Serkan Üstün

Yeni kitabı ‘Dindar ve Kindar- Milli Eğitimin İflası’nı PolitikYol’a anlatan gazeteci Mert Taşçılar, “FETÖ okulları kapatıldı yerine geçen diğer tarikatlar çocuklarımızı ele geçiriyor.” dedi.

Türkiye’de cumhurbaşkanından sokaktaki ortalama yurttaşa kadar neredeyse herkes ülkedeki en önemli sorunların başında eğitimin geldiği konusunda uzlaşı halinde. AKP iktidara geldiğinden beri defalarca bakan ve sistem değişti. İlköğretim birinci sınıftan başlayıp liseyi tamamlayan hiçbir öğrenci, okulu aynı sınav ve eğitim sistemi içinde tamamlamayı başaramadı. Ancak geçen bunca yıla, değişen bunca bakan ve bürokrata, defalarca yapılan sınav sistemi değişikliklerine rağmen eğitim konusunda Türkiye her geçen yıl daha da kötüye gitti.

İşte böyle bir ortamda ‘Dindar ve Kindar- Milli Eğitimin İflası’nda bu meseleye neşter vurmaya karar veren Odatv editörü Mert Taşçılar, Türk eğitim sistemi konusundaki çarpıcı verileri derli toplu bir yorumla okuyucuya sunmayı başarmış görünüyor.

Eğitimdeki tüm bu aksaklıklara rağmen insanların yaşananları aslında tam olarak göremediğini ya da görmek istemediğini savunan Taşçılar, “Öyle ki günlük hayatımızın telaşı içerisinde eğitim kurumlarında cinsel istismarlara ilişkin haberleri okuyup, birkaç sinirli tweet attıktan sonra unutuyoruz. Ben de görmezden geldiklerini göstermeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.

AKP’nin eğitimi amaç değil dincileşmek ve muhafazakarlaşmak için araç olarak gördüğünü ifade eden Taşçılar, “Dindar ve Kindar” söyleminin de bu aracın ilanı olduğunu belirtti.

Gazeteci Mert Taşçılar’la ilk kitabı “Dindar ve Kindar- Milli Eğitimin İflası” üzerine konuştuk.

  • Kitabı yazma sürecin nasıl gelişti? Eğitimin Türkiye’de en önemli sorun olduğu herkesçe söyleniyor ama herkes bir şekilde bu konuyu ihmal ediyor aslında. Sen neden eğitim üzerine eğilme ihtiyacı hissettin?

Çıkış noktam, eğitimde yaşanan iflasın toplumda halen bilinçli bir şekilde görülmemiş olmasıydı.

İnsanlar artık çocuklara uygulanan bunca kötü ve karamsar olayı görmek istemiyor. Ben de görmezden geldiklerini göstermeye çalışıyorum. Öyle ki günlük hayatımızın telaşı içerisinde eğitim kurumlarında cinsel istismarlara ilişkin haberleri okuyup, birkaç sinirli tweet attıktan sonra unutuyoruz.

Amacım bu gerçekleri taraflı tarafsız herkesin yüzüne çarpmaktı. Gördüğüm kadarıyla etkili de oldu. En azından artık iktidar dahil, yanlış bir yolda olduğumuzu fark ettik.

Ve bu amaçla yazmaya başladım. Buradaki temel çıkış noktam şu soru üzerinden oldu: “Bir anne baba çocuğunu okul sıralarına oturttuktan sonra sınıftan çıkıp gittiğinde o çocuğu kime, kimlere, nasıl bir eğitim sistemine emanet ediyor?” Süreç de bu sorunun arkasından gelişti.

“EĞİTİMDE KAOS BİLİNÇLİ”

  • Kitapta eğitimde bir kaos yaratıldığını söylüyorsun. Sence bu kaos bilinçli bir şekilde mi yaratılıyor? Eğer öyleyse bunun sebebi nedir?

Kitap, küçük Melek’in karlı yolda terlikle okula gittiği hikayeyle başlıyor. Gerçek bir hikaye. Bir dönem Türkiye çok konuşmuştu. Sonra unuttuk gitti. Fakat o dönemde göremedik. Aslında Melek eğitim sisteminin kendisiydi.

AKP iktidarı, Meleklerin ayağına ayakkabı giydirmeden okula götürmeye çalıştı çocukları. Esas amacı hiç ama hiç karlı ve zorlu bir yolda okuma isteyen Melek’in ayağındaki terlik olmadı. AKP’nin amacı Melek’in okulunun niteliği oldu. Hep o okulu imam hatibe çevirmek istedi. Çoğunu da çevirdi zaten.

