Serkan Üstün

Seçmenlerin sandık başına gitmeye başladığı Avrupa Parlamentosu seçimlerini Almanya’da yaşamını sürdüren gazeteci Özgür Çoban’la konuştuk.

Özgür Çoban

Avrupa Parlamentosu seçimleri için oy kullanma işlemi bugün başladı. Pazar günü sona erecek olan seçimler Avrupa Birliği’nin kaderi için kritik. Ekonomik sorunlarla ve göçmen krizi ile boğuşan Avrupa’da hemen herkes yükselen aşırı sağı konuşurken AB karşıtı bu güçlerin Avrupa Parlamentosu’nda güçlü bir başarı elde etmesinin Avrupa bütünleşmesi fikrine zarar vereceği ve milliyetçi fikirlerin güç kazandığı ortamda ulusal sınırlara dönüşün hızlanacağı endişesi yaşanıyor.

Seçim öncesi konjonktürü ve seçimlere giden siyasi öznelerin son durumunu PolitikYol’a değerlendiren gazeteci Özgür Çoban, bu seçimlerin esas olarak AB’nin bir barış ve medeniyet projesi olduğuna inananlar ile birliğin bir an önce dağıtılmasını, ülkelerin ulusal sınırlarına çekilmesini savunan neofaşistler arasında geçeceğini ifade ediyor.

Çoban’a göre sağın oylarını artırması beklense de sandıklarda büyük bir patlama yapma olasılığı düşük. Yine de böyle bir başarı sağlanması halinde AB gelecekte büyük sıkıntılar yaşayabilir. Hatta AB’nin dağılma riski bile gündeme gelebilir.

Seçimlerde solun durumuna da değinen Çoban, sol adına iç açıcı bir tablonun ortaya çıkmasının zor olduğunu ve çeşitli ülkelerde ortaya çıkan sol hareketlerin birlikte hareket ettiklerine ya da etmeye çalıştıklarına dair bir emarenin henüz mevcut olmadığını belirtiyor.

  • ‘Avrupa Birliği fikri’ne ideolojik köken itibariyle karşı olan aşırı sağ siyasi partiler bu seçimler için birlikte hareket etme kararı aldılar. Seçimlerde de önemli bir başarı yakalamaları bekleniyor. Aşırı sağın seçimlerdeki şansını nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle Avrupa Parlamentosu (AP) neden önemli buradan başlayalım isterseniz. AP seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip vatandaşlar, görünümü itibarıyla bir devletler topluluğu olan Avrupa Birliği’nin politikasına yön verecek bir kurumu oluşturuyorlar. Bu hafta sonu yapılacak AP seçimlerinde, AB’nin bir barış ve medeniyet projesi olduğunu inananlar ile birliğin bir an önce dağıtılmasını, ülkelerin ulusal sınırlarına çekilmesini savunan neofaşistler yarışıyor. AP’de toplam 751 milletvekili görev yapıyor ve ülkelerin parlamentoya göndereceği milletvekili sayısı nüfuslarının büyüklüğüne göre belirleniyor. Bu seçimler bana göre talihsiz sayılabilecek bir döneme denk geldi. Şöyle ki; merkez siyasetin eridiği, aşırı sağın güçlendiği bir dönemden bahsediyoruz. Sorunuza gelirsek, esasında Avrupa aşırı sağı hiçbir zaman bir çatı altında bir araya gelemedi. Zaman zaman bir takım girişimler oldu ama sanıyorum faşizm konusundaki ton farkı ve ülkelerde neofaşizme yönelik reaksiyonların dozları buna engel oldu.

Geçenlerde ortak hareket etmeyi sağlama adına yeni bir girişim daha kuruldu. Bu kez İtalyan neofaşist Lega Nord’un lideri ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, aşırı sağcı liderleri Milano’da konuk etti. Salvini, burada yaptığı açıklamalarda, AP’de “Avrupa Halklar ve Uluslar İttifakı” adıyla yeni bir aşırı sağcı siyasi grup kurulmasını istediklerini söyledi. Bu buluşmayı, yeni bir çatı oluşturma ve Salvini’nin de “birleşik Avrupa ideali”ne karşı çıkan neofaşişt partilerin liderliği pozisyonuna doğru hamlesi olarak değerlendirebiliriz.

