Söyleşi: Pelin Teymur

CHP Tarım Politikaları ve Tarım Örgütleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ile AKP’nin tarım politikalarını, Türkiye’nin et ithalatını ve zeytin üreticilerinin son durumunu konuştuk.

Et ithal ederek ülkenin et sorununun çözülemeyeceğini ifaden eden Sarıbal, Türkiye’nin sadece et değil, canlı hayvanlarla birlikte hastalık da ithal ettiğini söyledi.

Marmarabirlik’in Afrin’den zeytin aldığı iddiaları ile ilgili konuşan Sarıbal, Afrin’den zeytinyağı alımının gerçekten olduğunu ve bunun tarım krediler üzerinden gerçekleştiğini ifade etti.

  • Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı hayvan ithalatı ile ilgili “Cari açığı bile düşünmeden ithale gider ve piyasayı balans ederiz” açıklamasında bulundu. Bilindiği gibi Türkiye uzun yıllardır zaten et ithal ediyor. Gündemden düşen şarbon hastalığı bağlamında Türkiye’nin et ithalatında son durum nedir?

2010 yılında siyasal iktidar canlı hayvan ithalatına başladı. 2017’nin sonuna kadar 273 bin ton et satın alındı. 6,5 milyon canlı hayvan alındı ve yaklaşık 7 milyar doların üzerinde para verildi. İthalata başladıkları gün de bunu şunun için yaptıklarını söylediler; içerideki piyasaları düzenlemek ve tüketiciye ucuz et olanağını sağlamak. Ancak geldiğimiz noktada cumhurbaşkanının haberi yok galiba, 2010 yılından beri ithalat yapılıyor. Cumhurbaşkanının gündeme bu durumu getirmesinin nedenini sanırım kendisi de bilmiyor ama enflasyonun çok yüksek çıkması. Hatırlayın geçen ay enflasyon yine çok yüksek çıktı. Sayın cumhurbaşkanı enflasyonu gıdayla ilişkilendirmek istedi sanırım. Eğer ette yüksek fiyat olursa biz tekrar ithalat yapıp fiyatları indiririz dedi. Oysa haberi yok zaten et ithal ediyorlar. Ancak ne yazık ki et fiyatları düşmüyor.

“ET İTHAL EDEREK TÜRKİYE’NİN ET SORUNU ÇÖZÜLMEZ”

2015 yılında Sayıştay’ın ve Kırmızı Et Üreticileri’nin bir stratejik raporu var. Orada şu söyleniyor; “Et ithal ederek Türkiye’nin et sorunu çözülmez.” Şu anda da çok yüksek oranda et ve canlı hayvan ithalatı devam ediyor. Dondurulmuş karkas etini iki şekilde ithal ediyorlar; bir kemikli et bir de ilk defa kemiksiz et ithal ettiler. 300 tır lop et getirdiler. Yani kemiği de içinden alınmış. Karkas eti şudur; hayvanı kesersiniz, derisini, sakatatını, ayağını vs alırsınız geriye kalan kemik ve et kısmı karkastır. Lop et ise kemik de alınıp sadece kalan et kısmıdır. Son yaptıkları ihale de lop et ama kaç para ödendi, ihaleyi kim aldı, ne kadar et geldi gerçekten bilmiyoruz.

“SADECE HAYVAN DEĞİL HASTALIK DA İTHAL EDİYORUZ”

Şarbon meselesine de kısaca değinmek isterim. Et ithalatı yapıldığı andan itibaren Türkiye aslında bazı hastalıklarla da tanıştı. Aslında sadece canlı hayvan değil hastalık da ithal etmeye başladık. 2010 yılında başladığında hemen deli dana ithal ettik. Polonya kökenliydi bu etler. Polonya hükümetinin bize gönderdiği evraklarda bu etlerin deli danalı olduğu yazıyormuş. Bizim bakanlık aradan yıllar geçti “Lehçe yazıldığı için biz çeviremedik” dedi. 2014’te bu defa mavi dil hastalığı ile tanıştık, 2017’de Bruselloz hastalığı ile tanıştık.

