Söyleşi: Dilara İlbuğa

AKP’nin tartışmalı dış politika anlayışı, Irak referandumuna bakışı ve Almanya ile Türkiye arasında yaşanan krizi Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Behlül Özkan ile konuştuk.

Özkan, AKP’nin Kürt sorununu ümmetçilik politikasıyla aşmaya çalışırken bir kez daha dış politika anlamında sınıfta kalındığını vurgularken, Almanya ile ilişkilerin ise iki ülkenin bu şekilde davranması halinde sorunlu şekilde süremeye devam edeceğinin altını çizdi.

– Barzani ile pek çok kez yan yana gelen AKP hükümeti 25 Eylül’de gerçekleşen IKBY referandumuna çok sert tepki gösterdi. AKP’nin bu konudaki tavır değişikliğini nasıl okumalıyız?

Bağımsızlık referandumu yapıldı ama bağımsızlığı hemen ilan etmek çok mümkün görünmüyor gibi. Suriye, İran ve Türkiye’de de ciddi bir Kürt nüfus var. Bu üç ulus devlete de bakıldığında Türkiye başta olmak üzere hepsinde bir Kürt meselesi yaşanıyor. Dolayısıyla Türkiye, İran ve Suriye birçok konuda anlaşmazlık yaşasa da Kürt meselesi ortaya çıkınca, bütün diğer anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp ulus devletlerinin parçalanmasına yol açabilecek bu Kürt meselesinde çıkarlarını ortaklaştırmaya başladılar. Dolayısıyla burada AKP’nin politika değişikliği de çok önemli bir işaret veriyor bize; aslında Türkiye’nin AKP döneminde Barzani yönetimiyle kurduğu ilişki içerideki Kürt meselesinin çözümüne bakışı açısından da çok önemli. AKP hem Türkiye’de Kürt meselesine hem de Irak’ta oluşan Kürdistan yönetimine islam kardeşliği üzerinden baktı. Türkiye’deki kürtlerin meselesini de biz zaten aynı ümmetin kardeşleriyiz, çocuklarıyız, bu sorunu islam kardeşliği üzerinden çözeriz mantığı vardı. Bu Kürt hareketi üzerinde de kısmen etkili oldu. 2013 Nevruz’unda da Öcalan’ın hükümetin izninde Diyarbakır’da okunan mektubunda da islam kardeşliğine yönelik ciddi göndermeler vardı, bu hareketin tarihinde olmadığı kadar islam vurgusu vardı o mektupta. Bir ölçüde Öcalan’ın da bu söylemi sahiplendiğini görüyoruz. Ancak gelinen noktada içerideki Kürt sorununu çözmeye ümmetçilik yetmedi. Zaten ümmetçilik Osmanlı’nın çözülmesini de durduramamıştı. Yüz yıl sonra bu dünyada ümmetçiliğin işe yarayacağını düşünmek bence pek gerçekçi değil. Aynı şekilde Irak’taki Kürdistan yönetimine de “Barzani muhafazakâr, Nakşi bağlantılarımız da var, o zaman bu sorunu bu bağlantılar üzerinden çözelim” diye yaklaştılar ama İslam kardeşliğiyle bunu da yürütemediler. Çünkü nihayetinde dünyada temel aktör hala ulus devletler. Ümmetçi anlayış artık çok geride kaldı, dünyada hala ulus devletler başat. Türkiye’de AKP hükümeti de bu ulus devlet gerçeğiyle Kürt sorunu üzerinden bir kere daha yüzleşti. Barzani belki kendisine olan desteği arttırmak, iktidarını perçinlemek için bu referandumu yaptı ama orada bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, Irak’taki, Suriye’deki ve Türkiye’deki Kürtlerde “Biz niye böyle bağımsız bir Kürdistan kurmayalım” refleksini doğurabilir. Dolayısıyla Suriye Türkiye ve İran Barzani üzerinden bütün Kürtlere bir mesaj vermek istiyorlar; ulus devletler parçalanırsa, denizlere kıyısı olmayan Kürdistan yaşayamaz. AKP’nin ümmetçi dış politika anlayışı Irak Kürdistan’ı ile bir kez daha çöktü.