  • Aşırı sağ AB’nin geleceğini etkileyebilir mi? Bu seçimlerde yakalayacakları bir başarı AB politikalarının oluşmasında ya da sabote edilmesinde önemli rol oynar mı? Ayrıca Brexit Partisi İngiltere’de anketleri alt üst etmiş durumda. Bu tür partilerin AP seçimlerinde başarı yakalaması orta vadede Avrupa bütünleşmesi fikrine zarar verir mi?

Ben aşırı sağın öyle söylendiği gibi oy patlamaları yaparak AP’ye gireceğine inanmıyorum. Evet olabilir, oyunu önemli miktarlarda artırabilir çünkü ellerinde her gün acımasızca ve ahlaksızca yağmaladıkları göçmen krizi var. Göçmen meselesini insanların kaygı ve korkularını köpürtmede oldukça ehil bir şekilde kullanıyorlar. Ancak son tahlilde  “Bu seçimlerde yakalayacakları bir başarı AB politikalarının oluşmasında ya da sabote edilmesinde önemli rol oynar mı” sorunuza ilişkin olarak bugünden bir şey söylemek zor. Asıl riskin bu partilerin güçlerini artırarak AP’de temsillerini devam ettirmeleri olduğunu düşünüyorum. O zaman somut bir tehlikenin varlığından söz edilebilir ama gelinen noktada, neofaşistlerin ötekileştirme, nefret ve mitlerle örülü politikaları, ucuz, popülist ve içi boş sloganlarıyla AB’yi hedefleri konusunda ters yüz edebileceklerine inanmıyorum. Mesela, sorunuzda İngiltere’deki Brexit Partisi’nden söz ettiniz. İngiltere’nin kıdemli faşistleri tarafından kurulan, kapsamlı programı olmayan bu parti anketlere göre şu anda yüzde 30 bandında görünüyor. Buradan yola çıkarak hiçbir gerçekçi önermeleri olmayan, fantastik politika üreten aşırı sağcıların koşulların ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Ne oluyor İngiltere’de peki? Seçmen, Muhafazakâr Partiyi Brexit performansında gösterdiği başarısızlık nedeniyle cezalandırıyor. Bana göre muhafazakârların gelmiş geçmiş en başarısız lideri olan Theresa May bu sonu hazırladı. Aşırı sağcılar da May’in bu beceriksizliğini iyi kullandı. Meselenin bundan ibaret olduğunu düşünüyorum.

Ezcümle AP seçimlerinde kendisini merkez siyasete yakın hissetmeyen seçmenin bir nevi isyanını izleyebiliriz. Bunun için de en uygun zeminin duruma göre politika üreten aşırı sağcı partiler olduğunu görüyoruz. Burada Avusturya’da yaşanan Strache olayına da değinmek gerekiyor. Avusturya’daki aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) Lideri ve Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache’nin görüntüleri medyaya yansıyan rüşvet pazarlığı aşırı sağ açısından tabloyu biraz karıştırabilir. Buna benzer bir olay Almanya’da da olmuştu. Almanya için Alternatif adlı faşist partinin kaynağı belirsiz, yüklü bir parayı “bağış” olarak kabul ettiği ortaya çıkmıştı. Buradan yola çıkan Avrupalı siyaset bilimciler, bu yolsuzluk meselesinin sadece Strache’ye özgü olmadığını, neredeyse tüm aşırı sağcı politikacıların bu ahlaksızlığın bir parçası olduğunu söylüyorlar. O nedenle bu Strache meselesinin aşırı sağa belli oranlar da oy kaybettirebileceğini de vurgulamak gerekiyor.

  • AP seçimlerinde sosyal demokratların ve sosyalistlerin durumunu nasıl görüyorsunuz? Radikal seçenekler içinde Diem25 gibi yeni oluşumların Avrupa’daki karşılığı ne durumda. Merkez siyasetin eridiği ortamda radikal sağa alternatif oluşturabilecekler mi?

