Eski devlet bakanı, Refah Partisi ve MHP milletvekili Gürcan Dağdaş, “17 yıllık bir iktidarın sadece kendisini değil Türkiye’yi yoran ve ülkeyi ağır bedel ödemek zorunda bıraktığı bir finalle karşı karşıyayız. Final derken, şüphesiz ki AK Parti’ye destek veren seçmenler buharlaşmayacak ama tek karar verici nitelikte bir AK Parti önümüzde olmayacak.” dedi. Dağdaş, Türkiye’de “Uzun bir süre “İslamcı”, “milliyetçi”, “muhafazakâr” kavramları üzerinden siyaset yapan bir yapının iktidarının görmemiz mümkün olmayacak.” ifadelerini kullandı. 

Gürcan Dağdaş ile Türkiye siyasetini, olası bir erken seçimi ve AKP içindeki krizi konuştuk.

  • Türkiye’de çok sorun birikti ancak iktidarın bu sorunları çözebilecek bir takati kalmadığına ilişkin yorumlar yapılıyor. Türkiye’de bu sorunları çözebilecek bir siyaset var mı?

Toplumsal barışımızda, dış ilişkilerimizde ve ekonomide ağır bir kriz var. Siyasi öznelerin de bu krizlerden çıkmamız için görevleri var. 17 yıllık bir iktidarın sadece kendisini değil Türkiye’yi yoran ve ülkeyi ağır bedel ödemek zorunda bıraktığı bir finalle karşı karşıyayız.
Final derken, şüphesiz ki AK Parti’ye destek veren seçmenler buharlaşmayacak ama tek karar verici nitelikte bir AK Parti önümüzde olmayacak. AKP’nin 17 yılın sonunda memlekete ve kendisine hazırlamış olduğu jübile dramatik bir fotoğraf ortaya çıkarmıştır.

  • AK Parti’nin içinde bir kriz olduğunu düşünüyor musunuz?       

Öncelikle seçmenin terk etme eğilimini gördük yerel seçimlerde. Seçmen AKP’yi terk ediyorsa, AKP yöneticileri dükkanı zarar etmeye başlayan esnaf gibi, bu batışı birilerine yüklemeye çalışıyor. Dükkanın içinden birileri de bu batışın üzerinden yeni bir dükkan açabilir miyim diye nemalanmaya çalışıyor. AK Parti’deki durum buna benziyor.

  • Toplumun bazı kesimlerinin anlamakta zorluk çektiği ancak MHP’nin de kendine göre açıkladığı bazı ittifak gerekçeleri var. Siz bu ittifakta MHP’nin konumunu nasıl görüyorsunuz?

İktidarın görünen yüzü ile görünmeyen yüzünü sorgulayacak olursak MHP iktidarın görünmeyen yüzüdür. MHP iktidarın belirleyici unsurudur. Dünkü siyaseti ile bugünkü siyaseti arasında farklar varsa da tersinden Sayın Bahçeli’yi haklı çıkartan bir tablo var. Bahçeli Erdoğan’ı eleştirirken Erdoğan’ın iki tane iktidar ortağı vardı. FETÖ ve PKK. Bugün iktidar bunlarla savaşıyor. Sayın Bahçeli salt bunun üzerinden değerlendirilemez ama söylemde kendi adına bir meşruiyet de çıkar.

  • “Türkiye’de muhafazakâr ve milliyetçiler Türkiye’nin temel sorunlarını çözemediler” yorumları yapılıyor. Bir daha Türkiye’de bu denli muhafazakâr ve milliyetçi bir iktidar olabileceğini düşünüyor musunuz?

Bu kavramların ötesinde bir Türkiye’nin olduğunu görüyorum. Sağcılık-solculuk kavramları bizden sonraki nesiller için kendini tanımlama aracı olmayacak. 21. Yüzyıl insanlık tarihinde teknolojiden bilişime, iletişime kadar farklı bir insan profili çıkardı. Türkiye’de siyasi kurumların bunun üzerine kafa yorması lazım. “İslamcı-muhafazakâr-milliyetçi” kısaca “sağ” siyasetin iktidarda ki son temsilcisidir Tayyip Erdoğan.

  • Bu camialar arasındaki geçişenlikleri nasıl görüyorsunuz? İttifaklar ya da geçişler de çatırdıyor son zamanlarda.

