Söyleşi: Serkan Üstün

CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, son çıkan seçim yasasını ve Facebook-Cambridge Analytica veri skandalını PolitikYol’a değerlendirdi.

Adıgüzel, Türkiye’de son çıkan seçim yasası ile birlikte sandık başında yapılabilecek olası seçim manipülasyonlarına karşı CHP’nin aldığı önlemleri ve son zamanlarda dünyayı sarsan sosyal medya üzerinden algı yönetimi yoluyla ABD başta olmak üzere bazı seçimlerde uygulandığı iddia edilen manipülasyonları değerlendirdi.

CHP’nin bilişim altyapısı ve sandık başında kuracağı iyi bir örgütlenme ile sandık hilelerinin önüne geçeceğini belirten Adıgüzel, kişisel verilere ulaşarak yapılabilecak manipülasyonlar konusunda da şuan Türkiye’de veriye ulaşma anlamında AKP lehine ciddi bir eşitsizlik olduğunu ancak Türkiye’de demokrasi isteyen güçlerin bu oyunu bozabileceğini dile getiriyor.

  • Yeni çıkan seçim yasasında en çok tartışılan 3 konu vardı. Mühürsüz oyların geçerli sayılması, aynı adreslerde yaşayanların farklı sandıklarda oy kullanmasının önünün açılması ve sandıkların taşınabilmesi. Tüm bunlar seçim güvenliği ile ilgili toplumda ciddi endişe yarattı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir yasa değil, adrese teslim ihale şartnamesi. İktidar, ittifakının başarılı olabileceğini düşünmediği için önlemler almaya çalışıyor. Bunun içinde biraz önce saydığınız başlıklar var; Mühürsüz oyların geçerli sayılması, sandıkların taşınması, güvenlik güçlerinin sandık başına çağrılabilmesi gibi durumlar söz konusu. Komşuların aynı sandıkta oy kullanması uygulaması, eskiden kendiliğinden bir kontrol mekanizması sağlıyordu. Bunların hepsini rafa kaldıran, gerekçesini de açıklayamayan bir anlayışla adımlar atılıyor. Bununla birlikte ittifak için de çeşitli düzenlemeler yapıldı. Ancak dünyanın hiçbir yerinde olmayan düzenlemelerin hayata geçirildiğini görüyoruz. Örneğin, ittifak partilerine oy verme seçeneği var. İlçe seçim kurullarında ya da il seçim kurulunda oy verilen partilerin ayrılması ve ittifaka verilen oyların ayrılıp partilere dağıtılması söz konusu. Biz bugüne kadar şunu bilirdik; “projeksiyon” kararsız seçmeni dağıtan anketlerin ve bilimsel araştırmalar yapan akademisyenlerin işiydi. Bugün, görüyoruz ki, aslında anayasaya da dünyadaki evrensel ilkelere de aykırı olarak, seçmenin kime oy verdiği YSK tarafından projekte ediliyor. Sen 5 oy aldın, 1 pay alırsın, 10 oy aldın 2 pay alırsın diyerek YSK’da dağıtılacak. “Seçmenin bir iradesi var” deniliyor. Sandığa yansıyan irade, sonuca iktidarın matematiksel hesaplarıyla dağıtılıyor. Ayrıca, sandık kapalı alandan çıkarılırsa her türlü dışardan müdahalenin ve manipülasyonun önü açılır. Güvenlik görevlisini eskiden sadece sandık görevlileri çağırabiliyordu. Oradaki herhangi bir vatandaş çağırdığı zaman bu, kaosun önünü açar. Defalarca sandık başında görev almış, okullarda sorumlu olmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum: Asıl olan oradaki sağduyu, sorunun çözümünde ortak aklı egemen kılmaktır. Ne kadar ortak akıldan uzaklaşırsak, şiddeti, polis gücünü öne çıkartırsak ülke o kadar kutuplaşıyor, bunun yansımaları da hayatın her alanında oluyor. Belki bir seçimi kazanmış olacaklar ama bu arada feda edilenleri kimse görmemiş olacak.

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNECEK

Türkiye’de seçim güvenliği noktasında ciddi kuşkular var. Bütün süreçler şeffaf yürütülüyor ve bilgiler kamuoyunun denetimine sunuluyor olsa hiçbir sorun yaşamayız. Ancak hep yangından mal kaçırma telaşı var iktidarda. Bunu 16 Nisan referandumunda hep beraber yaşadık. Mühürsüz oylar geçerli sayıldı. Anlamsız bir şekilde atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini de söyleyerek durumu kapatmaya çalıştılar. Ama biz diyoruz ki, yanlış hesap Bağdat’tan dönecek. 2019’da biz 1 tane oyu bile çaldırmayacağız.

