de kirli, asimetrik bir savaşın sürdüğünü belirterek, “Hataylılar bir şeylerin farkındadır. ‘Kardeşlik kenti, cihatçı kenti olmayacak’ demektedir. Bu savaş bir Hatay değil, Türkiye ve bölge meselesidir” dedi.

İlk olarak Halk Meclisleri adına konuşma yapan Hasan Özgün, “Halkların kendi özgür yaşamını inşa etmesi için mücadele ediyoruz” dedi. Süren savaşın ancak halkların ortak iradesiyle durdurulabileceğine inandıklarını, bir araya gelerek mücadele ettiklerini belirten Özgün, “eğit-donat projesi”nin Hatay’da başlatıldığını hatırlattı. Özgün, bu projeye karşı ortak bir irade ortaya koyduklarını ve halkın kendisinin öziradeleriyle yaşamak istediğini söyledi. Özgür ayrıca, savaşın durdurulması için mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Rapor çalışmasının koordinasyonunu yürüten Sendika.Org editörü Ali Ergin Demirhan, daha önce iki kez yayımlanan “Suriye savaşının ve Türkiye’nin Suriye politikasının Hatay üzerindeki etkileri raporu”nu yeni gelişmelerle birlikte sundu.

Suriye-Türkiye arasında mekik dokuyan ve ülke içinde devlet tarafından örgütlenen cihatçı gruplara dikkat çeken Demirhan, Kasım 2015 ve Şubat 2016’da Hatay için çok büyük bir tehlike dalgasının geldiğini belirtti. Gerçeklerin gizlendiğini, devlet tarafından açığa çıkmasının engellendiğini belirten Demirhan, Reyhanlı Katliamı’nda fotoğraflarla belgelenen, patlatılan araca bağlı olan cesedin soruşturma dosyasında yer almamasını örnek verdi.

İlk tehdidin 24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesiyle, Lazkiye’den Yayladağı’na cihatçı akışıyla gerçekleştiğini belirten Demirhan, 3 Şubat’ta da Antep-Halep yolunun kesilmesiyle silah, mühimmat, lojistik ve militan akışının sekteye uğradığını; bu yüzden Hatay-Kilis hattından cihatçı geçişinin sağlandığını belirtti. Gazetelerde de gizlenmeyen binlerce ağır silahlı cihatçının geçtiği Hatay-Kilis hattının cihatçı köprüsü olduğunu ifade etti.

Cihatçıların geçiş noktalarını sıralayan Demirhan, sınır kapılarının sadece cihatçılara açık olduğunu, sivillere kapalı olduğunu belirtti. Güveççi köyünde Suriyelilerin işkenceyle geri gönderildiğini belirterek, “Dün gece Güveççi köyünün karşısından gelen ve aralarında çocukların da olduğu 11 kişi askerler tarafından öldürülmüş” dedi.

Reyhanlı’da Nusra hakimiyetinin ve IŞİD varlığının açıkça gözlendiğini belirten Demirhan, jandarmanın gözünün önünde IŞİD amblemli araçların geçtiğini ve savaşıp geldiğini söyleyen cihatçıların olduğunu ama hiçbir soruşturma yapılmadığını söyledi.

Hatay’daki bu işleyişin Meclis’e de taşınması gerektiğini belirten Demirhan, “Reyhanlı’da Çerkezler iltica için Rusya’ya başvurdu. Yahudi nüfusu kalmadı. Sığınmacılar cihatçıların kucağına itiliyor. Ekonomik pasta küçüldükçe kardeşlik yok oldu, çatışma başladı” dedi.

Kapıdaki, içerideki ve gelecekteki tehdide karşı çok boyutlu bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğini belirten Demirhan, “Kardeşliği onaramazsak düşmanlaştırılan sığınmacılarla nasıl ilişki kuracağız? Sınır savaşa kapatılsın, savaşın mağdurlarına uluslararası haklar verilsin, sığınmacılar bu kentin kardeşliğinin bir parçası olsun” dedi.

‘ARTIK EYLEME GEÇME ZAMANI’

Forum öncesinde yapılan sunumlarda ilk olarak Arkeolog, Araştırmacı ve Antakya Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı eski Başkanı Jozef Naseh söz alarak, “Savaş isteyenlere karşı insanca yaşam mücadelesine yoğunlaşmalıyız. Artık eyleme geçme zamanı” dedi.

