Pazar, Kasım 27, 2022

Sözde ittifak: Türkiye’nin ana muhalefet ittifakının sancıları

Halil Karaveli

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki yılki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması ihtimali Türkiye’nin altılı masa ittifakında gerilimlere yol açarak, son anketlerde oylarını artıran Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarına karşı kurulan bu ittifakın varlığını sürdürebileceğine dair kuşkular yaratıyor. 

Türkiye’nin geçmişi, sosyolojisi ve Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu muhalefet ittifakının CHP dışında tamamen sağ görüşlü partilerden oluşması, sosyal demokrat Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Türkiye’de lâikler ile dindar muhafazakârlar arasında geçmişten bu yana devam eden kültür çatışması nihayete ermiş olsa da, sağın ve solun farklı şekilde yaklaştıkları etnik istekler ile artan sosyoekonomik rahatsızlıkların toplumsal çatışmayı ateşleyerek bu muhalefet ittifakının varlığını sürdürüp Erdoğan’a bir alternatif oldukları algısını ortaya koymalarını imkânsızlaştırmasa da oldukça zorlaştırmaktadır.

2 Ekim 2022 günü Türkiye’nin altı partiden oluşan muhalefet ittifakı, yaptıkları ortak basın açıklamasında adalet, kamu idaresi, şeffaflık, ekonomi, bölgesel meseleler, bilim ve teknoloji, eğitim, sosyal, dış ve güvenlik politikaları gibi hususlarda ortak politikalar üreteceklerini beyan ettiler. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İyi Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ve Demokrat Parti liderleri bu açıklamalarında “Halkımızın yararı için uygulayacağımız temel politikaları belirlemek üzere ortak bir çalışma grubu oluşturmaya karar verdik” ifadesinde bulundular.

Cumhurbaşkanına sınırsız yetki veren mevcut anayasayı değiştirmek, yürütme yetkisini yeniden meclise vermek ve yargı bağımsızlığını tesis etmek amacıyla bir araya gelen altı partiden oluşan muhalefet ittifakı Şubat 2022’de kuruldu. 2 Ekim tarihinde yaptıkları bu açıklamayla altı parti, yola çıktıkları demokrasiyi yeniden tesis etme amacının da ötesine geçerek geniş kapsamlı bir koalisyon programı sunduklarını ifade etmiş oldular. Ne var ki bu altı parti arasında mutlak bir uyumdan söz etmek pek mümkün değil. Son açıklamanın gizleyemeyeceği gerilimler ve fikir ayrılıkları gün yüzüne çıkmış durumda.

Bu muhalefet ittifakının baş mimarı, muhafazakâr kitlelere ulaşıp ülkedeki sağ-sol ayrımını ortadan kaldırmayı amaçlayan sosyal demokrat CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Diğer beş üyesi milliyetçi, muhafazakâr, İslamcı ve liberal sağ kesimlerden oluşan ittifakın solu temsil eden tek üyesidir CHP. Ancak Kılıçdaroğlu bu duruma ilişkin görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir: “Bugün gelinen noktada Türkiye’de sağ veya sol siyaset yoktur, ancak ve ancak demokrasiyi savunanlar ve otoriter rejimi savunanlar vardır.” 2010 yılında partinin başına geçtiğinden bu yana Kılıçdaroğlu, mütedeyyin kesime hitap etmeye özen gösterip “toplumun tüm kesimlerini barıştırarak hasar görmüş olan birlik duygusunu yeniden yaratacağına” söz vermiş, böylece toplumdaki CHP’nin İslami inanışlarla sorunu olduğu yönündeki algıyı yıkmaya çalışmıştır. Kılıçdaroğlu, bu doğrultuda, 2019 yılındaki yerel seçimlerde İstanbul’da merkez sağ kökenli Ekrem İmamoğlu’nu, başkent Ankara’da ise milliyetçi sağ kökenli Mansur Yavaş’ı aday göstermiştir.