– Türkiye ile Almanya ilişkilerinin son bir yılda iyice gerildiğini görüyoruz. Türkiye’nin hem Almanya hem de AB ile bağlarını koparma noktasına gelmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Bu işin bir Almanya cephesi var. Süreci oradan okumak lazım. Almanya Soğuk Savaş döneminde iki ayrı devletken, Türkiye solundan bir takım fraksiyonlar Doğu Almanya’da yaşadılar, bulundular. O dönemde Doğu Almanya, ki Merkel’in de geldiği bölge o, Türkiye soluyla çok yakın ilişkiler içindeydi. Bunun karşılığı olan Batı Almanya da Türkiye’de siyasal islam ile yakın ilişkiler kurdu. Mesela, Türkiye’de siyasal islam içerisinden çıkan en radikal, sert akımlardan bir tanesi olan Cemalettin Kaplan, Türkiye’de sorun yaşayınca gitti Almanya’ya yerleşti, Anadolu İslam devleti adı altında bir oluşumu kurdu, kendi halifeliğini ilan etti, orada rahatça yaşadı ve örgütlendi. Türkiye’nin müttefiki olan bir ülkede böyle bir oluşum nasıl örgütleniyor? Almanya’da ciddi anlamda İslamcı dernekler ve kuruluşlar var. Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nın kökenleri 1967’lere kadar gidiyor. Erbakan’ın ciddi anlamda finansal gelir kaynaklarından biri Almanya’ydı. Siyasal islam ve Almanya arasında süren bu yakın ilişkinin geçmişi 40-50 yıllık. Türkiye siyasetinde Almanya ağırlığını çeşitli fraksiyonlarla kurar. Kürt hareketine zaman zaman etkide bulunur, Türkiye’deki mezhep dengelerini kendi çıkarlarına göre gözetir, İslamcılık dışında etkili olduğu kendi ülkesinde barındırdığı gruplar vardır. Bu son dönemde de 15 Temmuz darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında Gülencilerin önemli bir kısmının Almanya’ya gittiği yönünde haberler geçti. Bu Türkiye için kabul edilemez bir durum. Türkiye’de darbe girişiminde bulunmuş bir örgütün üst düzey temsilcilerinin Almanya tarafından resmen korunduğunu görüyoruz. Türkiye bu kişileri bize iade edin dediğinde ise adil yargılanmayacaklarını söylüyorlar. O zaman kendileri bir yargılama yoluna gidebilirler. Almanya, bu kişilerin bu kadar rahat hareket etmelerine izin vermeyebilir. Almanya’nın buradaki politikası son derece sorunlu. Almanya bu gibi kişileri himaye altına almakla neyi amaçlıyor olabilir gibi sorular doğuyor. Tabii Türkiye demokrasi, hukuk üstünlüğü gibi konularda iyi yerlerde olsa Almanya’nın karşısına daha rahat çıkabilir ama Türkiye bu anlamda çok ciddi sorunlar yaşıyor. Basın üstünlüğü yok, hukukun üstünlüğü yok, demokrasi yok gibi söylemler geldiğinde Türkiye’nin verecek bir cevabı yok.

Almanya, hem Suriye ile olan mülteci sorununda hem de diğer sorunlarda Türkiye’yle sorunlar yaşıyor ve bu sorunlara bel altı davranışlarla çözmeye çalışıyor. Burada Almanya’da da çok ciddi hatalar var.

AKP ise Almanya ile yaşanan bu sorunu kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Almanya’daki Türk vatandaşları arasında ciddi bir örgütlenme, mitingler düzenleme gibi faaliyetler yapılıyor, Almanya da bu kişilerin kendisine karşı ayaklanabileceği gibi bir endişe içerisinde. Türkiye’de tutuklanan Alman gazeteciler var. Dolayısıyla çift taraflı ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

AKP açısından bakılınca ciddi bir problem var; o da Almanya’nın çok güçlü bir devlet olduğu. Dünyanın en büyük sanayi üreticilerinden birinden bahsediyoruz. Almanya Türkiye’nin en ciddi ticari ortaklarından biri. Almanya, kendi çıkarlarına artık çok karşı olduğunu düşünürse Türkiye’nin canını acıtacak hamleler yapabilir, tıpkı Rusya’nın yaptığı gibi. Hatta Rusya ile kıyaslandığında Almanya’nın yaptırımları çok daha ağır olabilir.

Almanya Türkiye’de basın özgürlüğü, insan hakları gibi kavramları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çok meyilli bir ülke, bu konuda da çok dikkatli olmak lazım. Yani önce kendi çıkarlarını sonra insan haklarını, demokrasiyi düşünür. Önümüzdeki günlerde bu ilişki daha gergin daha sorunlu bir döneme girebilir.

Almanya Türkiye politikasını değiştiriyor

Erdoğan’dan IKBY açıklaması: Ekonomik seçeneklerden askeri seçeneklere kadar tüm ihtimaller masada