Murat Aksoy

“HDP olarak Millet İttifakına daha yakınız ama…”

Kobani Davası’nın siyasi bir dava olduğunu ifade eden HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu, HDP’nin ittifaklar konusunda duruşunu ise; “Biz varolan ittifaklar konusunda “Millet İttifakı’na” daha yakın olmakla birlikte bu ittifakın içinde değiliz.” dedi.

HDP uzunca bir süredir siyasi iktidar bloku tarafından tasfiye edilmek isteniyor. Milletvekilleri tutuklanıyor, belediye başkanları görevden alınıp tutuklanıyor. Son olarak hakkında kapatılma davası açıldı ama dava AYM tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade edildi.

Yarın da, kapatma davasına temel olan davalardan birisi olan Kobani Davası başlayacak.

Peki HDP bütün olanlara nasıl bakıyor, partide neler oluyor, parti içinde neler tartışılıyor? Bu ve daha fazla soruyu HDP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu’na sorduk.

  • En sıcak konu olan Kobani Davası ile başlayalım. Siz bir milletvekili olarak iddianameyi okudunuz mu? Davanın esas konusu nedir?

Doğrusu ben bir hukukçu değilim. O nedenle de doğrudan iddianameyi okumadım. Üzerine yazılanları, partinin yayınladığı özet bilgileri takip ettim ve ediyorum. Ama hemen söyleyeyim ki, içinde herhangi bir gerçek suç olma olasılığı olmadığını bildiğiniz ve öyle inandığınız bir iddianameyi, insan neden okusun ki?  Kobani davası adıyla anılan dava gerçekten bir çaresizlik göstergesi olan bir dava. Bir “kumpas davası”, tıpkı geçmişte Cemaatin yaptığına benzer bir dava.

  • Ne açıdan kumpas davası?

Bir kere bu davanın en zayıf tarafı, olaylar olduktan 6 yıl sonra açılmış olmasıdır. Adama sormazlar mı kardeşim eğer orada HDP’nin işlediği bir suç varsa neden bu savcı, aradan 6 yıl geçtikten sonra bu davayı açtı?

İkincisi; Olaylar 6-8 Ekim 2014’de olmuş ama Hükümetin HDP ile “çözüm süreci” bağlamında görüşmeleri taa 28 Şubat 2015’te “Dolmabahçe Mutabakatı”na kadar sürmüştü.

Yani, eğer HDP’nin bu olaylarla doğrudan bağlantısı var idiyse savcılık neden bu 4-5 aylık süre içinde bir soruşturma açmadı? Kaldı ki eğer bu olaylar bir topluluğun “galeyana gelmesi” cinsinden sosyolojik bir olgu çerçevesinde ele alınırsa ki bence öyledir ve öyle değerlendirilmelidir, bu “galeyena geliş”’te HDP’den çok, Selahattin Demirtaş’tan çok Sayın Cumhurbaşkanı’nın dahli olmuştur. “Kobani düştü düşecek!” sözü, Kobani’de akrabaları yaşayan Kürtler için psikolojik bir tahrik işlevi gördü. Bu nedenle de eğer böyle bir dava olacaksa bu davada asıl yargılanması gereken Cumhurbaşkanı’nın bizatihi kendisidir.

  • İddianameye baktığımızda bu davanın hukuki delillerinin hayli zayıf olduğu görüyoruz. Siyasi saiklerle açılmış bu dava ne kadar sonuç alıcı olur?

Doğrusu bu nedenle de bu davayı açıp açmamak konusunda iktidar bloku içinde de ayrılıklar olduğunu biliyoruz. Biz bu davanın, dediğim gibi “kumpas davası” niteliğinde bir dava olduğuna inanıyoruz. Ve bugüne dek bütün “kumpas davaları”nın, davaları açanlar açısından hüsranla sonuçlandığını da biliyoruz. O nedenle de bu dava da hüsranla sona erecektir. Ama tabii o arada birçok arkadaşımızın özgürlükleri engellenmiş olacak. Sıkıntı burada.