Reyhanlı Eğitim Sen temsilcisi ve cihatçı geçişinin yoğun olduğu, karşısında Atme Kampı bulunan sınır köyü Bükülmez Köyü sakini de olan Yunus Dolgun, savaşın Reyhanlı’daki etkilerini anlattı. 48 geçici eğitim merkezinin ve buralarda gönüllü Suriyeli öğretmenlerin bulunduğunu belirten Dolgun, “Burada çalışan, gönüllü dedikleri Suriyeli öğretmenlerin cihatçı mı olduğunu bilmiyoruz. Yardım dernekleri adı altında İslamcı örgütlerin okulları bunlar. 16 bin 100 kayıtlı ve devam eden 15 bin öğrenci var. Her okulun ücretsiz servisi var. Ama hiçbir okulda laik eğitim sistemi uygulanmıyor” dedi.

Özellikle sınır köylerindeki okullara fiziki durumlarına bakarak okullara Suriyeli öğrencilerin alınacağını belirten Dolgun, “Hep beraber ders işlenecek. Zaten Reyhanlı’da potansiyel bir öfke var. Başta AKP’ye oy verenler olmak üzere Reyhanlı halkı öğrencilerin kaynaştırma öğrencileriyle birlikte eğitim almasına karşı” dedi.

"REYHANLILISIZ BİR REYHANLI’YA DÖNECEK"

90 bin nüfuslu Reyhanlı’da 110 bin Suriyeli olduğunu ve Reyhanlı’dan 100’lerce kişinin de cihatçı örgütlere katıldığını belirten Dolgun, “El Nusra sempatizanları var. El Nusra Reyhanlı’da sevdirildi. TIR’lar gece 12’den sonra düzenli bir şekilde MİT eskortluğunda gidip geliyor.” dedi.

İHH’nın Reyhanlı’da ruhsatsız büyük bir yetimhane yaptığını belirten Dolgun, “Bu yetimhanede cihatçı yetiştirilecek” dedi.

“Güvende olmadığınız zaman özgürlüğünüzden söz edilemez” diyen Dolgun, “Reyhanlılısız bir Reyhanlı’ya dönecek. Bizim köy tampon olacak. Esnaf piyasası tamamen Suriyelilerin eline geçiyor. Kadın ticareti yapılıyor. Ciddi çatışmalara neden olacak” dedi.

‘KAMP YERLERİ SAVAŞTAN ÖNCE AYARLANDI’

Dünyanın en büyük göç dalgasıyla karşı karşıya olunduğunu belirten İHD Genel Başkan Yardımcısı Avukat Hatice Can, Türkiye’ye ilk mülteci kafilesinin 2011 yılında geldiğini hatırlatarak, onlar gelmeden önce kamp yerlerinin planlandığını belirtti. Türkiye’nin Suriye’den gelenleri önce misafir daha sonra ise sığınmacı olarak barındırdığını ve Suriyelilerin ucuz iş gücü olarak kullanıldığını belirten Can, “Hatay’da çocuk evlenme yaşı maalesef 12’ye düştü. Bizim ülkemizde kendi hukuklarını uyguluyorlar” dedi. Sığınmacılara geçici koruma sistemi uygulandığını, sığınmacıların hakları olduğunu ve Geri Kabul Anlaşmasının utanç olduğunu belirten Can, “Tüm ülkeler bu yükü eşit paylaşmalı” dedi.

Reyhanlı Çerkesler Derneği Başkanı Uğur Pirhava, Hatay’da ve Ortadoğu’da bulunan Çerkeslerin genel durumunu anlattı. Ortadoğu’da yaşanan savaşı “emperyalistlerin çıkar savaşı” olarak nitelendiren Pirhava, Reyhanlı’da bine yakın Çerkes’in bulunduğunu, Antakya’da ise 7 Çerkes köyü bulunduğunu belirtti. Suriye’deki iç savaşta Çerkeslerin de katledildiğini ifade eden Pirhava, Reyhanlı’ya 2 bine yakın Çerkes’in yerleştirildiğini kaydetti.

Son olarak sunum yapan Gazeteci Hediye Levent, Suriye tanıklıklarını anlattı.