  • Bunu nasıl yapacaksınız?

Türkiye’de seçimine göre ortalama 150-200 bin sandık var. Bu sandıklara bir tane, iki tane kahraman bulacağız. Ben onlara “kahraman” diyorum. Çünkü ülkenin geleceğine sahip çıkacaklar. Bununla birlikte bütün sonuçları merkezde toplayarak 1 tane seçmenin aklında sorun kalmasın, soru işareti oluşmasın diye mücadele edecekler. Adaletli seçim bugün bu ülkede bütün kesimlerin ihtiyacı. Ben biliyorum ki, AKP’li bir vatandaşımız da maçı hile ile kazanmak istemez. Hakemin satın alındığı maçı kazanmak istemez. Türkiye’de muhafazakâr, sağcı, solcu hiçbir vatandaş sonuçların kendi aleyhine manipüle edilmesini istemez. Seçmenin iradesi sandığa nasıl giriyorsa sandıktan da öyle çıksın ister. Birileri lafta milletin iradesi, halkın iradesi diyor. Biz de diyoruz ki, CHP olarak milletin iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız.

Dünyada teknoloji hızla ilerliyor. Seçim sonuçlarını manipüle etmek için hala böyle ilkel yöntemler kullanıyor olmamız da üzücü. Bir barkod sistemi geliştirilip bu sistem doğru bir şekilde takibe alınabilir. Dünyanın birçok ülkesinde sandıklara GPS’ler takılıyor ve o sandıklar oradan seçim kuruluna gidene kadar takip ediliyor. Ona öyle kelepçeler takılabilir. Sandığa, zarfa ve pusulaya barkod sistemi oluşturularak hangi sandıkta oy kullanıldığı kolaylıkla kanıtlanabilir. Mesele şeffaf, demokratik bir şekilde seçim yapmak değil. “Bizim ittifakımız toplumda karşılık bulmuyor, biz seçimi nasıl kazanırız?” diye arka kapıdan dolanmaya çalışıyorlar. Ama biz bütün kapıları kapatacağız. Dediğim gibi, 16 Nisan referandumunun da yanlış hesabını da Bağdat’tan döndüreceğiz. 2019’da bir tane oyu çaldırmadan, adil seçim olmasını isteyen bütün vatandaşlarımızı davet edip, kurduğumuz bilişim altyapısıyla bunu en hızlı şekilde takip edeceğiz. Yeter ki vatandaşlarımız “adaletli seçimlere sahip çıkıyoruz” desinler. Partililerimiz zaten bütün seçimlerde fedakârca çalışıyorlar. Bunu hep birlikte başarabiliriz.

BİLİŞİM ALTYAPIMIZLA RİSKLİ ALANLARI TESPİT EDİP ÖNLEM ALIYORUZ

Şu an Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 70’i mobil üzerinden internete bağlanıyor. Burada parti olarak teknolojiden de olabildiğinde yararlanmak zorundayız. Bu noktada, geliştirdiğimiz mobil uygulamayla da tutanakların fotoğrafları üzerinden anlık karşılaştırma imkânı bulabileceğiz. Ayrıca riskli alan analizleri yaparak Türkiye’de sandık örgütlenmesinde potansiyel sorunlar yaşanacak sandık çevrelerini tespit ediyoruz ve oralar için gerekli önlemler alınmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Bizdeki oy verme sistemi şöyle: Sabah bir kurulu oluşuyor. Bu sandık kurulu oradaki görevlerini yapıyor. Akşam sayıyorlar. Sonunda bir çetele oluşuyor. Bizim amacımız orada atılan oyları en doğru şekilde sonuçlara yansıtmak. Bunun için de partiler temsilciler gönderiyor her sandığın başına. Genel merkezde de bunun ayrıca takip eden bir yapı var. Bütün arkadaşlarımız aslında işini doğru yaptığı zaman sorun kalmayacak. Oy kullanırken gözünü ayırmayıp dışarıdan oy getirilmesini engelleyebilirsek, oyunun fotoğrafını çekmesine izin vermezsek, birilerinin dışarıdan gelip, engelli-yaşlı vatandaşların oyuna müdahale etmesini engellersek, oy verme işleminin ardından sandığın başında durup sonuçları tek tek takip edersek, itiraz edilmesini gereken yerlerde itiraz edip tutanak tutarsak, sonrasında çeteleleri düzgün bir şekilde tamamlayıp imzalı tutanakları alırsak hiçbir sorunumuz kalmaz.

  • Facebook ve Cambridge Analytica meselesine gelelim. Sandık başındaki manipülasyon yöntemlerinin yanında sosyal medya manipülasyonu da şuan gündemde. Türkiye’de de malum seçimler yaklaşıyor. Sosyal medya da önemli bir propaganda aracı. Bu araçlar da zaman zaman maniple edilip kullanılıyor. Sizin de bu konuda araştırmalarınız ve açıklamalarınız olmuştu. Bu konu hakkında neler söylersiniz?

