Söyleşi: Emre Köse

CHP Parti Örgütü ve Örgüt Yönetiminden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, yerel seçimlere giderken CHP’nin adaylarını nasıl belirleyeceğini ve yerel seçim stratejisini PolitikYol’a anlattı.

Salıcı; “Kimse AKP’nin hangi yöntemle aday belirleyeceğini merak etmez Türkiye’de. Kimse MHP’nin nasıl aday belirleyeceğini merak etmez. Diğer siyasi partileri de merak etmez. Eskiden beri Türkiye’de aday belirleme yönteminin ne olacağı konusunda merak edilen bir tane parti var o da CHP’dir.” diyor.

Amaçlarının CHP’nin sokakta birlikte mücadele edeceği ruhu ortaya koymak, motivasyonu sağlamak ve CHP’yi bir bütünlük içinde, eskisiyle ve yenisiyle bütün insan kaynağını sahaya sürmek ve yerel seçim başarısı için motive etmek olduğunu ifade eden Salıcı, “Bizim örgütümüzün toplumsal bağları var, bizim örgütümüz öyle kendiliğinden oluşmuş bir örgüt değil. Bu örgütün toplumsal bağları vasıtasıyla da bağlı olduğumuz kesimleri motive edecek ve CHP’nin 30 Mart’taki seçim başarısı için herkesi sahaya sürmüş olacağız.” ifadelerini kullanıyor.

  • Yerel seçimlerde AKP ve MHP ittifakı için ikiyle ikinin dört ettiği bir düzlem söz konusu mu? Yoksa istenen sonucu vermeyeceğini düşünüyor musunuz?

Zaten 24 Haziran’da AKP ile MHP ittifakı ikiyle ikinin dört etmediğini gösteren bir süreç yaşadı. AKP’nin daha önce almış olduğu oy ve MHP’nin almış olduğu oyu toplasaydık, yüzde 50’nin çok üzerinde bir oy çıkacaktı; ama AKP, yüzde 42’ye düştü, MHP, AKP’den kayan oyların bir kısmını aldı, kendisi bir oy geçişkenliğine maruz kaldı, dolayısıyla neredeyse ikisinin toplamı AKP’nin oyu yaptı. Yerel siyaset dinamikleriyle farklıdır, dolayısıyla yerel siyasette iki kere ikinin dört etmesi çok mümkün görünmüyor; ya üç eder ya beş eder, bu süreçten beş çıkmaz. Muhtemelen onlar kendi bulundukları pozisyona göre bir ittifak kurgulayacaklar ve sayın Bahçeli’nin “İstanbul’da aday çıkarmayacağız” açıklaması, açıklamayı yaparken gerekçelendirmesi de “Bizim orada bir iddiamız olmayacağı görünüyor, aday çıkarmaya ne gerek var.” Günaydın, siz İstanbul’u ne zaman kazandınız? Hiç. Tarih boyunca MHP’nin bir büyükşehir belediye başkanı var mı İstanbul’da? Yok. Kapatın o zaman partiyi. O zaman seçimlere niye giriyorsunuz ki? Ankara’da var mı? Şuanda sayın Bahçeli, elinde bulundurduğunu düşündüğü belediyeler için pazarlık kozu görmek istiyor.

  • Peki bütün bu süreçte CHP’nin ittifak meselesine yaklaşımı nasıl?

Biz masa başında yapılan ittifakların sonuç almayacağını görüyoruz. AKP ve MHP ittifakının sonuç almayacağına dönük sözlerimiz de bundan kaynaklı. Bizim İstanbul’da da, Ankara’da da, İzmir’de de, Türkiye’nin başka başka yerlerinde de oyumuzun geleneksel olarak daha düşük olduğu ama ısrarla CHP’li belediye başkanlarının yönettiği ilçeler, büyük ve metropol ilçeler var. Buralarda zaten vatandaş sandıkta ittifak hikayesini devreye sokuyor. 2014 sürecinde nasıl sandıkta ittifak olduysa bir çok yerde, burada da vatandaş sandıkta ittitfak yapacaktır. Orada da duruma göre, CHP’li belediyelerden birinde olan vatandaş, bazen AKP’den, bazen diğer siyasi partilerden dönüp teveccühünü CHP’li belediye başkanı için kullanıyor.

