İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, İYİ Parti’nin yerel seçim stratejisini ve AKP-MHP ittifakının bozulmasını PolitikYol’a değerlendirdi.

AKP-MHP ittifakının aslında 2002 yılında başladığını ifade eden Aytun Çıray, “AK Parti, MHP ile ittifak yapmamış gibi görünerek büyükşehirlerde yaşayan Kürt kökenli yurttaşların oyunu kendine çekmeye çalışıyor. MHP de Türk milliyetçiliği kavramından vazgeçemeyeceği ve böyle bir iş birliğinde Tayyip Bey’in bu söyleminin yanında duramayacağı için Türk milliyetçisi oylara yönlendi. Bu tutum, Türkçülüğü ve liberalliği paylaşma oyunu.” dedi.

  • AKP ve MHP arasındaki ittifakın yerel seçimler için geçerli olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İki lider de Cumhur İttifakı’nın devam edeceğini söyledi. Siz buna katılır mısınız?

Öncelikle bu ittifakın yeni olduğunu, cumhurbaşkanlığı sistemi için yapılan referandumda ortaya çıktığını sanıyor herkes. Esasen, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi arasındaki ittifak, Devlet Bahçeli’nin 2002 yılında erken seçim istemesi ile başlamıştır. Ondan sonraki süreçlere bakarsanız, AK Parti’nin ne zaman başı sıkışsa Sayın Bahçeli’nin ona yardımcı olduğunu görürsünüz. Örneğin Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanlığı seçiminde de AK Parti’ye destek veren bir pozisyon aldı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde daha seçim sonuçları belli olmadan, AK Parti seçimi kaybetmiş olmasına ve MHP oylarını yükseltmiş olmasına rağmen erken seçim istedi. Bu da bir örtülü bir ittifakın devam ettiğini gösteriyor.

Bu son aşamaya gelindiğinde Sayın Bahçeli, devletin bir beka sorunu olduğunu söyleyerek tek adam rejimi anayasasının önünü açtı. Cumhurbaşkanına bundan daha büyük bir katkı olamaz. Sonraki dönemde, bu erken seçim gündeme gelinceye kadar her konuda işbirliği yaptığı gibi önümüzdeki 5 yıl da kayıtsız şartsız destekleyeceğini söyledi. Bugünden baktığımızda ben bu ittifakın bozulduğuna inanmıyorum. Bu ittifak devam ediyor. Ancak yaptıkları anketler sonucunda yeni bir oy dağılımına ihtiyaçları oldu. Bu mahalli seçimde AK Parti ve MHP’nin birlikte seçimlere girmesi halinde Kürt kökenli yurttaşlarımızdan oy alamayacakları gibi milliyetçi kesimden de önemli ölçüde oy kaybedeceklerini gördüler. Esasen şu anda AK Parti, MHP ile ittifak yapmamış gibi görünerek büyükşehirlerde yaşayan Kürt kökenli yurttaşların oyunu kendine çekmeye çalışıyor. MHP de Türk milliyetçiliği kavramından vazgeçemeyeceği ve böyle bir iş birliğinde Tayyip Bey’in bu söyleminin yanında duramayacağı için Türk milliyetçisi oylara yönlendi. Bu tutum, Türkçülüğü ve liberalliği paylaşma oyunu. Onun için bu ittifakın kesinlikle devam ettiğini, taktiksel olarak böyle bir tutum aldıklarını düşünüyorum. Türk milleti bu konuda uyanık olmalı. Esasen andımızla ilgili kararı mahkeme alalı yaklaşık 9 ay oldu. Neden şimdi kamuoyunun gündemine getirildi? Sayın Bahçeli Türkçü bir yaklaşımla, Sayın Bekir Bozdağ Kürtçü bir yaklaşımla yaklaştı olaya. Gerçek devlet adamları oy uğruna etnik siyaset yapmazlar. Bunlar ne yazık ki oy oranlarını artırmak için bölücü bir siyaset uyguluyorlar.