Bu konuyu uzun süredir araştırıyorum. Uluslararası yayınlarda uzun süredir bu konu işleniyor. Ben de takip etmeye çalışıyorum. Cambridge Analytica meselesi Türkiye’de yeni tartışılmaya başlandıysa da dünyada ABD seçimlerine yönelik sosyal medya manipülasyonu uzun süredir konuşuluyor. Rusya’nın seçimlere bir biçimde Trump lehine müdahale ettiği dahi söyleniyordu.

Burada Cambridge Analytica adlı araştırma şirketi gibi görünen ama kişisel verilerin sınıflandırılması üzerinden sosyal medya üzerinden seçim propagandası ve manipülasyonu yapan bir şirketin Facebook tarafından elde edilen kişisel verileri bir usulsüz bir şekilde kullandığı görülüyor.

ALGI GERÇEĞİN ÖNÜNE GEÇİYOR

2016 yılında Oxford sözlüğünde yılın sözcüğü “post-truth” olmuştu. Yani “gerçek ötesi”, algının gerçeğin önüne geçmesi. Aynı süreçte big-data çalışmaları vardı dünyada. Data mining (veri madenciliği) ile o büyük verinin işlenmesi sayesinde insanlar hakkında birçok bilgiye ulaşılıyor. Tüm bunlar, dünyada pek çok çalışmanın şekil değiştirmesine sebep oldu. Tabii siyasi propaganda da şekil değiştirdi. Örneğin “bütün kadınlara özgürlük getireceğiz” evrensel bir söylem ama “merdiven altı işsizliği önleyeceğiz” dediğiniz zaman bütün kadınları kapsamıyor. Artık mesajları kişiye özel vermek gerekiyor. Bu, reklamcılıkta da öyle. Yani, insanların beklentisi bilinerek o beklentiye özel ürün üretiliyor. Artık teknoloji 4.0’la iş şuna döndü: Üretici senin ayağına göre ayakkabı üretir ve onu sana nasıl satacağını bilir. Tüketicinin beklentilerine göre bir ürünü sana nasıl satacağını öğrenmiş arama motorları var. İnternette bir ayakkabı bakıyorsun, alana kadar o ayakkabıyı gözünün içine sokuyorlar. Böyle hızlı, hareketli bir reklam sistemi var. Bunun içinde de kişileri tanımak, onların tepkilerini analiz etmek çok önemli. Aslında Cambridge Analytica’nın temelini oluşturan sistem, defalarca dünyada uygulanmış, kişileri tanımaya yönelik anketlerden biri. Bunu farklı kılan, Facebook gibi ucu bucağı olmayan bir internet mecrasında kullanıma geçmiş olması. Bu işin ana mantığına baktığınızda da kişi doğru bilgilerle arkadaşlarına ya da çevresindekilere ulaşacak bir alan oluşturuyor. O alanı oluştururken kendini tanıtıyor, fotoğrafını koyuyor, hangi takımlı olduğunu ve ne düşündüğünü açıklıyor. Daha da önemlisi, yaptığı beğeni ve aramalarla neye ilgi duyduğunun izlerini bırakıyor. Okuduğumda çok şaşırmıştım, birçok parti toplantısında da anlattım. Sistem kullanıcıyı 70 beğeni ile standart bir arkadaşından iyi tanıyor. Hatta 150 beğeni ile ebeveynlerinden, 300 beğeni ile eşinden daha iyi tanıyacak bir sistem oluşturulmuş. Bu tabi bir PR balonu da olabilir. Yine de bu bilgilere ulaşmak zor değil. Sonradan bu eleştiriler olunca Facebook bu beğenileri göstermeyi yasakladı. Bu da iddiaların gerçekçi olduğunun göstergeleri. Tüm bu analizler sonucunda nasıl siyasi kampanya yapılacağının notları oluşturuluyor. Post-truth kavramını da onun için söyledim. Gerçeğin algının gerisinde kalması. Bunun birkaç örneği Türkiye’de de yaşandı. Havuz medyasında algı gerçeğin önüne geçirilerek yönetiliyor zaman zaman. Aynı sistemin Brexit ve Fransa seçimlerinde de kullanıldığı söyleniyor.