“KAÇ KİŞİNİN ŞARBONDAN ÖLDÜĞÜNE DAİR BAKANLIKTAN BİLGİ ALAMADIK”

Şarbon toprakta ve otta olan bir bakteri. Yani bizim topraklarımızda da var ama uzun yıllardır bu kadar geniş çaplı gündeme gelmemişti ve etkilememişti. Ankara’ya ithal gelen hayvanlarda, biliyorsunuz Ankara’ya 5000’e yakın hayvan gelmişti, orada 50’nin üzerinde hayvan bir anda ölünce ve şarbon teşhisi konulup karantina uygulanınca Türkiye’nin gündemine düştü. Hayvan otlarken ya da gezerken solunum ya da beslenme yoluyla bunu alabiliyor. Midede, solunum sistemi, sindirim sisteminde etkili olan bir hastalık, bir bakteri. İlk 10 gün içinde teşhis edilirse tedavisi rahatlıkla mümkün ama belirli bir aşamayı geçtikten sonra tedavisi zor oluyor. İnsana temas ve yeme yoluyla geçen, insanda bağırsak, mide, akciğer üzerinde etkili olan ve ölüme kadar götüren bir hastalık. Ancak aşısıyla yüzde 100 tedavisi olan bir hastalık. Şunu gördük ki gelen hayvanlar aşısız. Yetmedi gördük ki yerelde de aşılama zamanında ve yeterli yapılmamış. Sahici bir şekilde kaç insanın şarbon vakasıyla müracaat ettiği, kaç tanesine şarbon teşhisi konulduğu, ölüm vakasının kaç tane olduğu hakkında bakanlıktan bir bilgi almadığımızı da sizlerle paylaşmak isterim.

  • AKP’nin Türkiye’de tarım alanlarını doğrudan hedef aldığını görüyoruz. Şimdi ise gündemde zeytinlikler var. Marmarabirlik’in zeytin üreticilerinin zeytinini almadığını gündeme getirdiniz. Bu konuda son durum nedir?

Şunu söylemek isterim, Türkiye zeytin cenneti bir ülke. Hemen yanı başımızdaki Yunanistan kişi başına 20 litre zeytinyağı üretirken biz ne yazık ki kişi başına 1-1,5 litre üretim yapıyoruz. Şu anda Türkiye’de 8 milyon dönüm civarında zeytinimiz var. Bakanlığın verdiği rakamlara göre 170 milyon civarında ağaç sayısı olduğu söyleniyor. 2017-2018 içinde de yine zeytin ekim alanlarının arttığı söyleniyor. Şunu paylaşmak isterim; 2002 yılında 100-110 milyon civarında ağacımız vardı yine 1 milyon 700, 1 milyon 800 bin ton zeytin üretiyorduk. Bunun 300-350 bin tonu sofralıkta, 400-450 bin tonu yıllara göre değişmekle beraber yağlık zeytin üretimimiz vardı. Aradan 16 yıl geçmiş, 16 yılın sonunda ağaç sayımız 170 milyona çıkmış görünüyor ama 2018-2019 rekoltesi için 150 milyon ağaç olduğunu söylüyorlar. Ağaç başına 10 kilo düşüyor ve 1,5 milyon ton civarında bir rekolte bekliyoruz bu yıl. Aslında 2018-19 rekoltesi, 2017’y göre 300 bin ton daha az. Yağlık ve sofralık zeytin olarak. Geçen yıl tüccar vardı, Marmarabirlik vardı, Tariş kısmen yağlık yapıyordu, zeytin bir şekilde satıldı. Hatta üretici umutla depolarında zeytin tuttu. Biliyorsunuz zeytini aldığınızda direk tüketiciye sunamıyorsunuz. Depolarda kalması gerekiyor, fermente olması gerekiyor. Asidinin normal bir düzeye ulaşması gerekiyor, tuzlanıyor. Geçen yıl ortalama danede 6-6,5 lirayı buldu. Yağlıkta da 3 liranın üzerinde satış buldu. Aslında satılan zeytin iyi satıldı ve üretici de parasını aldı. Fakat geçen yıl satılmayıp ellerinde kalan zeytinler, bu yıl o 3-4 liraya kadar yağlık zeytin olarak verilmeyen zeytinler, sofralık olarak elde tutulan zeytinler ne yazık ki halen depolarda duruyor. Bunların fiyatı 2,5 liraya kadar düştü. Bunlara ilaveten yeni dönem zeytinler de geldi.