  • AKP medyasında ısrarla CHP sanki HDP’yle sanki ittifak yapmış gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz ya da CHP’nin buna bakışı nedir?

3 ay önce bir genel seçim geçirdik ve ittifakların yasal olduğu bir genel seçim geçirdik. Biz kiminle ittifak yaptık? Saadet Partisi e İYİ Parti’yle yaptık. İsteseydik HDP’yle ittifak yapabilirdik; ya da HDP’yle ittifak yapardık, diğer siyasi partilerle ittifak yapamazdık. Bizim HDP’yle ittifak yapmak için AKP’den icazet almaya ihtiyacımız yok ama bizim kimseyle ittifak gibi bir düşüncemiz yok, bunu açık ve net bir şekilde beyan ediyoruz. Madem bizi HDP ile ittifak yapmaya bu kadar çok teşvik ediyorlar, gitsinler kendileri yapsınlar. Gerçeklerden korkuyorlar, bana şunun cevabını versinler; şuanda ülke bir ekonomik çöküntünün içinde; MHP’yle ittifak yapıyorsunuz, MHP bu ekonomik çöküntünün ne kadarına sahip çıkıyor? MHP seçmeni bu işten ne kadar etkilenecek? 6 ay sonra Türkiye seçime giderken ülkenin koşullarının daha iyi görünmeyeceği çok aşikar, ne dış politikada ne eğitimde, ne toplumsal barışta, ne ekonomide, işlerin daha iyi gitmeyeceği görünüyor. Buyursunlar kendi yapacakları ittifakların iki kere ikinin beş olacağına dair derslerine çalışsınlar. CHP, kendi işini kendisi yapacaktır.

  • Bölgesel toplantılara başladınız. Bir, bu bölge toplantılarının amacı nedir? İki, CHP yerel seçimlerde adaylarını nasıl belirleyecek?

Bölge toplantılarında şunu yapıyoruz, aslında daha önce uygulanmayan bir şey yapıyoruz. Halihazırda bizim yöneticimiz olan, kurultay delegemiz olan ve belediye başkanımız, parti meclisi üyemiz, MYK üyemiz, ilçe başkanımız, ilk başkanımız, kadın ve gençlik kolları başkanlarımız; bunları bir araya getiriyoruz. Bu yetmez, geçmişte CHP’de görevler almış, hâlâ CHP için mücadele eden ama şuanda aktif bir pozisyonda olmayan arkadaşlarımızı, milletvekillerimizi, belediye başkanlarımızı, parti meclisi üyelerimizi, partide önemli görevler üstlenmiş arkadaşlarımızı da çağırıyoruz. Amacımız şu; CHP’nin sokakta birlikte mücadele edeceği ruhu ortaya koymak, motivasyonu sağlamak ve CHP’yi bir bütünlük içinde, eskisiyle ve yenisiyle bütün insan kaynağını sahaya sürmek ve yerel seçim başarısı için motive etmek. Amacımız bu, çünkü bizim örgütümüzün toplumsal bağları var, bizim örgütümüz öyle kendiliğinden oluşmuş bir örgüt değil. Bu örgütün toplumsal bağları vasıtasıyla da bağlı olduğumuz kesimleri motive edecek ve CHP’nin 30 Mart’taki seçim başarısı için herkesi sahaya sürmüş olacağız.

  • Yöntem olarak ne düşünüyorsunuz?

