Star yazarı Ahmet Taşgetiren bugünkü yazısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’nü ele aldı.

Taşgetiren “Yürüyüş” başlıklı yazısında Adalet Yürüyüşü’nün bir toplumsal birikime tekabül etme amacı taşıdığını görmezden gelmemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Kılıçdaroğlu’nunkinin bir “Uzun yürüyüş” olduğunu yazan Taşgetiren, “Uzun yürüyüşlerin ayrı bir anlamı var. Kılıçdaroğlu’nun ‘Bıçak kemiğe dayandı’ ifadesi, bu yürüyüşün mantığını anlatıyor” diyor.

Kılıçdaroğlu’nun eyleminin klasik CHP tabanının ötesinde karşılık bulacağını ifade eden Taşgetiren yazısını şöyle sonlandırıyor:  “69 yaşında bir direnç yürüyüşüdür bu. Genç olsa bile her insan tükenebilir. Ama o tükenme halleri bile etkinliği artırır.”

Taşgetiren’in yazısının ilgili kısmı şöyle:

Şu yürüyüş.

Nasıl bakmalı ona?

İktidarın küçümsemesi, medyada kimi köşelerin alaya almaları, yıpratmaya yönelmeleri tabii.

Ama bir toplumsal birikime tekabül etme amacı taşıdığını görmezden gelmemek gerekiyor.

“Adalet talebi.”

FETÖ büyük bela. 15 Temmuz ülkeye karşı cinayet teşebbüsü. 15 Temmuz’a gelirken yaşananlar FETÖ belasının başka yansıma türleri.

Kimse “FETÖ ile mücadele”nin akamete uğraması gibi bir tavır içine giremez.

Ancak bu mücadele ile “bağlantılı” alanlarda yaşananlar, bana göre CHP’nin tabii tabanının çok dışında bir toplumsal zemini “Adalet arayışı” içine sürüklemiş bulunuyor. Yukarıda verdiğim örnek bunun için ve benzeri binlerce örnekten birkaçı.

İsterseniz Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü aşağılama eğilimi çerçevesinde “siyasal istismar” olarak görebilirsiniz. Ama istismarın da bir toplumsal karşılığının olması gerektiği açıktır. Zemini olmayan şeyin neyini istismar edeceksiniz?

CHP bugüne kadar Meclis’te muhalefet yaptı. Ve herkes bu muhalefetin hiçbir kıymet-i harbiyesinin bulunmadığı noktasında hem fikir. Hatta bizzat iktidar adına konuşanlar, “CHP muhalefetini Ak Parti için Allah’ın lütfu” olarak değerlendirdiler.

Yürüyüş farklı bir eylem türü.

“Adalet için”yürüyüş ise bir süredir dünya platformlarında “Türkiye’ye, Erdoğan’ın yönetim tarzına, hukuk ihlallerine yönelik sorgulamalar”a tekabül eden bir pankart.

Hatırlayalım, 11 Ekim 1998 Pazar. 28 Şubat’ın en civcivli günleri. “Özgürlükler İçin El ele” eylemi gerçekleşiyor. Bütün Türkiye, el ele tutuşuyor. Bence 28 Şubat’a karşı en sarsıcı eylem olmuştu o. Son derece barışçıl, milyonlarca insan katılmış ve tek kişinin burnu kanamamış. Ertesi günkü o günün merkez medyası, “Türkiye ayağa kalkmış gözaltına alınan kimse yok” diye haberlerle çıkıyor ve Pazartesi gecesi, polis harekete geçip, eylemde önde görünen yazarları, sivil toplum kuruluşu temsilcilerini evlerden topluyor. Toplananlar arasında eyleme Beyazıt Meydanı’nda katılan ve görüntülenen Dilipak ve ben de varım.

Demirel “Yollar yürümekle aşınmaz” demişti 1968’li yılların yol eylemleri için. Bazen umursamazlık, bazen demokrasi standardı olarak okundu bu söz.

Kılıçdaroğlu’nunki bir “Uzun yürüyüş.” Uzun yürüyüşlerin ayrı bir anlamı var. Kılıçdaroğlu’nun “Bıçak kemiğe dayandı” ifadesi, bu yürüyüşün mantığını anlatıyor.

Bir siyaset gözlemi olarak şunu söyleyeyim:

– Kılıçdaroğlu’nun eylemi klasik CHP tabanının ötesinde karşılık bulur.

En kötü şey, eylemin provoke edilmesi olacaktır. Eğer buna mani olabilirlerse, yürüyüşün her safhasında medyada “sempatik” haberler çıkması kaçınılmazdır. 69 yaşında bir direnç yürüyüşüdür bu. Genç olsa bile her insan tükenebilir. Ama o tükenme halleri bile etkinliği artırır.