“ÇİFTÇİNİN CEBİNDEN 20 MİLYAR LİRA MAZOT PARASI ÇIKIYOR”

Yeni dönem zeytinde fiyatı belirleyecek olan temel şey ekonomik krizdir. Yaşanan ekonomik krizin temel nedeninin siyasal iktidar olduğunu açıkça söylemem gerekir. AKP ve AKP Genel Başkanı’nın uyguladığı yanlış ekonomik politikalardır. Finans krizinin yarattığı travma tarım, ticaret, ulaşım, otomotiv, sağlık gibi hayatımızın her alanında bizi etkilemiş durumdadır. Tarıma yansıması şöyledir bunun; bütün girdiler en az yüzde 100 ile yüzde 200 arasında artmıştır. Tarımda en önemli girdi mazottur ve mazot sürekli olarak artmaktadır. Bugün 6,40 liradan bahsediyoruz. Tarım kesimi yılda 3 milyar litre mazot kullanır. 6,40 liradan bunu değerlendirdiğimizde yaklaşık 20 milyar TL çiftçinin cebinden para çıkacak. Bakın bu sadece mazot. Oysa 2019 bütçesinde tarıma destekleme olarak verilen para 16,9 milyar. Yani verdikleri toplam destekleme çiftçinin mazota vereceği paranın bile çok altında. Diyorlar ya mazotun yarısını devlet karşılayacak diyorlar. Rakam olarak söylemek isterim 2 milyar TL civarında 2019 bütçesine mazotun değeri var. Öyle olunca yüzde 10’una ancak denk geliyor toplam harcamanın. Ayrıca gübre fiyatları da çok artmış durumda.

“TÜCCAR YARIN NE OLACAĞINI BİLMEDİĞİ ZEYTİNE NEDEN PARASINI YATIRSIN”

Bu sene bir taraftan çiftçinin bütün girdileri artarken öbür taraftan da dövizdeki bu çalkalanma ve paradaki değersizleşme ve buna bağlı olarak da enflasyonun ve faizlerin yükselmesi; ayçiçeği, pamuk ve zeytin alımında piyasayı en çok etkileyen unsurdur. Kredi faizleri şu anda üreticinin ürettiği pamuk, ayçiçeği ve zeytin açısından en olumsuz sonucu yaratan temel nedendir. Örneğin tüccar olduğumuzu düşünelim, ürün alacağım, bir tarafta depomda bir miktar ürün var ve yeni ürün almam lazım. Yeni ürün almam için ya öz kaynağımın çok güçlü olması lazım ya da kredi almam lazım. Kredi almaya gittiğimde bir çok ciddi teminatlar göstermek zorundayım, iki çok yüksek faiz ödemek zorundayım. Ben bir tüccar olarak düşündüğümde, yüzde 35-40 faizle kredi alıp yarın ne olacağını bilmediğim zeytine niye yatırayım? O yüzden tüccar piyasaya girmedi. Sadece elinde nakit varsa onunla almak istedi ancak o alım piyasa var olan üretimi karşılayacak güçte değil.

Zeytinin özellikle Ege ve Marmara bölgesindeki temel alıcısı Marmarabirlik’tir. Marmarabirlik her yıl, yıllara göre değişmekle birlikte 30 bin tonla 50-55 bin ton arasında zeytin alır. Bu yıl açıklama yaptı ve 50 bin ton sofralık zeytin alacağım dedi. Fiyatları da açıkladı. Fakat o arada bir şey oldu, Marmarabirlik sezonu açtı ürün almaya başladı ben birçok telefon aldım. Orhangazi’den, Gemlik’ten, Edremit’ten, Mudanya’dan, bir çok yerden üreticiler “Marmarabirlik zeytinimizi almıyor” dediler. Ben hemen Gemlik Fıstıklı köyüne gittim, üreticiyi yerinde ziyaret ettim “Neden zeytinlerinizi almıyorlar?” dedim, dediler ki “Hastalık var zeytinlerde”. Zeytinlerde kara leke, halkalı leke denen hastalıklar vardır. Ondan şikayet ediyorlar dediler. Bunları gerekçe göstererek Marmarabirlik zeytin almıyor dediler. Zeytine baktım, ben hem bir çiftçiyim, hem bir mühendisim hem de hayatım bu işle geçti. Benim orada gördüğüm zeytinlerde yüzde 5’i bile geçmeyen bir zarar vardı. Kaldı ki üretici zeytini tarlada topluyor, götürüyor evinde makinadan geçiriyor, zarar görmüş olanını hastalıklı olanını ayırıp öyle götürüyor. Bu sorun Marmarabirlik’in zeytin almamasının nedeni olamaz. İkincisi, biz Marmarabirlik’i yıllardır tanırız. Marmarabirlik öyle yıllar oldu ki bir leblebi tane kadar olan zeytinleri aldı. Bunca yıldır çok daha kötü durumda olan zeytinleri alan Marmarabirlik, bu defa neden almamaktadır? Üçüncü mesele de şudur, bir üretici tarlasında ürünü toplamışsa, onu kasaya koymuşsa, emeğini koymuş, bir yıl boyunca ona bakmış, bir şekilde hayatını vermiş, ürünü ayıklamışsa ve getirmişse siz ona nasıl malınız kötü geri götürün dersiniz?