Tüzükle belirlenen birkaç yöntemimiz var ve şunu söyleyeyim; kimse AKP’nin hangi yöntemle aday belirleyeceğini merak etmez Türkiye’de. Kimse MHP’nin nasıl aday belirleyeceğini merak etmez. Diğer siyasi partileri de merak etmez. Eskiden beri Türkiye’de aday belirleme yönteminin ne olacağı konusunda merak edilen bir tane parti var o da CHP’dir. Çünkü CHP, bunları tartışır, konuşur, kendi içinde değerlendirir, örgütünün önünde bazen sandık koyar ön seçim yapar, bazen eğilim yoklaması yapar, bazen de merkezden belirler. Bu yöntemlerin hepsi önümüzdeki günlerde kullanılacak. Neden hepsi kullanılacak? Çünkü bir ile baktığınız zaman o ilin bütün ilçeleri ve büyükşehiri, aynı anda, aynı yöntemle belirlenebilecek yerler değil. Coğrafi nedenler devreye giriyor, bizim örgütümüzün oradaki gücü, performansı devreye giriyor, oradaki demografik özellikler, ekonomik durum, bunların hepsi devreye girdiğinde bizim bazı yerlerde ön seçim, bazı yerlerde eğilim yoklaması -belediye başkanlıkları için ayrı, belediye meclis üyelikleri için ayrı değerlendirmeler yapılabilir- dolayısıyla mümkün olduğunca sonuç alabileceğimiz yönetemi, örgütün görüşünü alarak ortaya koymak belirlememiz lazım. Mutlaka örgütü görüşü alınacak.

  • Enis Berberoğlu’nun tahliyesini nasıl yorumluyorsunuz? Bu CHP açısından beklenen bir şey miydi?

“Enis Berberoğlu’nun hapiste olmasını nasıl yorumluyoruz”dan başlayalım isterseniz. Enis Berberoğlu, bir davadan -uyduruk bir davadan- yargılanmaya başladı. Sonra Berberoğlu tekrardan -önce biliyorsunuz müebbet, ağırlaştırılmış müebbet gibi şeyler söz konusuydu- milletvekili seçildi. Milletvekili seçildiği gün, Enis Berberoğlu’nun normalde tahliye edilmesi gerekiyordu, yasa bunu gösteriyordu. Bu daha önceki davaların haklı gerekçelere dayandığı anlamına gelmez ama dava sürüyordu ve Berberoğlu yeniden dokunulmazlık hakkını kazanmıştı. Fakat Türkiye’de bir süredir hukuk siyasallaştığı, “hukukun üstünlüğü” artık geçerli olmadığı, malesef yargı talimatla iş yaptığı için hukuk kuralları değil de siyasi kurallar çalışmaya başladı. Zaten siyasi bir davaydı, bırakılmış olması, hakkının geç teslim edildiği anlamına geliyor. Davanın ortadan kalkmamış olması ve ertelenmiş olması da yapılan haksızlığın hâlâ devam ettiğini gösteriyor.

  • Bu krizin sadece ekonomik bir kriz mi olduğunu yoksa bunun bir siyasi kriz ya da onun ürettiği bir sonuç olduğunu mu düşünüyorsunuz? CHP’nin bu krize bakış açısı nedir?

Orta Vadeli Program açıklandı, buna “Yeni Ekonomi Programı” dediler, isim değiştirdiler. Orta Vadeli Program’da, “Bir süredir hazırlıklarını yapıyoruz, o açıklandığı zaman özel sektör de kamu da önünü görebilecek” diyorlardı. Açıklandı, döviz kuru kıpırdamadı bile. Normalde olumlu bir şey açıklandığı, hükümet kendisinin önüne bir yol haritası koyduğu zaman, piyasaların bundan olumlu etkilenmesi gerekir. Etkilenmedi ama Enis Berberoğlu’nun tahliye edileceği haberi saat 17.30’da düştükten sonra döviz kurunda gerileme olmaya başladı.