MİLLİYETÇİLİKLERİ TOKUŞTURMA DERMİZ YOK

  • Yakın zamanda partinizle ilgili bir kapatma davası açıldı. Ancak dava AYM tarafında iade edildi. HDP neden kapatılmak isteniyor?

HDP, her ne kadar AKP ve MHP tarafından “düşman” ilan edilmiş olsa da Türkiye’nin demokrasiyi radikal bir biçimde savunan tek partisidir. İçinde Kürtlerin olması, bir başka biçimde söyleyecek olursak gerek fikri ve gerekse kadrolar bakımından Kürt siyasetinin içinde yer aldığı bir parti olması, özellikle iktidar blokunu endişelendiriyor.

Oysa HDP’nin söyleminde çok basit ve fakat bir o kadar da çarpıcı olan duruşunu kimse farketmemiş görünüyor. HDP fikriyatının milliyetçilikleri “tokuşturmak” gibi bir amacı yok. Yani Türk milliyetçiliğinin karşısına Kürt milliyetçiliğini koymuyor. Aksine ülkedeki bütün mağdur kimliklerin “birlikte yaşamayı” keşfetmesi üzerine kurulu. Buradan, hiçbir ciddi siyasetçi Türkler için bir “beka” sorunu çıkaramaz. Çünkü Kürtlerin böyle bir amacı yok.

AKP’NİN KAFASI KARIŞIK

  • HDP’nin kapatılmasını isteyen sadece MHP mi? AK Parti bu konuda ne düşünüyor sizce?

Bence AKP’nin kafası karışık. Bir takım hesaplar yapıyorlar kendilerine göre. Eğer HDP kapatılırsa, HDP’nin oyları nereye gider gibisinden. Üstelik AKP, geçmişte kapatılması istenen bir partiydi. O nedenle de parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeleri de kendi yaptı. AYM’nin iddianameyi geri çevirmesi de biraz bu kafa karışıklığının bir sonucu gibi geliyor bana.

  • Peki HDP için bu açıdan kapatılma davası tehlikesi geçti mi?

Geçtiğini söylemek zor. Ama bu işin o kadar da kolay olmayacağını herkes sanki anlıyor gibi. Kaldı ki HDP’ye destek veren seçmenin partisinin arkasında sağlam durduğunu da çeşitli kamuoyu yoklamalarından anlaşıldı.

TÜM BASKILARA RAĞMEN AYAKTAYIZ

  • Diğer yandan pek çok HDP’li (Eşbaşkanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri ve üyeleri) tutuklu ya da yargılanıyorlar. Mevcut şartlarda HDP kurumsal olarak işliyor mu?

İlginçtir, sistemin üzerine bu kadar geldiği hiçbir parti ayakta duramazdı ama HDP durmayı başarıyor. Evet, kayyum atamaları, en yetişmiş kadrolarının ceza evlerinde ya da yurt dışında olması, hemen her gün ilçe teşkilatlarından, üyelerinden binlerce kişinin gözaltına alınmaları ya da tutuklanmaları partinin fiili işleyişinde bir çöküşe neden olmamış görünüyor. PM’si, MYK’sı, İl ve ilçe teşkilatları gayet düzenli çalışıyor. Tabii her şeyin mükemmel olduğunu söylemek istemiyorum. Bazı aksaklıklar da oluyordur mutlaka ama partinin kurumsal işleyişinde çok büyük bir sorun yok.

 

  • HDP’nin içinde olduğu koşullar, zorluklar parti içinde tartışılıyor mu? Herhangi bir farklı siyaset yapma anlayışı vs. tartışılıyor mu?

Tartışılmaz mı? Tabii ki tartışılıyor. Bildiğin gibi, HDP birçok farklı siyasi kuruluşu da içine alan bir şemsiye parti. İçinde sol hassasiyetleri olan arkadaşlar da var, Kürt hassasiyeti olan arkadaşlar da var. Bütün bunların nüansta farklılık gösteren siyasi duruşları da var. Bence en önemli farklılık, kimlik ve sınıf öncelikleri konusunda.

