Söyleşi: Dilara İlbuğa

Türkiye siyasi tarihine damga vurmuş olan 1968 hareketinin 50. yılında, Türkiye sosyalist hareketinin önemli isimlerinden Metin Çulhaoğlu ile 68 döneminin atmosferini, o dönemde yaşananları ve dönemin bugünün sol hareketine yansımalarını konuştuk.

1968 hareketine katılmış, mücadele etmiş, hayatını kaybetmiş bütün devrimcilerin anısına saygıyla…

  • 1968 hareketinin dünyada meydana gelme biçimiyle Türkiye’de meydana gelme biçimi arasındaki farklar ve varsa benzerlikler nedir?

Önce biraz geri plan bilgisi vermeye çalışayım. Ben öteden beri Türkiye’deki 68 denilen olayın, Fransa’daki 68 ile çok fazla özdeşleştirilmesi ve sanki Türkiye 68’inin esin kaynağı Fransa’daki olaylarmış gibi yansıtılmasına itiraz ederim.

Başka bir ek bilgi daha vereyim; bunun çok fazla dillendirildiğini tanık olmadım. Eğer Fransa’daki öğrenci olaylarından söz edecek olursak, bir tür düzene karşı, yerleşik müesses nizama karşı bir takım protestolarla baş kaldırmaları ise bunun başlangıcı bana göre 1968 değildir. 1965 yılında ABD’de çok ciddi öğrenci protestoları görüyoruz. San Francisco’daki Berkeley Üniversitesi’nde. Bu sıralarda 1960’ların ortasında Amerika’da pek çok şey üst üste gelmişti. Vietnam Savaşı, ırk ayrımcılığı ve Kaliforniya özelinde Goldwater denen çok sağcı bir başkan adayının ortaya çıkması ve yine ırk ayrımcılığından yana bazı yasaların geçip geçmemesi meselesinde ciddi öğrenci hareketleri çıkmıştı. Fransa olayları doğrudan buradan esinlenmiştir demiyorum ama bu ABD örneğini şu yüzden verdim; 68 olayı Fransa’da ön plana çıkmış olabilir ama bu dönemi 1960-1970 arası 10 yıllık bir dönem olarak ele almak daha yerinde olur. Bu dönem dediğimizde şöyle bir özet yapabiliriz; birincisi o zamanlar dünyada ABD’nin Vietnam’a müdahalesi başta olmak üzere ulusal kurtuluş hareketleri, savaşları ön plana çıkmıştı. İkincisi; II.Dünya Savaşı’ndan sonra dünya kapitalizminin başta ABD olmak üzere gerçekleştirebildiği o balayı döneminin, refah devleti uygulamalarıyla vs. herkesin aşağı yukarı hayatından memnun olduğu dönem, artık sonuna gelinmişti. Öyle bir konjonktür olarak değerlendirmek mümkün.