ABD seçimlerinde ise Trump’ın ekibinin sosyal medyaya ciddi bir yatırım yaptığını, oradan ciddi bir bağış topladığını ve o bağışları sosyal medyada tekrar harcadığını biliyoruz. Bu konuda deneyimli bir ekibi de var. Örneğin şunu yapıyorlar orada: Clinton’un doğal seçmenlerine, direkt Trump’tan olmayan, Örneğin, “Clinton gelirse tüm göçmenlere kapıları açacak” gibi Clinton’un söylediği varsayılan mesajlar veriliyor. Bunun olması belki imkânsız ama bir süre sonra algı öyle yükseliyor ki, gerçek diye bir şey kalmıyor. Bazen bu Türkiye’de havuz medyası tarafından da uygulanıyor. ABD’de örneğin, Hilary Clinton’un doğal seçmeni olarak görülen siyahilere yönelik, “Hilary’nin siyahileri vahşi hayvanlara benzettiği” iddia edilen videolar paylaşıldı. Öyle bir yön verme şansınız da var gönderilere. İlgi alanlarına göre, hedef kitleyi belirleyip yönlendirebiliyorsunuz. Para yatırarak da bu gönderileri promote edecek (yükseltecek) imkanlar bulunabiliyor. Bu şekilde seçimlere müdahale edildiği, Hilary’i destekleyecek seçmenlerin sandığa gitmekten vazgeçtiği ve seçimin kazanıldığı iddia ediliyor. Tabi bu arada insanların verileri izinsizce toplandığını ve onların siyasi bir mecrada kötü niyetle kullanıldığını görüyoruz.

ETİK KURALLAR ÇERÇEVESİNDE TEKNOLOJİYİ EN İYİ ŞEKİLDE KULLANMAYA ÇALIŞIYORUZ

Bir yandan da dünyada yalan haber üreten merkezler oluşuyor. Bunlar ürettikleri haberlerle, oluşturdukları algıyla gerçekliğin üstünü örtmeye ve bir süreci manipüle etmeye çalışıyorlar. Özellikle big data içinde yapılan çalışmalar ve bilimsel analizler her alanda kullanılıyor. Bunlar ciddi maddi kaynak isteyen çalışmalar. Türkiye’de de bu anlamda ciddi bir eşitsizlik var. Bir parti devletin bütün imkanlarını kullanıyor. Bütün çalışmaları devlet kurumlarına yaptırabilecek imkanlara sahip. Örtülü ödeneği var, istediği bilim adamını akademinin dışında bırakabilecek KHK sopası var. Bu imkanlar ve teknoloji ile seçimler çok daha fazla manipüle edilebilir. Bu da işin bir boyutuyla gerçekten korkutucu. Biz de CHP olarak tabi ki bilimi ve bilimsel çalışmaları çok yakından takip ediyoruz. Etik kurallar çerçevesinde bunu nasıl kullanabileceğimizi de kendi aramızda konuşuyoruz. Türkiye’deki akademisyenlerle, bilim insanlarıyla, etik kurallar çerçevesinde, kişilik haklarına saygılı bir şekilde, elimizdeki kaynaklarla teknolojiyi nasıl daha iyi kullanabileceğimizi düşünüyoruz. Riskli alan analizlerini ve seçmen davranışlarını test etmeye çalışıyoruz. Vatandaşların verilerine bir tıkla ulaşabilecek mesafede olanların kötü niyetli kullanımına açık bir süreç de var önümüzde. Aktroller ve havuz medyası da dengeyi AKP lehine önemli ölçüde bozuyor. Ayrıca ABD’de ciddi bir medya dengesi var. Bizde bu denge bozuk. Yargı, yasama ve yürütmeden sonra kamuoyu denetimi alanındaki en önemli denge unsuru medya. Evlere hala yüzde 95 oranında televizyonlar giriyor. İnternet bu açığı kapatsa da hala öncelik televizyonda. Seçmen kitlesi büyük oranda oradan şekilleniyor. Türkiye’de algı buralardan gerçeğin önüne geçiyor.

DEĞİŞİM İSTEYENLER KAZANACAK

Tüm bunlara rağmen son birkaç ayda gördüğüm net bir şey var: Umutsuz olmamak gerekiyor, çünkü iktidar bataklığın içine o kadar batmış ki, bunu gizleyemiyor. İttifak yasaları, iki genel başkanın birbirine verdiği söz, toplumda karşılık bulmuyor. Karşılık bulmadığı için de kaybetmeye mahkumlar. Bu noktada algı yönetimi de onların işine yaramaz. Onun ekmeğini yeterince yedi iktidar. Bugün bütün kaynaklarını seferber eder ama 16 Nisan 2017’de olduğu gibi insanlar, “Biz farklı gerekçelerle de olsa Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz. Biz Türkiye’de barış istiyoruz, değişim istiyoruz, laikliğin sağlamlaşmasını istiyoruz, demokrasi istiyoruz, normalleşme istiyoruz, parlamenter sistemi güçlendirmek istiyoruz.” diyecekler ve biz, Türkiye’de değişim isteyenler kazanacak.