Ama burada anlatmak istediğim şu; AKP, eğitimi amaç olarak görmedi hiçbir zaman. Eğitim hep dincileşmek, muhafazakarlaşmak için araçtı. İşte “Dindar ve Kindar” söylemi de bu aracın ilanıydı. Kaos da bilinçli olarak tam da bu sebepten çıktı.

  • Peki okula gitmeyi başaran çocuklara okullarda ne okutuluyor?

Milli Eğitim sisteminin iflas ettiği nokta burası oldu. Müfredat değişiklikleriyle ders kitaplarının içi boşaltıldı. Çağdaş, laik bir eğitim geri plana atıldı. Kitapta da bahsettim, “tanrı yokmuş gibi davranan ateistlerden” bahsedildi kitaplarda.

Öyle ki öğrencilere, “Sizce evrendeki olaylar ve yaratılış bir tesadüf sonucu mu meydana gelmektedir?” diye de sorularak öğrenciler de bu düşünce tarzının içine çekilmeye çalışılıyor.

  • Din kitaplarındaki değişikliler mi bunlar?

Evet.

Mesela 11. sınıfta öğrenciler Şiilik hakkında bilgi alıyorlar. “İslam Düşüncesinde Siyasi-İtikadi Yorumlar” bölümünde yer alan Şia inancı için bu sene de tanımlama “iddialar” üzerinden yapılıyor.

Din Dersi kitabında, “Hz. Ali’nin Hz. Peygamberden sonra nass ve tayinle imam olduğuna inanan, imametin kıyamete kadar onun soyuna ait olduğunu ileri süren ve bu imamların masum olduklarını iddia eden topluluklara Şia denir” ifadeleri kullanılıyor. “Takip eden” ve “İnanan insanlar” ifadeleri yerine, “İleri süren” ve “iddia eden topluluklar” deniliyor. Hep öğrencilerin bilinçaltına oynuyorlar. “Çocuklarımız ele geçiriliyor” derken bunu kastediyorum.

2015 yılında değişmeyen tartışmalı ifadelerden biri de 12. sınıf ders kitaplarındaki Hristiyanlarla ilgili. İnançlarını yaymak isteyen Hristiyanlar “istismarcı” olarak gösteriliyor.

Böyle benzer birçok örnek var kitapta.

“TARİKATLAR ÇOCUKLARIMIZI ELE GEÇİRİYOR”

  • Nitelikli bir eğitim almak için sınıfsal bir ayrıcalığa sahip olmak gerekiyor. Yoksul bir çocuğun bu sistemde nitelikli bir eğitim alması neredeyse imkansız. Bu da bilinçli bir tercihin ürünü mü? Bu konuda neler söylersin?

Doğa Kolejinin başına gelenleri gördük. Tarikat okulları mantar gibi çoğalırken günümüze uygun eğitim veren büyük bir okul yok olmanın eşiğine geldi. Öğretmenler aylarca mağdur oldu. Maaşlarını alamayan öğretmenler çocuklara ne kadar sağlıklı bir eğitim verebilir ki? Doğa Koleji çok göz önünde olan bir kurumdu, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sırf öğrenci bulamadıkları için kapanan, batan çağdaş eğitim kurumları var.

Yine iflas kelimesine geliyoruz. Yani özel okullarında da bir kaos var. Devlet okullarında politik etki altında eğitim veremezken, özel okullarında bir bölümü tarikat ağı içerisinde diğerleri de ekonomik sorunlarla boğuşuyor.

FETÖ öncesinde bu bilinçli bir tercihti. Aileleri, çocuklarını özel okullara göndermeye mecbur bıraktılar. Böylece FETÖ ve diğer tarikatlar kendilerine insan yetiştirecekti. Bugüne geldiğimizde ise FETÖ okulları kapatıldı yerine geçen diğer tarikatlar çocuklarımızı ele geçiriyor.

  • “Ele geçirilme” sözlerini açar mısın?