Siyasetin masası çatırdıyor. Tüm siyasi partileri ve ittifakları içine alan hareketli bir dönemdeyiz. Bu durumdan en fazla AKP etkilenecek. AKP, “dindar nesil yetiştireceğiz” diye ortaya çıkmıştı. Geldiğimiz noktada dindar nesil değil, İslam’la sorunu olan bir nesil var. 10 AK Partili ailenin 5’inin evinde İslam’la sorunu olan çocuk vardır. Batıda da bu uzun süredir tartışılıyor. Batı, “İslam mı hasta Müslüman mı hasta?” sorusuna “İslam hasta” yanıtını vermeye çalışıyor. Bizse bu topraklarda Müslüman hasta diyoruz. Dolayısıyla uzun bir süre “İslamcı”, “milliyetçi”, “muhafazakâr” kavramları üzerinden siyaset yapan bir yapının iktidarının görmemiz mümkün olmayacak.

  • Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu da belli ölçülerde tam olarak İslamcı söylemler üzerinde durmuyorlar. Bu isimlere şans tanıyor musunuz?

Sayın Davutoğlu’nun faaliyetini daha ete kemiğe bürünecekmiş gibi görüyorum. Sandıkta ne kadar başarılı olur bilemem. Daha ideolojik bir temel üzerine bir çalışması var. Ağırlıklı olarak da Milli Görüş’ü hedefliyor. Gelecekte Saadet Partisiyle bir araya geliş olur mu? Ali Babacan’ın partisinin kamuoyunda geniş yankı bulabileceği kanaatinde değilim. Meclis aritmetiğinde ne olacağını bilemem. Neticeyi değiştirecek bir büyüklüğe ulaşabileceği kanaatinde değilim.

Geçmişte benim de içinde bulunduğum ve kendi siyasi hayatımda hata olarak gördüğüm Demokrat Türkiye Partisi 28 Şubat sürecinden sonra meclis aritmetiğini değiştirmek için kurulmuş bir tramplen tahtasıydı. Ben Ali Babacan’ın kuracağı partinin tıpkı o gün meclis aritmetiğini değiştirmek için kurulan parti gibi bir tramplen tahtası olarak görürüm. Onların kişisel hesapları ile sınırlı bir anlamı olur ancak.

  • Erken seçim olabilir mi?

Erken seçim olacağı kanaatinde değilim. Siyasetin aritmetiği buna izin vermiyor. Siz Erdoğan’ın yerinde olsanız, seçmeninizde erime varsa ve partiniz bölünme noktasına geldiyse neden seçime gireceksiniz ki? Sayın Cumhurbaşkanı’nın mecliste çoğunluğunu yitirmesi demek kendisinin de gitmesi demektir. Bunu niye istesin? İslamcıların iktidarında bir dönem daha geçirmeyeceğiz. AKP’nin üzerinden devlet kendini dönüştürmeyi AKP’yi dönüştürerek icra etmek istedi. Dün devletin arkasındaki fonda yeşil yoktu, katı laiklik dine dönüştürülmüştü. 2002’de devletin arkasına bir yeşil fon geldi. Milletin bir dininin olduğunu devlet kabul etmiş oldu. Ama bu yeşil fonu mümkün olduğu kadar fıstık yeşilinde tutmak için İslamı protestanlaştırmakla görevli AKP ve Fethullah Gülen’i getirdi ve Müslüman çürüdü. Sayın Cumhurbaşkanı “Müslüman zengin olmalıdır.” diyor. Cüzdanı tarif ediyor. Şüphesiz ki Müslüman da zengin olmalıdır. Bu zenginlik, edebinde, ahlakında, imanında, zikrinde olmalıdır. Tabi ki cüzdanında da olmalıdır. Tüketime açtığınız kitleler kutsallarını satmaya başladı. Kutsallarını yediler. Bu kitle kendini yemiş tüketmiştir. Dini bütün insanlara lafımız yok tabi ki. Müesses nizam İslamcıları iktidara taşıyarak hem onların argümanlarını çürüttü, hem de kendisinin İslam karşıtı fotoğrafını ortadan kaldırmış oldu. Ak Parti dönüştürülerek devlet sathına düştü. Bunu yapan devlet ne yazık ki finalde kendi adına beka sorunu çıkardı.

  • CHP’nin son yerel seçimlerde ortaya çıkan başarı sürecinin ardından CHP nasıl bir konum almalı sizce? Kürtler CHP’ye Öcalan’ı dinlememek pahasına oy verdi. Kürtlerle bir arada yaşamaya dair gelecek umutlarını artırdı mı bu?