“AFRİN’DEN ZEYTİN İTHALATI YAPILIYOR”

Ben bu durumu hızlıca gündeme getirdim. Marmarabirlik Başkanı Afrin’e gitmişti zeytin alanlarını incelemeye. O arada duyumlar almıştım ben zeytinyağı ithalatı, zeytin ithalatı meselesi diye. Son aldığım bilgilere göre de Afrin’den zeytinyağı alımı gerçekten tarım krediler üzerinden gerçekleşiyor, çok ucuz 5-6 lira gibi bir fiyatla ve tüccarlar da oradan alıyorlar. Biz buradan Marmarabirlik’in görevini yapması için davette bulunduk, deşifre ettik, Afrin’de ne işiniz var dedik. Marmarabirlik üreticinin içinde olduğu, üreticinin sahip olduğu bir birliktir. Marmarabirlik’e zeytin getirenler Marmarabirlik’in müşterisi değil, ortağı ve yöneticisidir. Bir gündem oluşturduk ve Marmarabirlik şu anda baya bir zeytin alıyor. Bizim mücadelemiz işe yaradı, bizim de burada durma sorumluluğumuz bu.

  • Yerel seçimlerde CHP Bursa’da nasıl bir yol haritası izleyecek. Bursa’nın sorunları dikkate alındığında sizce Bursa’ya nasıl bir belediye başkanı profili gerekiyor?

Bursa uzun yıllardır AKP tarafından yönetiliyor ve Bursa hızlıca kayıp kent noktasına gidiyor. Tarımsal özelliği sürekli azalan, Uludağ ile kent arasındaki o güzel dayanışmanın tamamen tüketildiği, kocaman binaların kurulduğu, sanayinin ciddi anlamda kriz içerisinde olduğu bir kent. En önemli sorunu trafik. İkincisi işsizlik, üçüncüsü imar ve inşaat. Dördüncüsü çevre kirliliği ve tarım alanlarının tahribatı ve elbette tarihsel dokusunun yok edilmesi. Bursa’yı var olan ekonomik kriz ciddi bir şekilde etkilemektedir. Belediyenin kesinlikle halka dokunması gerekiyor.

Bursa kent kimliği açısından kendi kimliğini ne yazık ki tarif edemiyor. Bursa bir sanayi kenti mi? Evet. O zaman sanayiyi dikkate alacağız. Bir tarım kenti mi? Evet. O zaman tarımı da dikkate alacağız. Bunlar birbirinin düşmanı değil. Siz kendi doğal kaynaklarınız üzerinden bir sanayileşme ve endüstrileşme gerçekleştiriyorsanız bunda bir sıkıntı yok ama hiç kendinizde, kentinizde olmayan bir şey üzerinde sanayileşme yürütüyorsanız onun adı kirliliktir. Bursa şu anda maalesef kirli bir sanayileşme üzerinde.

“DOĞRU BİR ADAY KOYARAK BURSA’YI ALABİLİYORUZ”

AKP’liler o kadar çok particilik yaptılar ki. Bütün çalışanlarını önce partiye üye yaptılar, sonra işe aldılar. Tam militarist bir yönetim biçimi gerçekleştirdiler. Seçilirken Bursa halkı adına seçildiler, bütün uygulamaları partililere yönelik oldu. Popülist, yanlı, yandaş. Bunun kavgasını ve mücadelesini verdik. Bir gün burunlarından gelecek, bunu da biliyoruz. Bugün şöyle bir hikayemiz var; doğru bir belediye başkan adayı koyarak Bursa’yı alabiliyoruz. Veriler böyle geliyor.