Ali Haydar Fırat

Gazeteci Fikret Bilâ ile son kitabını, CHP ve siyasetteki son gelişmeleri konuştuk. Bila “Kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen işlemez hale getirilmesi, yasama, yargı ve medyanın iktidar hakimiyetine girmesiyle Türkiye’de çok ciddi bir demokrasi sorunu doğmuştur” diyerek CHP’nin iktidar olma mücadelesinin demokrasi ve özgürlük mücadelesi olduğunu söyledi.

Bilâ, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ‘parti-devlet’ ve ‘tek adam’ yönetimi kurulduğunu belirtti ve “CHP’nin iktidar mücadelesi demokrasiyi ve laik devlet yapısını yeniden inşa etmek ve temel özgürlükleri yaşama geçirmektir” dedi.

1- ‘CHP nasıl iktidar olur?’ sorusu tarihsel bir sorudur. Kapsamlı çalışmanızda ülkenin demokrasi mücadelesini anlatıyorsunuz. CHP’nin iktidar olma mücadelesi aslında bir anlamda demokrasi ve özgürlük mücadelesi olarak yorumlanamaz mı?

Elbette CHP’nin iktidar olma mücadelesi demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Bu tarihsel olarak da böyledir. CHP’nin tek parti döneminde, arada çok partili siyasi yaşama geçiş denemeleri yapılmış olsa da sosyolojik ve siyasi durum buna izin vermemiştir. Bu süreçte CHP daha çok Cumhuriyeti inşa edip kurumlaştırmaya ve devlet kapitalizmiyle ekonomik alt yapıyı kurmaya çalışmıştır. 1950’de çok partili yaşama geçildiğinde ise kitapta nedenlerini izah ettiğim gibi iktidarı kaybetmiştir. Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte demokrasinin gelişmesi yerine gerilemesi başlamıştır. DP’nin devlet gücüyle CHP’yi baskılaması, dini değerler üzerinden laikliği zedelemesi, Meclis’te kurulan tahkikat komisyonlarıyla demokratik alanı daraltmış, giderek fiilen işlemez hale getirmiştir. CHP’nin Cumhuriyeti kurduğu birinci dönüşüm süreci, çok partili hayata geçtiği ikinci dönüşüm süreci ve nihayet 1970’lerde Bülent Ecevit’le siyasete sosyal demokrasiyi sokan üçüncü dönüşüm süreci, darbeler ve AK Parti iktidarıyla demokrasiden uzak bir karşı devrim süreciyle kesilmiştir. Bugün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile parti-devlet ve tek adam yönetimi kurulmuştur. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen işlemez hale getirilmesi, yasama, yargı ve medyanın iktidar hakimiyetine girmesiyle Türkiye’de çok ciddi bir demokrasi sorunu doğmuştur. Bu nedenle CHP’nin iktidar mücadelesi demokrasiyi ve laik devlet yapısını yeniden inşa etmek ve temel özgürlükleri yaşama geçirmektir.

2- Cumhuriyetin kurumsallaşması ve bir ölçüde bürokratik bir dönüşüme girmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan olumsuzluklar neden hep CHP’ye mal edildi ve CHP buna karşı neden bir strateji geliştiremedi?

Bunun nedeni CHP’nin kurucu parti olmasıdır. Cumhuriyete geçmek gibi 600 yıl ümmet halinde yaşanan bir toplum için radikal bir dönüşümün sancıları büyük olmuştur. Hilafetin kaldırılmasıyla başlayan “din elden gidiyor” propagandası ve endişesi ana muhalefet hareketlerinden biri haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı koşullarında ordunun savaşa hazır tutulması için kaynakların savunmaya ayrılmasının yarattığı ekonomik kriz bir başka muhalefet mecrası açmıştır. Bu süreci parti-devlet modeliyle geçiren CHP bütün olumsuzluklardan sorumlu tutulmuştur.