Türkiye’ye gelince, bana göre farklı bir olay vardır. Çok açık konuşmak gerekirse, Türkiye’de solu, sol düşünceyi, burada sosyalist komünist hareketten ibaret saymıyorum genel olarak sol düşünce olarak bakacak olursak; uzun süre Kemalizm dalgası üzerinden yürümeye çalışılmıştır. 1960-70 arası dönem bana göre Türkiye sol hareketinde sadece genç kuşağında değil, daha sola eğilimli orta yaşlı kuşakların da Kemalizm’le bir hesaplaşma dönemiydi. Hesaplaşma derken yanlış anlaşılmasın, Kemalizm’i reddeden bir hesaplaşma değil. Onu tarihsel olarak yaşanmaması gereken bir olumsuzluk olarak değerlendirme anlamında değil. Biz şimdiye kadar solu hep Kemalizm çerçevesinde değerlendirdik, bunun ötesinde bir sol arayış. Böyle değerlendirmek lazım. Türkiye’yi hem emperyalizme bağlamaya çalışan hem de Türkiye’de feodalizmin tam tasfiyesini engelleyen, bunun önünü kapatan bir iktidarlar silsilesine karşı, düzene karşı bir başkaldırı olarak, protesto olarak görmek lazım. Özet yapma gerekirse; evet dünyada esen rüzgarlardan anti-emperyalizm, ulusal kurtuluş savaşları vs. bunlardan elbette ki Türkiye’de 68 diyebileceğimiz hareket de etkilenmiştir ama daha spesifik olarak bakarsak Türkiye’deki 60-70 döneminin ideolojik ve siyasi planda çok daha kendine özgü yanları olduğunu söyleyebiliriz. Mesela zaman zaman şu söylenir ki bana göre hiç gerçek payı yoktur: Fransa’da Sorbonne’da ve başka üniversitelerde öğrenciler bir tür anarşizan bir tavırla bir tür reddiyecilikle, “Biz her türlü otoriteye karşıyız” şeklinde bir durumdaydı ve bu sanki Türkiye’de de böyleydi deniliyor. Ancak bu Türkiye’de böyle değildi. Bugün ne kadar sanki öyleymiş gibi gösterilmeye çalışılsın, TİP’ten tutun da Dev-Genç’e kadar bütün hareketlerde otoriteyi reddetme, yarı anarşizan bir yönelimden çok Türkiye’nin çevresini ve düzenini değiştirmeye yönelik somut siyasi proje gündemdeydi. Ama eksiği vardır gediği vardır o ayrı mesele.

  • Genelde 68 denilince hep bir öğrenci hareketi algılanıyor. 68’in kendi sınıfsal bir temeli var mı? Daha yalın bir ifadeyle sizce 68 nedir?

Bir kere ben şuna karşıyım; sanki gençler, özellikle üniversite gençliği tarihsel olarak sınıfsal hareketlenmenin kıvılcımı, tetikleyicisi gibi görülüyor. Bu doğru değildir. Evet Türkiye’de bir öğrenci hareketi ya da direnişi vardır. Bana göre 68 olayının ya da 61-71 döneminin asıl kıvılcımı en az gençlerin dinamizmi kadar 1961’de Saraçhane mitingi ile başlayıp, DİSK’in kurulması ile başlayan sınıfsal hareketlenmedir. “Gençlik sınıfsal hareketi tetiklemiştir” görüşünü reddettiğim gibi, “sınıfsal hareket de gençliği tetiklemiştir” demiyorum. Bunların ikisinin şu kadar bu kadar diye ayrıştırılmaması gerektiğini, iç içe geçtiğini söylüyorum.

  • Peki siz hangi fraksiyondaydınız? Bütün sol harekete baktığımızda fraksiyonlar arasındaki temel tartışma, temel ayrım noktaları nelerdi?

Ben 1968 yılında Türkiye İşçi Parti’li oldum. Bütün ayrışmalar, şunlar bunlar içinde hep Türkiye İşçi Partisi çizgisinde kaldım. O zamanlar genel adıyla söyleyeyim, MDD’ci olmadım. MDD kendi içinde ayrıştıktan sonra da ne kırmızı aydınlıkçı, ne beyaz aydınlıkçı oldum. THKO’cu da olmadım. Ben hep TİP çizgisinde kaldım. Çok fazla ayrıntıya inilebilir ama bir özet yapmak gerekirse farklılık şuradan kaynaklanıyordu; bütün versiyonlarıyla birlikte MDD hareketi Türkiye’nin yarı bağımlı yarı feodal bir ülke olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla onlara göre sosyalist mücadelenin verilebilmesi için, sosyalizmin bir hedef olarak ortaya konulabilmesi için önce Türkiye’nin feodalizmi tasfiye etmesi ve emperyalizmle bağını kesmesi gerekiyordu. Bizim çizgimiz ise, yani o zamanki TİP çizgisi ise; Türkiye’de feodal kalıntıların ayrı bir devrim aşamasını gerektirecek kadar var olmadığını, emperyalizmin ise Türkiye’nin dışından içeriye çöken bir şey olmak yerine Türkiye burjuvazisiyle iç içe geçmiş bir yapılanma olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla o zamanki yaygın deyimle “Kapitalizme karşı mücadele etmeden emperyalizme karşı mücadele edilemez”di. Ayrıca Türkiye’de eğer bir ön devrim olarak “Milli Demokratik Devrim” öngörülüyorsa, Kemalizm’in, cumhuriyetin vs birer burjuva devrimi olduğu ve burjuva devriminin, Behice Boran tabiriyle söyleyecek olursak, esas olarak tamamlandığı. Yani bundan sonra bir devrim gündeme gelecek olursa bu ancak bir sosyalist devrim olabilirdi.