‘SAVAŞA KARŞI MÜCADELE, DİKTATÖRLÜĞE KARŞI MÜCADELEDİR’

Sunumların ardından forum bölümüne geçilirken, ilk sözü Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy aldı. Hatay’a dair hazırlanan raporlarla ortaya çıkan ve forumda paylaşılan gerçeklerin bilince çıkarılması gerektiğine vurgu yapan Ersoy, “Bilmek yetmiyor, bilince çıkarmak demek, bundan sonra bütün örgütlenmelerimizi buna göre yapmak demektir. Bu sadece Antakya’nın sorunu değil, Türkiye’nin sorunudur” dedi.

Saray-AKP iktidarının Suriye savaşında kazanan olmadığını ama ülkeye savaşı yayarak diktatörlüğünü kurumsallaştırdığını belirten Ersoy, şunları söyledi:

Suriye savaşının AKP kazananı değildir, ama Türkiye’de kazananıdır. İktidarın sürekliliği bu savaştan geliyor. AKP savaşla, ırkçılıkla beraber kendi tabanını konsolide ediyor. Kadınlar, Kürtler, laikler, herkes düşman. Tüm düşmanlaştırdığı kesimlerin blok hareket etmesini engellemek için parçalıyor. Direnmemiz gereken konulardan birisi budur.

Suriye savaşına karşı mücadele etmek, diktatörlüğünü kurumsallaştıran AKP’nin savaşına karşı mücadeledir. Saray diktatörlüğüne karşı mücadele demek. Diktartörlük yıkılmadıkça savaş politikaları devam edecek. Çözümü bir tek özgücümüzden bekleyeceğiz.

Bu üleyi gericilere, halk düşmanlarına bırakmayacaksak; laik, demokratik kardeşçe bir ülkeyi yaratacak olan biziz.

‘HALKLARIN MÜCADELE BİRLİĞİNİN ZEMİNİNİ OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ’

Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖPG) Eş Sözcüsü Perihan Koca, AKP-Erdoğan iktidarının savaş ve katliam politikalarına karşı halkların mücadele birliğinin zemininin oluşturulması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

Savaş coğrafyasında halk meclisleri ümit veren bir deneyimi yaratmaya çalışıyor. Vakit geç olmadan inşaya davet ediyor. Sözün bittiği ve eyleme geçmemiz gereken yer burası.

AKP-Erdoğan iktidarı katliam, savaş ve kaos politikalarını yaygınlaştırıyor. Korku ve yenilgi atmosferi yerleştirilmeye çalışılıyor. Hatay çok yakıcı ve stratejik bir noktada duruyor. Gerçekten tehdit altında. Hatay cihatçılardan başka kimsenin güvende olmadığı bir yer olmuş durumda. Cihatçıların nefes borusu haline dönüştürülmüş durumda. Hatay’da savaşın kol gezdiği bir durum söz konusu.

Medeniyetlerin kenti denen Hatay’da düşmanlık tohumu ekmeye çalışan bir iktidar politikası var karşımızda. Yeni savaş, katliam politikaları hazırlandığını görüyoruz, bu yüzden geç olmadan diyoruz.

Halkların mücadele birliğinin zeminini oluşturmak zorundayız acilen. Mücadele dinamiklerinin kanallarını açmak zorundayız.

“KATLİAMLARLA SAVAŞ İÇ MESELEMİZ OLDU”

KESK MYK Üyesi İlhan Yiğit, savaşa karşı mücadele için mücadelenin sokak ayağının örülmesi gerektiğine vurgu yaparak, önerilerini sıraladı:

10 Ekim’de barış güvercinlerimizi kaybettik. Savaş bizim iç meselemiz haline geldi. Bu toplantıyı daha geniş halk kesimlerinin katılımıyla yapmayı ve bilince dönüştürecek bir süreci ön görmek gerekiyor. Kentte cihatçılara karşı kampanya yürütülmeli.

Mülteciler AKP’nin eline bırakılmayacak kadar önemli. Toplumsal hayata kazandırmak ve ülkelerine gitmek isteyen insanların barış ortamını sağlamak gerekiyor. Suriye halklarının belirleyici olduğu demokratik Suriye savaşı için hükümetin politikalarının peşine düşmek gerekiyor. İHH gibi karanlık yapılanmaların faaliyetlerinin derhal durdurulmalı; hem yasal olarak, hem politik olarak sokakta mücadelenin belirlenmeli.Laik, demokratik bir ülkenin kurulması için sokak ayağının örülmesi gerekiyor.