Ben kişisel olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nu çok önemsiyorum. İyi ki CHP’nin başında diyorum. Bir ev metaforu üzerinden devam edecek olursam, evin içi çok sancılı. Türkiye çok sancılı. Geçmişten gelen derin kırılganlıklar var. Bunların ağır maliyetlerini ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Aleviler sistemden ayrık bir yerde duruyor. Müesses nizamın Alevilerinin sisteme dâhil etme arzusu olsa bile başarısız olduğu orada. Siz 81 ilin valisi arasında Alevi bir vali görmüyorsanız, 81 ilin emniyet müdürü arasında bir Alevi emniyet müdürü görmüyorsanız ortada bir sorun var. Kemal Bey’in üzerinden Aleviler asgari işleyişin siyaset kısmına dahil oldular. Kemal Bey çok önemli bir misyon üstlendi.. Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’na kızgınlık duyan kitleler en azından suskunlaştı.

İYİ Parti üzerinden baktığımızda, sol açısından da söylüyorum, geçmişteki kırgınlık ve kırılganlıkları olan kitleyi maziyi aşarak yan yana tuttu. İYİ Parti seçmeni ile HDP’lileri yan yana tuttu. Bu çok kıymetli bir şeydir. Evin içinde dört oda varsa ikisini aynı anda kapısı açılır hale getirdi.

Siyaset bu işin içinden nasıl çıkar sorusunun cevabı, Kemal Bey’in bir araya getirmeye çalıştığı bu kitleye Cumhurbaşkanı’nın elini uzatması ile olur. Türkiye hiçbir zaman sivil bir anayasa yapmaya bu kadar yakın olmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın kontrol ettiği kemik kitleyi işin içine taşıdığınızda her on kişiden sekizinin kabul ettiği bir anayasa metni oraya çıkar. Kemal Bey Çubuk’ta ağır bir saldırı yaşadı ama bunu istismar etmedi. Hemen sonrasında Samsun’a giderek Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanında durdu.

Dışarda ağır bir kuşatma ile karşı karşıyayız. Bizden kaynaklı sebepleri var. Emperyalist ülkelerin hesapları ile ilgili bir bölümü var. Tüm bunların üzerinden baktığımızda yeniden birleşip bir arada durabilirsek bu yüz yılı huzur ve refahı arayabileceğimiz bir yüzyıl olarak tarif etmemiz mümkün olur.

Cumhurbaşkanı “Türkiye ittifakı” diye bir kavram attı ortaya ama ‘görünen iktidar’ ve ‘görünmeyen iktidar arasındaki’ tartışmaların ardından bu engellendi. Bu kaçınılmaz ve rasyonel çıkış kapısının olduğu adrestir. Kemal Bey, Parti başkanı ile cumhurbaşkanı ayrılsın” diyor. Bu iyi bir başlangıçtır. Bir masanın etrafında konuşulabilir mi? Bunu denemek lazım önce. Masada neler olabileceği tali bir kısım olabilir.

Türkiye’de siyasetin 15 yıllık kasılmasını iki kuruma bağlıyorum. Birincisi; AK Parti, Tayyip Erdoğan esaretinde, İkincisi; HDP, APO’nun ve Kandil’in esaretinden. Bu iki parti özgürleşmediği sürece kriz derinleşir. Hepimiz bir birlik beraberlik ruhu içerisinde olacaksak, AK Parti’de kısman gördüğümüz verdiği özgürleşme refleksini asgari HDP’nin de vermesi lazım. Geçmişte Selahattin Demirtaş’a oy veren sağcı-milliyetçi insanların olduğuna şahit oldum. Bu önemlidir. Birlik, beraberlik olacaksa hepimizin üzerine düşeni yapması lazım.
Evin içinde derdimize çare arayacağız. Evin dışında çare ararsak eve fitne sokarlar. Rahmetli Hrant Dink de söylemişti bunu. “Fransa’dan ABD’den çare aramayalım” diye. Kürt’ün haysiyeti de bunu emreder. Amerika’nın himayesi rasyonel, taktiksel gelebilir ama bu tarihsel değildir. Bu coğrafyaya ortak hikayemize aykırı bir haldir. Birebir sokaktaki Kürt kökenli vatandaşa gidip konuşsanız “ne istiyorsun?” sorusuna verdiği cevap Kandil’in ve PKK’nın söylediğinden farklıdır.

Kağıtların üzerinde yazdığı gibi demokrasiyi hayata geçirmek, “Bir bardak su iç demokrat ol” demek gibi bir şeydir. Satacağınız ilacın prospektüsü anlaşılabilir olmalıdır. Neyi ne zaman hayata geçirebileceğinizi bilmeniz lazım. Irak, Suriye parçalanırken burada bir parçalanma kaygısı olmasından doğal ne olabilir. Bunu Kürt siyasetçilerin dikkate alması lazım.