  • 68’deki bahsettiği tartışmalar bağlamında o dönemin bugüne yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belki de okuyanlarda tepki uyandıracak bir şey söyleyeyim; pratik eylemiyle, girişimleriyle MDD hareketi bir duvara toslamıştır. Ancak tarihsel olarak baktığımızda kazanan MDD’dir çünkü bugün baktığımızda Türkiye’deki sosyalistlerin yüzde 80’i bana göre bir tür aşamalı devrimcidir. Yani bugün biz solcuyuz diyen insanların önemli bir bölümü, Türkiye’de sosyalizmin gündeme gelebilmesi için mutlaka bir ön aşamanın yaşanması gerektiği kanısındadır. O anlamda ben tarihsel olarak hala MDD’ye karşı olmama rağmen MDD kazanmıştır diyorum.

  • Genelde bir 68-78 ayrımı yapılır ve 68’e daha naif olarak bakılırken 78’de işin renginin daha değiştiği görülür. İşin içine silahlı mücadelenin girmesine nasıl bakıyorsunuz?

Görebildiğim ve bilebildiğim kadarıyla çok net söyleyeyim, Türkiye’de MDD olarak tanımlanan hareketin temelinde şu yatar; Türkiye’de harekete geçmeye, düzene karşı aktif olarak baş kaldırmaya hazır bir kitle vardır ve bunun başında hep köylüler sıralanırdı. Dolayısıyla bu insanların harekete geçmesi için bir kıvılcım lazımdı. Bir öncü savaş lazımdı. Bu silah meseleleri büyük ölçüde şu varsayıma dayanır; Türkiye’de özellikle kırsal kesimde düzene karşı harekete geçebilecek bir potansiyel vardır ve bunlar öncülerini beklemektedir. Yani silah meseleleri buradan çıkmıştır. Bütün silah meselesini o zamanki ideolojik çerçevesinden koparıp sadece polislere karşı meşru müdafaaya indirgemek doğru olmaz. Bunun kimseye de yararı olmaz

  • Dönemin öne çıkan üç devrimci lideri vardı; İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş. Üç liderinden de birbirinden farklı tezleri vardı. Haklarını da yememek üzere; tarihin kimi doğruladığını söylersiniz? Bir hakkaniyet teslim etmek gerekirse hangi devrimci öndere daha yakın duruyor Türkiye’nin şu anki durumu?

Açık söylemek gerekirse ben tek bir lideri öne çıkarıp tarih onu doğruladı diyemem. Mesela şunu söyleyebilirim; Kürt meselesini öne çıkarma açısından Kaypakkaya’yı doğruladı. Ya da bunu Behice Boran da söylemiştir ama Türkiye’de emperyalizmin, kapitalizmle içiçe geçtiğini Mahir Çayan da söylemiştir. Bu bir gerçek olduğuna göre Mahir Çayan’ı da doğrulamıştır. Başka açılardan başkalarını doğrulamıştır diyebilirim. Mesela 12 Mart’tan önce sol cunta beklenirken faşizm geliyor diyen TİP’i doğrulamıştır diyebilirim. Bana göre kendi mensubu olduğum TİP’i de katarak söylüyorum, bugün Türkiye’ye baktığınızda, “Şu tamamen doğrulanmıştır” diyebileceğimiz geçmiş bir siyasi hareket olduğunu düşünmüyorum.