Şimdi bu işin iki ayağı var; bir siyasi kriz tarafı var, iki ekonomik kriz tarafı var. Ekonomik kriz tarafı 2013 yılında başladı. ABD Merkez Bankası Başkanı, “Biz artık kademeli bir şekilde faiz artışlarına başlayacağız” dedi. Bu, şu demektir; gelişmekte olan ülkelere giden ucuz paranın artık yuvaya döneceği, gelişmekte olan ülkelerden para çıkacağı anlamına gelir. Türkiye bu konuda tedbir aldı mı? Hayır. Türkiye ondan sonraki süreçlerde ekonomiyle ilgili sürekli büyümeyi pompalayan, hormonlu, süni bir büyüme sağlamaya dönük, seçimlerde iktidarın kazanmasına hizmet edeceğini düşündüğü politikalara girişti. Bunlar Türkiye’nin ekonomisinde yapısal sorunlar doğurdu. Biz hep şunu söyledik; “Öyle günlük tedbirlerle burayı geçiştirmeniz mümkün değil, Türkiye’nin yapısal reformlara ihtiyacı var” dedik, en son 13 maddelik bir krizden çıkış yolları açıkladık. Bunu da gittik ticaret ve sanayi odalarına, ekonomik krizden sermaye ya da emek tarafında etkilenen bütün kesimlere anlattık. Hükümet ne yaptı? Damadı Hazine ve Maliye Bakanı yaptı. Şimdi Türkiye bir “damat-kayınpeder” sarmalına girmiş durumda. Bu anlayışla ve bakışla, Türkiye’nin ekonomik olarak düze çıkması ihtimali görünmüyor, bu bir. İkincisi, Türkiye kendisine sürekli siyasi kriz yaratan bir coğrafyada ve bunu körüklüyor. Batıyla kavgalıyız, Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğuyla kavgalıyız ve bu kavgamız 3 ay sürüyor, 3 ay sonra biz bir anda Almanya’yla anlaşıveriyoruz. Ama önce onlara bir “Nazi” dedik, sonra döndük anlaştık. Eğer bu kavgalar, iç siyaseti etkilemek için yapılmıyorsa niye yapıyorsunuz? Yani Türkiye güvenilir, kendi bölgesinde istikrar unsuru, dostları olan ve komşularıyla barış için yaşayan bir ülke olma vizyonundan uzun zaman önce uzaklaştı. Böyle bir Türkiye kimseye güven vermez, Türkiye’nin içinde yaşayan yurttaşlara da güven vermez. Bizim yurttaşlarımız başka ülkelerden vatandaşlık almak için Türkiye’yi terk ediyorlar, internet sitelerine girin, Karadağ’dan tutun, Portekiz’e, Yunanistan’a kadar. Amerika’daki green card başvuruları 2018 yılında patladı. Yabancılar yatırım yapmaya bu ülkeye gelmiyor, peki yerliler de gidiyorsa, bu ülkenin eğitilmiş, yatırım yapabilecek insanları gidiyorsa eğer oturup düşünmemiz lazım. Bu ülkede bir siyasi kriz var, bu siyasi kriz yargının bağımsız olmamasından başlayın Türkiye’de güçler ayrılığının olmamasına, her şeyin tek adama dönüşmesine, damadın Maliye Bakanı olmasına, oradan tutun Varlık Fonu Başkanı’nın aynı zamanda Cumhurbaşkanı, yönetim kurulu üyelerinden bir tanesinin de Hazine ve Maliye Bakanı olmasına kadar devam ediyor.

Türkiye’de sürekli bir suni tartışma yaratılmasını da buna ekleyin, hem ekonomik hem siyasi bir kriz var, işin siyasi tarafı Türkiye tarafından çözülebilecek bi şeyken, geciktiriliyor ya da doğru yöntemler uygulanmıyor. Bunu dönüp de dış mihraklara bağlamanın hiçbir anlamı yok, çünkü Trump, “Meksika’ya duvar öreceğim” dediğinde ABD -ABD, Meksika’nın en büyük ticari partnerlerinden biridir- Meksika pesosu yüzde 5 değer kaybetti. Ağır bir tehditti. Türkiye’de iki tane bakanı yaptırım altına aldılar, Türkiye’ye sözlü tehditler söz konusu oldu, ki biz bunların hiçbirine pabuç bırakacak konumda değiliz, CHP, anti-emperyalist bir özden gelen bir partidir. Dış müdahalelere, Türkiye’nin siyasetine dış müdahalelere kesinlikle karışıdır, ama öbür taraftan öyle bir hâle gelmişiz ki, dışarıdan atılan bir tweet bile Türkiye ekonomisini çok ciddi sarsabiliyor. Meksika pesosunu yüzde 5 düşüren sert bir açıklama, Türkiye ekonomisinde yüzde 30 ilâ 50 arasında bir değer kaybına neden olabiliyor, işsizliğe, iflaslara neden olabiliyor.