  • Bahçeli’nin şöyle bir açıklaması oldu: Büyükşehirler alınmazsa mevcut sistem tartışmalı hale gelir? Bu açıklamaya ne diyorsunuz?

Anketler gösteriyor ki, büyükşehirlerde MHP hiç yok. MHP ve AKP birlikte görülürse muhafazakâr Kürtlerin oyu ile kaybediliyor. Dolayısıyla böyle bir taktik ihtiyacı ortaya çıktı.

  • İYİ Parti’nin bu süreçlere yaklaşımı nedir?

Öncelikle, şu ana kadar yetkili organlarımızda bu konu detaylı olarak ele alınmadı. İkinci olarak, Sayın Akşener’in bir beyanatı var, “İYİ Parti Türkiye’nin çıkarları neyse orada yer alacak.” diye. Üçüncü olarak, bu seçim, geçmişte yaşadığımız son birkaç seçim gibi sadece bir mahalli seçim değil, aynı zamanda tek adam rejiminin kaderini belirleyecek bir seçim. Milletin kendi kaderini bizzat tayin edeceği bir seçim. Türk milleti 240 bin evladını beyin göçü ile yurtdışına gönderdi. Bunun önüne geçmek zorundayız. Türkiye’de ekonomik krizin, hayat pahalılığının ve zorlukların en önemli nedeni, içinden geçmekte olduğumuz tek adam rejimidir. Bir ülkede hukukun üstünlüğü yoksa, hukuka güven yoksa, demokrasi işlemiyorsa ne içeriden ne dışarıdan iş dünyasının yatırım yapmasını bekleyemezsiniz. Önce hukukun üstünlüğü, adalet, yargı bağımsızlığı, demokrasi olacak ki bu ülkenin önü açılsın. Bunlar gerçekleşmeden alınacak her ekonomik tedbir, kör kuyuya atılmış bir taş olacaktır. Üstelik bu konuda da samimi olmadıklarını düşünüyorum. Popülist davranıyorlar. Bunu İş Bankası hisselerinde gördük. Birkaç gün önce faizleri yüzde 6.25 artırıyorsunuz, yüzde 50’ye yakın devalüasyon olmuş. ‘Tedbir aldığınızı, güven gerektiğini’ söylüyorsunuz. Sonra bir sabah uyanıp Atatürk’ün miras hakkını elinden almaya çalışıyorsunuz. ‘Mülkiyet güvenliği’ can güvenliğinden sonra gelir demokrasilerde. Bu temel hakkın üstüne gidiyorsunuz. Bu yanlış yönetim Türkiye’nin ne ekonomik çıkarına ne de sosyal, siyasi hayatına uygundur.

  • İktidar tarafından CHP ve İYİ Parti’yi HDP ile ittifak halinde göstermeye çalışılıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Ben uzun yıllar CHP’de siyaset yaptım. Kısa bir dönem de en yetkili organında çalıştım. Cumhuriyet Halk Partisi gibi tarihi bir partiye bu tür ithamları kim ediyorsa ben de karşı çıkıyorum. Bunlar yalandır, yanlıştır. CHP’nin başarılı olduğu zamanlar olur, olmadığı zamanlar olur ama CHP’nin ilkeleri bellidir. Bunlardan biri de milliyetçiliktir. Bu partiyi bu ilkelerden kimse saptıramaz. Yöneticileri de saptıramaz. Burada CHP avukatlığı yapmıyorum, durum tespiti yapıyorum. CHP’yi taktiksel olarak şeytanlaştırarak iş birliklerinin önünü kapatmaya çalışıyorlar. Kendi iş birliklerini meşru ilan ediyorlar, başkasının iş birliğini gayrı meşru ilan edip terör suçlaması getiriyorlar. Bu, iftiranın en büyüğüdür. İYİ Parti gibi bir partinin PKK vb. uzantılarıyla iş birliği olabileceğini kimse hayal dahi edemez. Sen FETÖ ile topyekûn mücadeleden vazgeçeceksin, sağı solu terörist olmakla suçlayacaksın. Önce çıksınlar da bizim meclise verdiğimiz FETÖ raporunu bassınlar. Bunların hepsi boş laflar. İYİ Parti, kararlarını başkalarının boş lafları ve ithamları ile almaz. Sayın Akşener’in sözünü tekrar ediyoruz. “Türkiye’de demokrasi, özgürlükler ve hayat pahalılığının çaresi için yetkili organlarımız iş birliği yapılması gerekiyorsa iş birliği kararı alacak, Türkiye’nin ve partinin çıkarları iş birliği yapılmamasını gerektiriyorsa yapılmayacak.”