Bir grup arkadaş, kimlik mağduriyetlerinin ülkenin demokrasiye doğru değişimini sağlayacak bir güç olduğuna inanırken, diğer bir grup arkadaş da İşçi sınıfının asıl değiştirici güç olduğunu savunuyor.

  • Sizin pozisyonunuz ne?

Benim gibiler de kimlik sorunun sınıf sorununu öncelediğini ama sınıf meselesinin tümüyle kalkmadığını söylemeye çalışıyor. Kimlik sorununun çözülmesiyle karşımıza sınıf sorunun çıkacağı çok açık.

  • Peki, teröre, PKK’ya mesafe alma konusunda bir iç tartışma var mı? Çünkü kamuoyunda HDP’nin terör ve PKK’ya yeterince mesafe almadığı teklinde bir algı var…

Önce şunu söyleyeyim. Eğer biri bana “HDP, PKK’ya mesafe koysun!” diye bir cümleyle konuşmaya başlarsa ben onun bu meselenin ne anlama geldiğini bilmiyor diye düşünürüm. Çünkü konuşulması gereken “Devlet neden geçmişte de şimdi de Kürt halkı yoktur” diyerek konuşuyor?” sorusudur. Çünkü eğer bugün PKK, silahlı bir örgüt olarak varsa devletin bu tavrından dolayı vardır. Bir an için düşünelim, bu ülkede Kürtler, Türkler’le birlikte bu ülkeyi kurmuş insanlar olarak hiçbir ayrımcılık hissetmeselerdi PKK diye bir örgüt ortaya çıkar mıydı? Bence durum bugün de aynıdır. Eğer Türkiye devleti Kürtlerin varlığını, dil ve yönetime katılma konusundaki taleplerini karşılamış olsa bence bu sorun da hemen çözülür.

O nedenle de HDP’ye bu sorunun sorulması aslında “Biz Kürt sorununu çözmek istemiyoruz” demenin bir başka ifadesidir. Parti içinde bu mesele tartışılıyor mu sorunun cevabı ise bugün benim gördüğüm, bildiğim ve inandığım kadarıyla HDP’lilerin hiç biri bu meselenin şiddetle çözüleceğine inanmıyor. Hepsi demokrasiden ve birlikte yaşamaktan yana. Ama bu birlikte yaşama “Kürtler bizim kardeşimizdir” mavrasıyla kurulacak bir şey değildir.

MİLLET İTTİFAKINA DAHA YAKINIZ

  • Bütün araştırmalar, seçimde kilit partinin HDP olduğunu gösteriyor. HDP varolan iki ittifaktan hangisine yakın?

HDP’nin Türkiye siyasetinin kilit partisi olduğu son yerel seçimlerde, özellikle de İstanbul seçimlerinde anlaşıldı. Sanırım önümüzdeki seçimlerde bu özelliğinden dolayı da önemi giderek artıyor. Tabii kapatılmasının istenmesinin nedenlerinden biri de bu.

Biz varolan ittifaklar konusunda “Millet İttifakı’na” daha yakın olmakla birlikte bu ittifakın içinde değiliz. Bu mesafeli duruşumuzun bir nedeni Millet İttifakı’nın, Cumhur İttifakının HDP ile ilgili yaratmış olduğu algıdan çok etkileniyor olmaları gerçeğidir. Doğrusu diğer nedeni de Millet İttifakı’nda olan “milliyetçi” eğilimlerin varlığından bizim rahatsız olmamızdır.

O nedenle de biz “Demokrasi İttifakı” adıyla yalnızca muhalefet partilerine değil, bütün partilerin tabanlarına yönelik asgari müştereklerde buluşabileceğimiz bir ittifak önerisinde bulunuyoruz.

  • Bu mümkün mü? Mesela muhalefet partileri ile ilişkileriniz nasıl?

Başta CHP olmak üzere, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi gibi partilerle iyi ilişkilerimiz var. Kurumsal olarak İYİ Parti ile bir ilişkimiz yok. Ama tabii kurumsal olmayıp, kişisel ilişkilerimiz var. Çünkü bu parti içinde de demokrat fikirlere sahip insanlar da var.