  • Hala o dönemde üretilen şeylerin okunduğunu, tartışıldığını görüyoruz. Çok geniş bir külliyat oluşmuş durumda. Olumsuz anlamda değil ancak Türkiye solunun hala 68’in parantezinde olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da 68’in bugüne miras bıraktıkları nelerdir?

1961-71 döneminde hem Behice Boran, Mehmet Ali Aybar gibi tecrübeli isimler, hem de Mahir Çayan gibi Kaypakkaya gibi genç isimler bir takım üretimlerde bulunmuşlardı. Benim kesin kanaatim; genel olarak baktığınızda Türkiye sosyalist sol hareketi bunları bilmemektedir. İstedikleri kadar biz Çayan’ların yolundan gidiyoruz desin, bugünkü kuşakların büyük bölümü bunlardan habersizdir. Yani örneğin “Mahir Çayan suni denge teorisi”ni duymuşlardır ama Mahir Çayan’ın yazdıklarını okumamışlardır. Onun yazdıklarından hangileri hala geçerli diye bir muhasebe, irdeleme yapan kesimin olduğuna inanmıyorum. Bana göre 68 olayının günümüze ya da genç kuşaklara olumlu bir miras olarak devrettiği şey, 68 döneminin teorik ideolojik üretimi değil; o insanların fedakarlığı yiğitliğidir.

  • Peki neden böyle? Bu bugünün sosyalist sol hareketinin hatası mı?

Bence bugünün değil, daha sonrakilerin hatası. Söz gelimi 70’li yılların ortasında THKP-C içerisinde Mahir’in tezleri ne kadar geçerlidir, değildir diye bir tartışma çıkmıştır, Kurtuluş hareketi de böyle ortaya çıkmıştır. Mesela Kürt meselesi ihmal edildi denmiştir. Ancak bunlar daha derinleştirilmek yerine “Sen Dev-Yol’sun ben Kurtuluş’um” yorgan gitti kavga bitti hikayesine dönmüştür. 61-71 döneminin mirası Türkiye sol hareketinde daha sonraki kuşaklar tarafından eleştirel bir güncellemeye tabi tutulmamıştır. TİP’liler için Behice Boran’ın yazdıkları tamamen doğrudur, diğerleri için Kaypakkaya’nın yazdıkları tamamen doğrudur.

  • Bu dönemdeki gençlerin, neslin çok apolitik olduğu bunun sebebinin de 80 darbesi olduğunu söyleniyor. Söylediğiniz teorik mirasın aktarılmamasının sebebi sadece bu mu?

Bence her şeye 80 darbesi oldu da böyle oldu diye bakmak bizim kendi eksiklerimizi görmememize ve bizi yersiz rehavete sevk etmek gibi bir risk taşıyor. Evet 12 Eylül’ün yaptıklarını ortaya koyalım ama sol da biraz çuvaldızı mı iğneyi mi kendine batırsın. Tamam 12 Eylül de sol çok darbe aldı ama biz de sahip çıktığımız mirası güncelleyip geliştirmek anlamında üzerimize düşeni yaptık mı diye biraz düşünmek zorundayız.

  • 68 denilince akla daha çok Denizler ya da Mahir Çayan geliyor. Aslında Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi çok daha ciddi üretimler yapmış, dünyayı görmüş insanlar var. Bugün neden Aybar ya da Boran bu kadar tartışılmıyor?

Türkiye’de ne yazık ki, Behice Boran’ın Aybar’ın, Kıvılcımlı’nın hatta Mihri Belli’nin zamanında söylediklerinin irdelenmesi, eleştirilmesi, hakkının verilmesi sanki teori alanına ait bir çabaymış gibi görülüyor. Bunun aynı zamanda siyasi bir yanı olduğu gözden kaçırılıyor. Mahir Çayan’ın suni dengesi, seçme yazıları, Kıvılcımlı’nın bazı özel teorileri, Behice Boran’ın çalışmaları bana göre Türkiye’de eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır.