HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, partisinin yerel seçim stratejisini ve ‘Cumhur İttifakı’nın askıya alınması sürecini PolitikYol’a değerlendirdi.

Yerel seçimlere ilişkin, “HDP, yerel seçimlerde ülkemizi AKP-MHP savaş ittifakının sultasından kurtarmak için çalışacak” diyen Turan, Demokratik bir ittifak ilişkisinin kazanç sağlayacağına şüphem yok. Bütün büyük kentler alınabilir. Bunu Erdoğan da görüyor, HDP’nin şeytanlaştırılmaya çalışılmasının geri planındaki de bu” ifadelerini kullandı.

  • HDP yerel seçimlerde ittifak meselesine nasıl nakıyor ve nasıl bir süreç planlıyor?

HDP yerel seçimlerde ülkemizi AKP-MHP savaş ittifakının sultasından kurtarmak için çalışacak. Bütün gücünü ve enerjisini bu yolda seferber edecek. Savaş kavramı kullanarak yalnızca Kürt sorununa gönderme yapmıyorum. Aynı zamanda iktidar bloku ve bir avuç sermayedar halk kitlelerinin tümüne karşı bir savaş sürdürüyor. Halkımızın ekonomik ve sosyal var oluş koşullarını hedef alan bir saldırı bu. 24 Haziran seçimleri öncesi üç yüz küsur dolar olan asgari ücretin bugün iki yüz dolarlara inmesi basit bir örnek. Krizin ekonomik ve sosyal maliyetinin geniş halk kitlelerinin sırtından çıkarılması için attıkları adımlar bu mahiyette. Örneğin işsizlik sigorta fonunu yağmalayarak kalkınma bankası kurmak ve bu bankanın hangi sermayedara ne koşulda kaynak sağlayacağı kararını saraya bağlamak yine aynı halka karşı savaş konseptinin sonucu.

Bu açıdan HDP yerel seçimlerde tüm demokratik muhalefet güçleriyle ittifaktan yanadır; dahası ittifak için çabalamaktadır. Yerel seçimlerde parti olarak öncelikli hedeflerimizden bir diğeri iktidarın kayyum eliyle gasp ettiği belediyelerimizi yeniden ve daha fazla sayıda olmak üzere almak olacaktır. Bu konuda örgütümüzde de halkımızda da ciddi bir motivasyon söz konusu. Seçimleri Türkiye’nin tümünde olduğu gibi bölgede de ittifakla karşılayacağız. Siyasi partiler, DKÖ’ler gibi tüm yerel dinamiklerle yan yana geliyoruz. Özellikler Erdoğan’ın seçim sonrası tekrar kayyum atayacağı yolundaki sözleri halkımızın kazanma motivasyonunu daha da arttırdı. Parti olarak geçen hafta Diyarbakır’da yaptığımız toplantıda bu konuları enine boyuna değerlendirdik ve çalışmaya başladık. Batıda da seçime ittifakla girmek doğru olacak. Tabi kanımca meseleye aritmetik bir toplam üzerinden yaklaşmak en ciddi hatadır.

“Beş oy bende var, üç de sende eder 8 bu da başarı için yeterlidir” yaklaşımı başarısızlık getirir. Yani mesele partilerin ve siyasal insiyatiflerin oy toplamını sağlamaktan ötedir. Kanımca demokratik bir yerel yönetim programı ve demokrat adaylar çerçevesinde geliştirilecek bir siyasi faaliyet ile yerel ittifak çalışmalarına yönelmek doğru olur. 1 ile 1’in toplamı aritmetikte 2 eder ama siyasette ikinin altında ya da üstünde olabilir. Doğru bir ittifak politikası ile 2’nin çok üzerinde sonuç elde etmek olmalıdır hedef. Aritmetik toplam değil sinerji önemlidir. Bunun için zamanın giderek daraldığını düşünüyorum. Böylesi bir yan yana geliş, her şeyden önce sandığa gitmek noktasında çekinceleri olduğunu düşündüğüm batılı seçmen başta tüm ülkeye moral ve kazanma azmi sağlayacaktır. Demokratik bir ittifak ilişkisinin kazanç sağlayacağına şüphem yok. Bütün büyük kentler alınabilir. Bunu Erdoğan da görüyor HDP’nin şeytanlaştırılmaya çalışılmasının geri planındaki de bu. Erdoğan esasen CHP başta bütün muhalefete “HDP’den uzak durun” mesajı veriyor. “Bunun bedeli olur” diyor. HDP çalışanlarına yönelik operasyonlara kapı açıyor. Aslında bu suretle bir bakıma seçim çalışmalarına da başlamış durumda. Dedim ya biz parti olarak ittifaka varız genel seçimlerde ittifak yaptığımız güçlerimizle bu konuları görüşüyoruz. Ancak sorunuzun gizli öznelerinden biri CHP ise henüz resmi bir görüşme talebinin olmadığını belirtmek isterim. İzlediğim kadarıyla daha çok seçim işlerini yerele bırakmak gibi bir eğilim söz konusu CHP’de. Bu yaklaşımın yerlerde –sonuçta yine merkezi müdahaleyi gerektirecek olan- yeni sorunlu alanlar oluşturma potansiyeline sahip olduğu kanısındayım.

  • AKP-MHP ittifakının bozulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

MHP ile AKP arasında bir süreden beri temel kimi konulardaki ayrılıklar bir gerilim diplomasisine dönüştü. Gerilim diplomasisi kavramını özellikle kullanıyorum. Zira iplerin tamamen koptuğunu düşünmüyorum ve ittifakın son bulduğu biçimindeki tahlilleri biraz aceleci buluyorum. Büyük olasılıkla önümüzdeki haftalara yayılacak bir pazarlıklar süreci başlamış oldu. Af, and, fındık tartışmaları biçiminde meclise yansıyan bu anlaşmazlıklarda, Bahçeli’nin elini yükseltmeye çalıştığı muhakkak. Bahçeli AKP’ye atanmış bir derin devlet kayyumu gibi davranıyor ve kendinden bu anlamda emin. Ekonomik kriz ile örselenen AKP’den olası milliyetçi kopuşları da kendisine katarak güç kazanma arayışında. Böylece krizin faturasından da kurtulmuş olacağını umduğunu düşünebiliriz. AKP’de ise MHP ile sürdürülen bu mecburiyet ilişkisinin derin hoşnutsuzluklar yarattığını biliyoruz. Bir yandan şu anki meclis aritmetiğinde olduğu gibi MHP’ye muhtaç olma hali, bir yandan da MHP’nin AKP’deki milliyetçi tabana oynama hali, AKP açısından çelişik bir durum yaratsa da ben ibrenin daha çok hoşnutsuzluktan yana olduğu kanısındayım. Bu hamur daha çok su kaldıracak doğal olarak. Ama bugünden şu iki saptamayı yapabiliriz sanırım. 1. Egemen blok ciddi bir çatlakla karşı karşıya. Çatlak yüzeyde sıvanır ve kapatılır belki ama derinde devam eder. Egemen bloktaki çatlak yaşanmakta olan ekonomik, siyasal, ideolojik çok boyutlu kriz süreçlerinin erken sonucu olduğu kadar, her iki parti tarafından ileri dönem sonuçlarına karşı da bir önlem ve planlama niteliğinde görünüyor. Krizin derinleşmesinin egemen sınıflar bloğunda daha ciddi siyasal sonuçlar (hatta yönetememe hali) yaratacağını beklemeliyiz. 2. İşte böylesi özel bir dönemde, stratejik yönelimimiz egemen bloğun krizini, emekçi sınıfların krizden çıkış planı ve aşağıdan gelen eylemiyle derinleştirmek, krizi emekçiler lehinde çözüme bağlamak olmalıdır. Devrimci demokratik muhalefet güçlerinin aktüel vazifesi kanımca bu olmalıdır. Egemen blokun çatlağında siyaset yapmaktan bahsetmiyorum, her ikisini de cepheden karşımıza alacak bir eylem ve söylem hattıyla ve mutlaka muhalefetin birliğini sağlamış biçimde yürümeliyiz. Bu konuda yerel seçimlere kadar 5 aylık süreç özel önem taşıyor.

  • Bu süreçte sosyalist solun durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben sosyalist solun “birlik” gibi oldukça örselenmiş ama çözümlenememiş olması sebebiyle de güncelliğini koruyan bir meselesi olduğunu düşünüyorum. Ancak sahadaki güçlerin bugün birlikten çok bir ittifak siyasetine, birleşik cephe siyasetine daha yakın olduğunu da görmemiz lazım. Ülkenin AKP eliyle mahvına seyirci kalınmayacaksa, kurucu bir sosyalist siyasete ihtiyacın olduğu ortada. Kurucu siyasetten kasıt vaatler arenasında kalmayacak, işçiler ve köylüler başta tüm emekçiler arasında kurumlar oluşturabilmek olmalı. İşçi sınıfı ve üretici köylüler alanında kendiliğinden hareketlenmelerin başladığı ve giderek artacağı belli. İşte 3. Havaalanı direnişi, Cargill işçilerinin eylemleri vb. sosyalist solun inisiyatif alması gereken gelişmeler bunlar. Sosyalist örgütlenmenin nitelik ve nicelikçe güç kazanacağı bir kriz dönemine girdik. Sağ öngörüler çöktü. Takunyalı neoliberal muhafazakar aklın memleketi getirdiği yer tam bir çöküş. Bu nedenle sol konuşmalı artık. İşçi havzalarından üniversite kampüslerine sloganlarımız yankılanmalı. Emek barış ve özgürlük temelinde bir mücadele perspektifinin bu dönemi karşılayacak ögeleri barındırdığını düşünüyorum. Bu temelde yan yana gelip mücadeleyi yükseltmeliyiz. Baştaki savaş metaforuna dönersek, yaklaşık yüzlerce yıl evvel Avrupa sokaklarında yankılanan sloganın sosyalistler açısından güncelliğini koruduğunu düşünüyorum: “saraylara savaş kulübelere barış!” Şiarımız bu olmalı.