3- Kitabınızda “CHP’ye uzak sosyolojiler” olarak bir ölçüde konumlandırdığınız dindarlar ve Kürtlerle sağlıklı bir iletişimin kurulması bundan sonra mümkün olabilir mi ve bu çerçevede CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çabalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Evet, CHP’nin her iki kesime de ulaşması mümkündür. Dindar kesime Bülent Ecevit’in yaklaşımıyla, Kürt seçmene ise Erdal İnönü’nün yaklaşımıyla ulaşılabilir. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmaya çalıştığı tam da budur. İnançlara saygılı laiklik yaklaşımıyla Ecevit gibi mütedeyyin kesime, özgürlük alanını genişletmek vaadiyle de Kürt seçmene ulaşmaya çalışıyor. Bu çaba içinde CHP’nin sürece katması gereken üçüncü unsur sosyo-ekonomik yaklaşım olmalıdır. Özellikle dindar kesimin devlet ilişkisi AK parti iktidarında sadece din köprüsüne ve sadaka ekonomisine bağlanmıştır. İktidar bunu tarikatlar ve vakıflar üzerinden yapmaktadır CHP, sınıf aidiyeti temelinde sosyal devlet araçlarıyla, tarikatlar yerine siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları üzerinden yeni bir ekonomik ve sosyal model sunarak iş güvenliği, gelir dağılımı eşitliği, laikliğin inanç güvenliği, hak ve özgürlüklerin hukuk güvencesine alınması yoluyla bu kesimlere kendini anlatmalıdır.

4- Ekonomik kriz ve Covid-19 salgını egemen dünya sistemi kapitalizme karşı kapsamlı bir sorgulamayı üretti. CHP bu süreci nasıl yorumlamalı ve nasıl bir konum almalı?

Covid-19 salgının ortaya çıkardığı gerçek, kamu hizmetlerine ve sosyal devlete olan ihtiyacı çarpıcı biçimde ortaya çıkarmıştır. Salgının dayattığı gerçek başta sağlık olmak üzere özel sektöre terk edilen hizmet alanının yeniden kamulaştırılması ve kamu ekonomisine dönüştü. CHP de bu gerçeğe uygun olarak yönettiği belediyeler üzerinden hizmetlerin kamuya taşınması, dayanışma ekonomisi, toplumsal muhalefetle bütünleşmiş sendikacılık anlayışıyla, kamucu ekonomi ve sosyal politikalara yönelmelidir.

5- CHP’nin sağa kaydığına dönük eleştiriler sıklıkla yapılıyor. Ancak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu sürekli bir biçimde toplumun dezavantajlı kesimlerine, ezilenlerine sesleniyor. Neden bu konu yeterince anlatılamıyor?

Bu önemli bir konu. 3. sorunuza verdiğim yanıtta belirttiğim gibi gerek dindar kesime gerekse Kürt seçmene yaklaşımdaki inanç özgürlüğü, inançlara saygılı laiklik ve özgürlük alanının genişletilmesi yaklaşımı aslında sol bir yaklaşımdır. İki kesime yaklaşımda belirttiğim gibi sosyo-ekonomik temele dayanmalıdır. Nitekim CHP de anlayış içindedir. Halka CHP programı ve vaatlerinin bu yönü ev ev anlatılmalıdır. Burada kavramlar önemli değil, içerik önemlidir.

6- Son olarak ülkemizin en önemli medya kuruluşlarında yöneticilik yaptınız. Gündem belirleme konusunda sıklıkla CHP’ye dönük bir eleştiri yapılmakta. Bu çerçevede CHP’nin iletişim politikaları, gündem belirleme çabaları konusunda fikriniz nedir?

AK Parti 18 yıllık iktidarında parti-devlet, tek adam yönetimini kurabilmek için denge-denetleme kurumlarını işlemez hale getirmiş, anayasal kurumların da içine boşaltmıştır. Bunlar arasında en önemli denetim aracı olan medya da vardır. Medya yüzde 90-95 oranında iktidarın kontrolü altındadır. Bu iktidara gündem oluşturmada avantaj sağlamaktadır. İkinci yön ise iktidarın devlet ve yargı gücü üzerinden özgür gazetecilik yapmaya çalışan basın yayın organları ve gazetecileri baskı altına alması, tehdit etmesi ve gerekli gördüğünde ceza evine göndermesidir. Bu ortamda CHP, özgür gazetecilik yapan ve iktidar medyasından giderek daha etkili hale gelen basın yayın kuruluşlarıyla sosyal medyadaki özgürlük alanını güçlü biçimde desteklemeli ve sahip çıkmalıdır. Bu konuyu daha sık gündeme getirmeli, baskı altındaki yayın organları ve gazetecilerin fiilen yanında durmalı ve mümkün olduğunca denetim araçları üzerinden iktidarı sorgulamalı, kamuoyunu anlatmalı, sendikayı desteklemeli, hak arayışlarına öncülük etmeli, bu basın yayın organlarının yaşaması için elinden geleni yapmalıdır.