Bu seçimde Avrupa solu için iç açıcı bir tablonun ortaya çıkacağını düşünmüyorum. Solun AB sınırları içerisinde Almanya, İngiltere, Fransa ya da İtalya gibi lokomotif ülkelerde girdiği seçimlerde yaşadığı hezimetin AP seçimlerinde de tekrarlanma olasılığının yüksek olduğuna inanıyorum. Son dönemde sol adına başarı olarak söz edebileceğimiz tek seçim İspanya’da oldu. Sol mesela Portekiz’de de güçlü hâlâ ama burada şuna dikkat etmek gerekiyor; bunlar 2015’tek mülteci akınından en az etkilenen ülkeler. Yani oradaki aşırı sağcıların kullanabilecekleri bir göçmen kartları yok ellerinde. Buna rağmen İspanya’da aşırı sağcı VOX’un parlamentoya girdiğini ve bunun faşist Lider Franco’dan sonra bir ilk olduğunu notunu da düşelim buraya. Sizin de bahsettiğiniz Diem25 tarzında başka oluşumlar da var AB’de. Mesela Almanya’da sol tandanslı Auftstehen (Ayağa Kalk) bunlardan biri. Ancak ben bu tip oluşumların başarılı olması için gerekli siyasi konjonktürün bulunmadığını görüyorum. Şu anda neredeyse tüm Avrupa, medyayı iyi kullanan neofaşist liderlerin etkisinde ve herkes bu göçmen meselesine kilitlenmiş durumda. Bazı ülkelerdeki merkez partilerin –ki buna sosyal demokratlar da dahil- aşırı sağcıların dümen suyuna girdiğini eklersek, sol adına bir güçlü bir hareketlenme beklemek bu dönemde biraz mantıksız olur diye düşünüyorum. Mesela, Avusturya’da ırkçı partinin sloganlarıyla politika üretmeye çalışan sosyal demokratların silinip gittiğine hep birlikte şahit olduk. Bununla birlikte çeşitli ülkelerde ortaya çıkan sol hareketlerin birlikte hareket ettiklerine ya da etmeye çalıştıklarına dair bir emare de henüz mevcut değil.

  • Avrupa ile ilgili son yıllarda yaşanan ciddi ekonomik ve siyasi tartışmalarla birlikte ele aldığımızda Avrupa Birliği fikrinin aşındığını, Brexit’ten sonra Sprexit, Grexit (bu belki daha eski bir tartışma olarak değerlendirilebilir) gibi tartışmaların yapıldığını düşünürsek Avrupa Birliği’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

AB’nin kuruluşundaki “barış” ve “demokrasi” hedeflerini muhafaza ettiği sürece anlamlı bir yapı olduğunu düşünüyorum. Tersten düşünelim, çoğulculuk, demokrasi, temel insan hakları yerine baştan aşağıya milliyetçiliğe bulanmış bir AB’nin ne anlamı kalır ki? Almanya’daki aşırı sağcı parti arada bir AB’den ayrılma meselesini “Dexit” adı altında gündeme getiriyor ve kamuoyunu yokluyor ama burada beklenen destek gelmedi. Aşırı sağcılar, sürekli olarak AB ile ilgili “ülkelerin egemenlik haklarını gasp ediyor” şeklinde politika yapıyor ve ekonomik bağımsızlık istiyorlar. Bu söylem, özellikle AB’nin ekonomik hacim açısından küçük ülkelerinde çok etkili oluyor. Ben kısa ya da orta vadede yeni bir Brexit vakasının yaşanacağını düşünmüyorum. AP seçimleri, bir anlamda vatandaşların AB’yi nasıl değerlendirdiklerini de gösterecek bize. Eğer AP’deki atmosfer aşırı sağcılar lehine değişirse ve bu durum kalıcı hale gelirse ben AB’nin gelecekte büyük sıkıntılar yaşayabileceğini ya da dağılma riski oluşabileceğini öngörüyorum ama şu anda oldukça uzak bir tehlike. Buraya kadar ki değerlendirmelerin önemli bir bölümü seçime yönelik projeksiyonları ve siyasi konjonktürü dikkate alarak yaptık. Ancak seçim sonuçlarına göre durumu yeniden değerlendirmenin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.