‘İŞÇİ SINIFININ BİR PARÇASI OLARAK MÜLTECİLER EŞİT HAKLARDAN YARARLANMALI’

İHD Hatay Şube Başkanı Mithat Can, halkaların direniş örgütlerini kurarak kendilerini savunması gerektiğine vurgu yaptı. DİSK Uzmanı Umar Karatepe ise, 3 milyon mültecinin sermaye için köle demek olduğunu belirterek, emek alanından yapılması gerekenleri sıraladı:

‘Hatay için çok geç olmadan’ sloganını, ‘Emek için çok geç olmadan’ diye genişletmek istiyorum. 3 milyon köle, sermaye açısından bir fırsat olarak görülüyor. İnsanlar Türkiye’de, dünyanın emek cehennemine fırlatılıp atılmış durumda. Sermayenin, Ortadoğu’daki emek gücünün fırsat olduğu tespitleri çok eskiye dayanıyor. ‘Ortadoğu’nun en sınırsız kaynağı petrol değil, emek gücüdür’ deniliyordu.

Özel istihdam yasası ile mülteci emeği hiçbir sınır tanımadan kullanılacak. Mülteci anlaşmasına göre vasıflı emek gücü gidecek, en vasıfsız olan Türkiye’de kalacak. Uluslararası sendikal hareketin stratejilerinden biri, göçmen mültecilerin eşitsiz, güvencesiz çalışmasını engellemektir.

İşçi sınıfının birliğinin engellenmesine yönelik göçmenlere eşit hak talep eden stratejidir. Dinci yardımlaşmaya karşı hak mücadelesi stratejisidir. Türkiye işçi sınıfının bir parçası olan mültecilerin, eşit haklardan yararlanması politikası, savaşa karşı mücadele programında yer almalıdır.

‘DEMOKRATİK GÜÇLER BARIŞ ORTAMINI SAĞLAMALI’

Madımak Katliamı’nı hatırlatan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, “Cumhuriyet burada kuruldu. Burada yıkılacak” sloganıyla Sivas’ta insanları yakarak katleden zihniyetin, bugün de katliamlar yapmayı sürdürdüğünü belirterek şunları söyledi:

Dün Sivas’ta katliam yapanlarla bugün Suriye’de katliamlar yapanlar aynı zihniyette. Sivas katliamının sanıkları, avukatları şuan baroda, HSYK’de görevlendirildi. Bugüne kadar ‘Yurtta sulh, cihan sulh’ ile yaşadığımız bu coğrafyada, ‘Yurtta savaş, cihanda savaş’ noktasına geldik. İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA-C) adını bir zamanlar duyarken, şimdi ise IŞİD’i duyuyoruz. Torba yasalarla salıverilen katiller, yardım kuruluşlarıyla silah temin ediyorlar.

HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ise dinci radikalizme dikkat çekerek, “Tüm radikalliklerin temelinde 100 yüzyıl önce derinlemesine yaşadığımız kimliklerimizin tezahürlerini görüyoruz. Birbirimize zaten kızgındık. Bu kızgınlıklarımız diktatörler, otoriter rejimler ortaya çıktıkça cenazeler ortaya çıktı. Dinci radikalizmin esiri olundu” dedi. Ermeni Soykırımı’nda sonra yüzleşmenin sağlanamadığını hatırlatan Paylan, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ve AKP’nin aynı damar etrafında bir araya geldiğini de hatırlattı.

Suriye’de yangının başladığı yere bakmak gerektiğini dile getiren Paylan, “5 yıldır devam eden Suriye’deki savaşta PYD oluşumu var. Çok kültürlü ve çok dilli bir yaşam öneriyor”dedi.

Türkiye’de barış ortamını HDP dışında dillendiren siyasi bir partinin olmadığına işaret eden Paylan, “HDP dışında ciddi bir dinamik ve ciddi bir itiraz yok. Barışın muhatabı yok. Buna dair tüm demokratik güçlerin hem Suriye’de hem de Türkiye’de barış ortamının sağlanması için itirazını ciddi bir şekilde dinlendirmesi lazım” dedi.

‘LAİK, DEMOKRATİK, BARIŞTAN YANA BİR İKTİDAR KURMAMIZ GEREKİYOR’

Defne Belediye Başkanı İbrahim Yaman, Türkiye’de daha savaş başlamadan kampların hazırlandığını ve düşmanlığın yerleştirilmeye çalışıldığını belirterek şunları söyledi:

5 sene önce savaş başlamadan önce iş makineleri kamp için çalışmaya başladı. Savaş programlanmış, savaş talimi yapılan Reyhanlı tarafındaki kampların çalışması yapılıyordu. Mülteciler ilk geldiğinde daha kimsenin tepkisi yokken ortada; Sabah Gazetesi, “Hatay’da mültecileri istemeyen Alevi Baasçılar” diye başlık attı. Düşmanlığın temellerini atarak başladılar. Önce mültecilere misafir dedi birileri, sonra pazarlık konusu olarak kullandı.

Kadın pazarları kurulurken devletin, emniyetin haberi yok mu? Sebze pazarında bile ne satıldığından haberleri var. Diktatör dün akşam kalktı dedi ki, ‘Gezi parkına o binayı yapacağız’. Mültecilerin kaçta kaçının cihatçı olduğunu biz bilmiyoruz? İkinci bir Gezi direnişinde bu cihatçılar mı çıkacak karşımıza, bilmiyoruz.

Mülteci krizi bir sonuç. Biz sebebe yönelik duruş sergilemeliyiz. Laik, demokratik, barıştan yana bir iktidar kurmamız gerekiyor. Bu iktidarın değiştireceği dış politikayla demokratik Suriyeyi desteklemesi gerekiyor.

Sığınmacıların sağlık hizmetine erişimindeki sorunlara ve sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunlara değinen SES Antakya Şube’den Sadık Nazik, “Suriyeliler için sağlık ocağı merkezleri yapılmalı. Birlikte hizmet verilecekse de, çalışan sayıları artırılmalı. Hastane hizmetleri artırılmalı” dedi.

Akademisyen ve yazar Max Zirngast, Alp Kayserilioğlu’nun konuşmalarının ardından son sözü alan Doktor Şefik San, gerçekleştirilen toplantının, Hatay’ın diğer bölgelerinde de yapılması gerektiğini belirtti. Halkların ortak mücadelesine vurgu yapan San, “Birleşmiş halkların gücü yenilmez” dedi.

Forum sona ererken, tartışmaların ve önerilerin toparlandığı sonuç metnini, Savaşa Karşı Yaşam Hakkı Meclisi adına Eylem Mansuroğlu okudu.

‘HATAY İÇİN ÇOK GEÇ OLMADAN…’

Sonuç metninin tamamı:

Suriye’de 5 yılı aşkın süredir devam eden savaş ve Türkiye hükümetinin bu savaşta aktif bir taraf olma şeklindeki politikası Hatay’ı çok yönlü olarak etkilemektedir ve kent can güvenliğiyle, kültürel varlığıyla, kardeşçe yaşam geleneğiyle, ekonomisiyle birçok açıdan uçurumun eşiğine gelmiştir.

Daha savaş ortada yokken sınırda iş makinelerini çalıştırarak savaş hazırlığı yapan iktidar tarafından “Türkiye’nin iç meselesi” olarak tanımlanan “cihatçı savaşı” gelip içerde bizi vurmuştur.

Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürüldüğü Kasım 2015 ve Antep-Halep yolunun kesildiği Şubat 2016’dan bu yana kent geri çekilen cihatçıların yığılması ve Hatay-Kilis arasında bir cihatçı koridorunun açılması ile kentte olağanüstü bir trafik başlamış, savaşın gerilimini sınır içine çeken yeni kanallar oluşmuştur.

Kent içinde Nusra ve IŞİD dahil olmak üzere cihatçı görünürlüğü artmakta, bu grupların lojistik faaliyetler sığınmacılar ve yerli halk arasında örgütlenme çabaları engelsiz bir şekilde sürmektedir.

Aynı dönemde sığınmacılara yönelik devlet politikası ise, sınır boylarında şiddet, doğrudan ya da dolaylı zorla geri gönderme, toplumdan izole edecek şekilde sınırlama şeklinde biçimlenmiştir.

Sayısı 400 bini bulan Suriyeli sığınmacılar ise mülteci olarak kabul edilmemekte, hareketleri sınırlanmakta, ucuz işgücü olarak çalışmaktan, çocuk köleliğe, çocuk yaşta evliliğe ya da fuhuşa zorlanmaya dek uzanan olumsuz koşullar altında yaşamaktadır.

Sağlıklı barınma koşullarından yoksun olan sığınmacılar açısından olumsuzlukların en belirgin olduğu alan eğitim alanıdır. Suriyeli çocuklar laik olmayan ve cihatçı gruplara yakın dernekler tarafından kurulan eğitim merkezlerinde eğitim görmektedir.

Sığınmacıların yaşadığı olumsuzluklar cihatçılara yakın STK’ların istismarına ve cihatçıların örgütlenme çabalarına elverişli ortam sağlamaktadır. Bu, İslamcı örgütlenmelerin yerli halk içindeki faaliyetleri içinde etkileşim içinde ilerlemektedir.

Yakın vadede bir Türkiye cihadizminin açığa çıkması olasılığı ciddi bir tehlike olarak belirmiştir.

Kentin kültürel varlığı ve kardeşçe yaşam koşulları aşınmaktadır. Yahudi varlığı tükenmiş, Çerkesler kentte bir gelecekleri olmadığı kanaatiyle iltica başvurusunda bulunmuş, Alevi ve Hıristiyan kesimlerdeki tehdit algısı güçlenmiş, Sünni kesimler kışkırtıcı propagandanın nesnesi haline getirilmiş, sığınmacılar giderek artan bir yabancı düşmanlığı altında cihatçıların kucağına itilmektedir.

Kentin savaşla birlikte bozulan ekonomisi, bir dönem savaş ekonomisi ile dengelenirken, kaçak petrol akışının ve yağma siyasetinin tıkanması ile bu ekonomik tampon da ortadan kalkmakta, bu olumsuz ekonomik motivasyon toplumsal kesimler arasında gerilimleri tetiklemektedir.

Hatay için çok geç olmadan adım atılmalıdır. Cihatçı trafiğinin ve kent içindeki cihatçı faaliyetinin engellenmesi, sınırın savaşa yönelik lojistik destek faaliyetlerine kapatılması, savaş suçlarının ulusal ve uluslararası düzeyde deşifre edilmesi, hesabının sorulması öncelikli ve gereklidir ancak yeterli değildir.

Kent içinde yüzbinlerle ifade edilen sığınmacı nüfusu artık bu kentin bir gerçekliğidir. Uluslararası anlaşmalar gereği sahip oldukları hakları sağlanmayan bu büyük topluluğun istismar nesnesi olmaktan çıkması ve çatışmanın değil kardeşçe bir geleceğin unsuru olabilmesi için eğitim, çalışma ve sağlık alanında sosyal haklara eşit bir şekilde ulaşabilmelidir.

Sığınmacıların dışlanması, yalıtılması ve eşitsiz bir statüde yaşamaya zorlanması politikalarına karşın eşit ve entegre bir sosyal hizmet / sosyal hak anlayışı öne çıkarılmalıdır.

Sağlık hizmet birimleri artırılmalı, hem sığınmacıların hem de yerel halk açısından açığa çıkan sorunlar gözetilerek koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik özel tedbirler alınmalıdır. Sığınmacılar için de laik eğitim ilkesi işletilmelidir. Emek piyasasında her türlü eşitsiz statüde çalıştırma politikasına karşı eşit çalışma hakkı savunulmalıdır.

Sınırımıza dayanan yeni çatışmalara, sınırımızın bu yanında süren savaşlara, cihatçı faaliyetine ve Türkiyeli cihadizm tehlikesine karşı açık, cesur ve etkin bir mücadele örgütlenmelidir.

Savaşa karşı raporlama, teşhir, propaganda çalışmalarının yanı sıra, barış ve kardeşlik talebini kitlelerle buluşturarak alanlara taşıyacak kitlesel-pratik mücadeleler de örgütlenmelidir.

Suriye savaşı, iktidar tarafından Türkiye’yi yeniden biçimlendirmeye yönelik bir araç olarak da kullanılmaktadır. Savaş, gerici bir diktatörlük yolundaki bu iktidarın bu iktidar da savaşın varlık koşuludur. Hatay’ın barış mücadelesi; laik, demokratik, eşitlik ve kardeşliğin hakim olduğu barış içinde ülke bir mücadelesinin parçası olarak örgütlenmelidir.

1 Eylül Barış Günü, bu açıdan bir fırsat olarak değerlendirilmeli, bu toplantıda ortaya konan diyalog zemini ve birlikte mücadele olanakları, barış ve kardeşlik talebinin etkin bir şekilde dile getirilmesi için seferber edilmelidir.

* Taslak metindir.

PolitikYol