Kitabın genelinde bu konu üzerinde duruyorum aslında.  Kitaptaki hikayeler arasında beni en çok etkileyen iki konu var. Biri Giresun’un 12 bin nüfuslu Alucra ilçesinde yaşanan istismar olayı. Olayla ilgili iddianameyi ilk okuduğumda midem bulanmıştı. Hafızlık kursunda 13 çocuğa yapılanlar buzdağının görünen yüzü. Diğer olay ise sabaha karşı saat 4’te Kuran kursundaki dayaktan kaçan 4 çocuğun, 8 kilometre yürüyerek Jandarma’ya sığınmalarıydı.

Bu çocuklar neden oralarda. Çünkü mecbur kalıyorlar. Ya okul yok, ya da okulda öğretmen. Eğitim almaları için denetimsiz kurslara gönderiliyor. Sonuçta ortaya ne çıkıyor. Ya denetimsiz kurslarda ele geçirilerek istismara uğrayan çocuklar ya da iktidarın belirlediği müfredatta dinci bir yaklaşım tarzıyla zihni ele geçirilenler…

“İMAM HATİP TERCİHLERİNE AZALMA VAR”

  • İmam hatipler son yılların en önemli tartışma konusu neredeyse. Sayıları çok arttı ama nitelikleri çok düştü. Öğrencilerin terk etme oranları çok yüksek ve yerleştirme oranlarında en düşük okullar? Ayrıca İslami çevrelerde çocukların deizme ateizme yönlendiği söyleniyor? İmam hatipler konusunda durum nedir?

Esasen orada mesele şu. AKP iktidarının eğitim politikası imam hatipler üzerinde o kadar yoğunlaşmış ki, bu artık yurt dışından bile dikkat çekmiş durumda.

Türkiye’de özellikle 2018 bütçesinden sonra İmam Hatiplere yapılan harcama iki kat artırıldı. Bu diğer bütçelerde böyle değildi. Bir sonraki yıl da aynı şey devam etti. Cumhurbaşkanlığı 2019 yılı Yatırım Programı’na göre, eğitim alanındaki projelerde aslan payı yine imam hatiplere ayrıldı. İmam hatiplere ayrılan bütçe, fen liselerine ayrılan bütçeyi 15’e katladı. Bu yıl da devam edecek.

Lise düzeyindeki İmam Hatiplere yönelik harcama milyarlarca liraya ulaşıyor. Söz konusu rakamlar, Türkiye’deki tüm ortaokullara verilen bütçenin yaklaşık dörtte biri olarak yorumlanıyor.

Öğrenci sayısı beş kat artarak 1,4 milyona ulaştı. Reuters’ın rakamlarına göre ise İmam Hatip liselerinde toplam 645 bin öğrenci bulunuyor. Yani tüm lise öğrencilerinin yüzde 11’i. Buna karşılık liselere sağlanan kaynakların yüzde 23’ü ise İmam Hatip Liselerine gidiyor. Ki bu rakamlar geçen yılın rakamları.

Ama özetle devlet, bir İmam Hatip Lisesi öğrencisi için, normal lise öğrencisinin iki katı kadar harcama yapılıyor. Buna rağmen imam hatip liselerinin sayısı artarken, imam hatip liselerini tercih eden öğrencilerin sayısında hızlı bir azalma var.

En dramatik yanı bu…

“ANADOLU’DAKİ EĞİTİMİN NİTELİĞİNİ ARTIRMAMIZ GEREK”

  • Türkiye’de eğitimin geleceğini nasıl görüyorsun? Sence umut var mı gelecekten?

Umut her zaman var. Hele Türkiye’de daha çok var. Nitelikli eğitim veren okullar, kurumlar yok mu var. Fakat ben kitapta eğitim sisteminin iflasından bahsediyorum. İyi eğitim veren kurumlar bir elin parmaklarını geçmez. Dolayısıyla burada resmin tamamına bakmak gerekiyor.

Şehirlerdeki okulların sorunların yanı sıra esas olarak Anadolu’daki eğitimin niteliğini artırmamız gerek.

Çözüm mümkün olmasa bu kitabı yazmazdım. Okyanusta bir damla da olsa benim için kıymeti var. Toplumumuzun çabası da eğer gerçekçi olup imkansızı istemeye yönelik olursa başarabiliriz. Evet tablo çok kötü, durum vahim. Ama potansiyelimiz çok yüksek. İlk adım olarak okulların niteliğini yükselterek başlayabiliriz.

Bu nedenle eğitim konusu devlete ve iktidarlara bırakılmayacak kadar önemli. Bunu herkesin işin içinde olduğu toplumsal bir ortak bilinç ve hareketle yapmalıyız. …