AKP İLE YENİ BİR ÇÖZÜM SÜRECİ OLMAZ

  • Bütün bu koşullarda AK Parti ile yeni çözüm süreci mümkün olabilir mi?

Böyle bir şeyin mümkün olmadığına inanıyorum. Bir kere her şeyden önce söylemeliyim ki AKP artık, çözüm sürecini başlatmış olan parti değil. Bence bir koalisyon. Dolayısıyla bugün iktidarda ne böyle bir fikir var ve ne de böyle bir irade. Tam aksine neredeyse Kürtlere karşı nefret söylemi de içeren bir bakış açıları var. Dolayısıyla böyle bir olasılığın bence değeri sıfırdır.

GELİR YOKSA TÜREKİM OLMAZ

  • Siz uzun yıllar ekonomi hocalığı yaptınız. Türkiye’nin ekonomisi ne durumda?

Bence ekonomide işler kötü. Çünkü hükümet ne yapacağını bilmiyor. Bir yandan pandemiyle mücadele ediyor ama bir yandan da pandemiyle mücadelenin ekonomiye minimum etki etmesini istiyor. Bence bu hükümet öncelikli olarak pandemiyle daha da kötüleşen ekonomik krizimizin iki yönü olduğunu anlamıyor.

Sanki pandemi yalnızca üretime etki eden ama taleple bir ilişkisi yokmuş gibi davranıyor. O nedenle de üretimi arttırırsam krizden çıkarım diye düşünüyor. Bu nedenle de sürekli olarak iş dünyasını destekleyip duruyor. Onlara düşük faizli krediler, vergi ve borç ötelemeleri, teşvikler veriyor ama üretim artsa bile işini kaybetmiş milyonların gelirlerinin düşmüş olduğu, çoğunun açlık sınırına dayanmış olduğunu görmüyor. Gelirleri düşmüş insanlar nasıl olacak da artan üretimi satın alacaklar diye düşünmüyor.

Oysa yapılması gereken tam bunun tersi olmalıydı. Topluma gelir transferi yaparak, insanların taleplerini artırarak üretim artmasını beklemek daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktı.

DOLAR HANGİ KURDAN KİMLERE SATILDI?

  • 128 Milyar Dolar Nerede? Siz bir iktisatçı olarak ne gördünüz bu tartışmayla ilgili olarak?

Bir kere şunu baştan söyleyeyim. Hükümet, bir Merkez Bankası Başkanı olarak Naci Ağbal’ın görevden alınmasının piyasalara yapacağı olumsuz etkiyi hesaplamamış olamaz. Nitekim bu karar sonrası dolar kuru 7.15’den 8.15’lere fırladı.

Peki böyle bir sonuç üreteceği ortada olan bir kararı bir hükümet neden almış olabilir ki? Naci Ağbal’ın 128 milyar doların kimlere satıldığını araştırıyor olduğu iddiası doğruysa, onun neden görevden alındığı da bence ortaya çıkar. Bu durum açıkça hükümetin gizli-kapaklı bir iş yürüttüğünü gösterir.

İkinci olarak, Cumhurbaşkanı faizler enflasyona neden olur diye tutturduğundan, faizlerin suni olarak düşük tutulması insanların dövize yönelmesine sebep olmuş, bu da kurların değerlenmesine yol açmıştı. Kurlar yükselince de, döviz borcu olanların borçları katlanmaya başladı. Bu durumda yapılması gereken işlerin başında faizlerin yükseltilmesiyle dövizden TL’ye geçişin sağlanması olmalıyken, Hükümet, faiz sebep-enflasyon sonuç olduğunu düşündüğünden faizleri artırmak yerine döviz satmayı bir yol olarak görmüştür.

Tabi burada asıl sorgulanması gereken konulardan biri de bu 128 milyar doları hangi kurdan kimler aldı sorusunun cevabını bulmaktır. Ama şimdiye dek Hükümet ikna edici bir bilgi ortaya koymadı. Bu da söylediğim gibi hükümetin gizli-kapaklı işler yaptığını açıklıyor.