  • Dün ittifaktaki tartışmadan sonra “Acaba AK Parti ve İYİ Parti yan yana gelir mi?” sorusu akıllara geldi. Buna bakışınız nasıl olur?

Bizim temel görüşlerimiz belli. Tek adam rejimine karşıyız. Bu karşı olduğumuz rejimi tahkim edecek işleri niçin yapalım?

  • Melih Gökçek MHP’nin adayı olarak gündeme geldi. Mansur Yavaş konusunda da kamuoyunda bir merak var. İYİ Parti’nin mi adayı olur, CHP’nin mi adayı olur? Üzerinde bir anlaşma sağlanabilir mi?

Onu bilmiyorum ama öncelikle şunu söylemek gerek; örgütlerin görüşü alınmadan yapılacak bazı çalışmaların seçim zamanında problem olduğu görüyoruz. Burada süreç, sadece üst düzey yöneticilerin kararları ile değil, hangi parti Sayın Yavaş’ı aday gösterecekse o parti kendi örgütünün rızası ile gelişmek durumundadır.

  • Sizin bu yerel seçimdeki hedefiniz nedir? Ankara ya da İstanbul’un AK Parti tarafından kaybedileceğini düşünüyor musunuz?

Rasyonel bir siyaset yapılırsa İstanbul’un dahi alınacağı kanaatindeyim. Bu testi artık su tutmuyor. Yıllar önce Sayın Demirel’e AK Parti’yi iktidardan uzaklaştıramadığımızı söylediğimde “Şu anda henüz kalkınma hızı yüksek, çarık ayağı sıkmadan millet iktidarı değiştirmez” demişti. Gerçek enflasyonun yüzde 50-60’larda olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. TÜİK tarafından yapılan rakam oyunları ile enflasyonu yüzde 25 gösterip işçiye, memura, emekliye pay verilmeyen bir Türkiye’de yaşıyoruz. İnsan oğluna ne hikâye anlatırsanız anlatın, sabah çocuğu harçlık istediğinde, eşi evine alınacak ihtiyaçları saydığında evin reisi elini cebine attığında onun karşılığını bulamıyorsa onu hiçbir konuda ikna edemezsiniz.

Bugün Türkiye’nin geldiği noktada aşsızlık, işsizlik var. Türkiye artık kalkınmakta olan ülke olma iddiasını dahi kaybetti. Türkiye, şu anda fert başına düşen milli geliri 8 bin doların altına düşerek fakirleşmekte olan ülkelerin arasına girdi. Türk milletinin içi bunu kabul edecek mi? Bu millet böyle yaşamaktan memnun mu olacak? Bu hükümet borç alsın diye daha kaç tane papaz serbest bırakılacak. Papaz meselesinin durumu anlaşıldı. Papaz gitti, bu hükümet tefeci faiziyle borçlanabildi. Yüzde 7.5’la 12.5 arasında dolar bazında faiz ödeyeceğiz. Bu faizin geri dönüşü var. Bu iş, senin partin, benim partim meselesi değil. Partiler bir araçtır. Amaç hukukun üstünlüğünü, milletini refah ve huzur içinde yaşatmak ve kendi ülkesi ile gurur duyan bir zengin insanlar memleketi yaratmaktır. Bu iktidar bunu yapabiliyor mu? Yapamıyor. Bizim amacımız ideoloji değil, özgür, zengin, medeni bir hayat. Milletimiz buna karar verecek. 16 yıldan sonra seni getirdikleri yer fakirleşmekte olan ülkeler seviyesi. Buna razı mı olacaksınız?