Yavaş, muhalefet ittifakının en büyük ikinci partisi konumundaki İyi Parti’nin ve güvenilirliği şüpheli anketlere bakarak Yavaş’ın Erdoğan’ı yenebilecek en iyi aday olacağına inanan pek çok kişinin cumhurbaşkanı adayı olarak ilk düşündüğü isimdir. Oysa bu inanca sahip olanların gözden kaçırdıkları bir şey var: Oyları belirleyici olacak Kürt seçmenin sağ görüşlü bir Türk milliyetçisini desteklemesi pek mümkün değildir. Başkanlık seçimini büyük ölçüde Kürtlerin desteğine borçlu olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ise hem muhafazakâr milliyetçi Türklere hem de Kürtlere hitap eden ılımlı profili nedeniyle çok daha uygun bir aday olma sinyali vermektedir. Ne var ki İmamoğlu da cumhurbaşkanı olma arzusunu gizlemeyerek kendi adaylığını zora sokmuştur. Seçilmesi durumunda mevcut cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kendisine verdiği yetkileri meclise devretmeyerek kullanmaya devam edeceğine dair kuşkular uyandıran İmamoğlu’nun bu yaklaşımına bazıları “yeni bir Erdoğan istemiyoruz” diyerek karşı çıkmaktadır. Buna mukabil, ulusal sahnede özellikle görünmemeye dikkat eden Yavaş ise bu adaylık tartışmasından uzak durarak “devlet adamı” olarak görülmeye başlamıştır. Üstelik Yavaş ülkedeki siyasi meseleler hakkında bugüne kadar açıktan herhangi bir görüş beyan etmeyerek toplumun herhangi bir kesimiyle karşı karşıya gelmemiştir. Ancak olası adaylığı durumunda şüphesiz bu durum değişecek, zira milliyetçi sağ profili ön plana çıkacaktır.

Buna rağmen geçtiğimiz günlerde hem İmamoğlu hem Yavaş, parti disiplinine bağlılıklarını ifade ederek kendisi de aday olmayı isteyen Kılıçdaroğlu’una sadakatlerini ilan ettiler. Kılıçdaroğlu, bu iki ismin – özellikle de İmamoğlu’nun – olası adaylıklarından duyduğu rahatsızlığı birkaç farklı ortamda dile getirerek İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının görevlerinde kalmaları gerektiğini belirtmiştir. CHP lideri 5 Eylül’de bir adım daha atarak altılı masanın ortak cumhurbaşkanı adayı olmak istediğini ilan etmiştir. Kılıçdaroğlu bunu söylerken kendi partisinin üyelerinin arkasında olduklarını hissetmek istediğini de sert bir dille ifade etmişti. 23 Eylül’de CHP milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada Kılıçdaroğlu, “Benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum,” demişti. Bu çağrıya ilk yanıt ”Her koşulda genel başkanımın yanındayım,” şeklinde tweet atan İmamoğlu’ndan gelirken Yavaş ise attığı tweette “Adil yarınlar ve huzurlu bir gelecek için yanınızdayım,” mesajı vermişti.

İmamoğlu ile Yavaş genel başkanlarına destek verip adaylığına yeşil ışık yakarken, İyi Parti lideri Meral Akşener aynı davranışı sergilemekten oldukça uzaktı. Nazik üslubunu bozmamaya özen gösteren Akşener, ittifak partilerine hiç kimsenin bir dayatmada bulunamayacağını belirterek Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek vermedi. Akşener, sürekli tekrarladığı gibi, altı partinin adayının kazanma şansı olan bir kişi olacağını belirtmekle yetindi. Aslında bu, Kılıçdaroğlu’nun dini kimliğine üstü kapalı bir göndermeydi. CHP liderinin Sünni değil de ülkenin Müslüman yapısı içinde azınlık konumundaki Alevi inancına sahip olması, seçilmesini imkânsız olmasa da son derece güç kılmaktadır. Neticede Türk sağı Alevilere karşı çok derin ve keskin önyargılar taşımaktadır. 1970’li yıllarda aşırı sağcı milisler çok sayıda Alevi vatandaşı katletmişti. İşte Kılıçdaroğlu’nun karşısındaki bu mezhepçi muhalefet, milliyetçi sağın Türkiye’nin farklı dini ve etnik gruplarıyla uzlaşamayacağının bir göstergesidir.

CHP’nin sağcı ortakları benzer biçimde Kürt azınlığa kucak açmaya da pek yanaşmıyorlar. CHP’nin ileri gelen milletvekillerinden Gürsel Tekin geçtiğimiz günlerde, muhalefetin olası zaferi durumunda Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) hükümette yer verilebileceğini söylediğinde Meral Akşener bu açıklamaya çok sert tepki gösterdi. Oysa Kürt oyları önümüzdeki seçimde hayati öneme sahip ve Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki etnik kutuplaştırmanın sona erdirilmesi için gerekli tüm adımların atılması hususunda milliyetçi ortaklarını ikna etmek gibi zorlu bir görevle karşı karşıya. Kılıçdaroğlu’nun toplumsal barışı sağlamak için verdiği tüm çabalara rağmen CHP ile ittifakın diğer beş sağ partisi arasındaki ideolojik uçurum derinliğini korumaktadır. Türkiye’de lâikler ile dindar muhafazakârlar arasında geçmişten bu yana devam eden kültür çatışması nihayete ermiş olsa da, sağın ve solun farklı şekilde yaklaştıkları etnik istekler ile artan sosyoekonomik rahatsızlıkların toplumsal çatışmayı ateşleyerek bu muhalefet ittifakının varlığını sürdürüp Erdoğan’a bir alternatif oldukları algısını ortaya koymalarını imkânsızlaştırmasa da oldukça zorlaştırmaktadır.

Solcu etiketinden sakınan Kılıçdaroğlu sosyal demokrat tanımlamasını tercih ediyor olsa da müesses kapitalist düzene meydan okuması nedeniyle sağ müttefikleri ile bu noktada ciddi biçimde ayrı düşmektedir. Kılıçdaroğlu, ülke ekonomisini “sömürdüklerini” söylediği iktidara yakın beş holdingin tüm varlıklarını kamulaştıracağının sözünü vermiştir. Kılıçdaroğlu yalnızca yandaş kapitalist “hırsızlık düzenine” değil, neoliberal kapitalizmin bizzat kendisine de meydan okuyor. CHP lideri, “vahşi kapitalizm” ve neoliberalizmin “tüm dünyayı felakete sürüklediğini” düşünüyor. Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte, dünyanın çeşitli ülkelerinde daha adil bir refah ve gelir dağılımı için mücadele veren aktivistler ve siyasetçilerle bir araya geleceğini belirtmişti. Bu kişilerden biri de Kılıçdaroğlu’nun bu haftaki ABD ziyaretinde görüşeceği sosyalist Amerikan senatör Bernie Sanders. Bu, CHP’nin sağ görüşlü ittifak ortaklarının kabul edebilecekleri bir siyasi vizyon değildir. Mesela Erdoğan’ın eski ekonomi bakanlarından ve serbest piyasa ekonomisinin ateşli bir destekleyicisi olan Demokrasi ve Atılım Partisi lideri Ali Babacan’ın Kılıçdaroğlu’nun neoliberal kapitalizm hakkındaki görüşlerine katıldığı söylenemez.

Türkiye’nin geçmişi, sosyolojisi ve Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu muhalefet ittifakının CHP dışında tamamen sağ görüşlü partilerden oluşması, sosyal demokrat Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Türkiye’nin geçmişi, geleceğe dönük bir sosyal demokrat yapı olasılığını asla vaat etmiyor. Tarih boyunca Türkiye’de sol daima daha az sevilen üvey evlat olmuştur. 2021 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasında halkın üçte ikisi kendisini muhafazakâr, milliyetçi ve İslamcı olarak tanımlarken, kendisine sosyal demokrat ve sosyalist diyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 13 olmuştu. Türkiye cumhuriyeti tarihi boyunca yalnızca bir tane sol hükümet görev yapmıştır. Türkiye’de halkın geniş kitlelerini etkileyen ekonomik sıkıntıların sosyal adalet taleplerini arttıracağı düşünülebilse de bu durumun sosyal demokratlara bir fayda sağlayacağı pek söylenemez, özellikle de sol düşüncenin dünya çapında gerileme yaşadığı şu dönemde.

Sosyolojik yapısına ve dünyadaki genel eğilimlere bakıldığında Türkiye’de baskın siyasi geleneğin yani sağın bu fırsattan yararlanarak bir başka seçim zaferine doğru koşacağını söyleyebiliriz. Ne var ki bu geleneğin mevcut ve en başarılı ismi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan hâlâ son derece güçlü. Son seçim anketlerinde Erdoğan’ın yükselen oyları, muhalefet ittifakının ilk başlardaki ivmesini kaybetmiş ve Erdoğan’ın 2023’te yeniden seçilmeye çok yakın olduğunun öncü göstergesi sayılabilir.

(Bu yazı, https://www.turkeyanalyst.org/publications/turkey-analyst-articles/item/693-illusions-of-unity-the-travails-of-turkey%E2%80%99s-main-opposition-alliance.html adresinden Hasan Kaya tarafından çevrilmiştir.)

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
52,032TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER