Serkan Üstün

İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman’la Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği zorlu süreci, IMF tartışmalarını ve gıda enflasyonu sonrası gelen tanzim satışları konuştuk.

İktidarın bir kemer sıkma politikası uygulayacağını ve Yeni Ekonomi Politikası’nın net bir IMF programı olduğunu söyleyen Konukman, emek karşıtı olduğunu belirttiği bu kemer sıkma programının IMF’li mi yoksa IMF’siz mi uygulanacağının belirsiz olduğunu ve IMF’siz uygulanması noktasında bir denetim sorunu olabileceğini, iktidarın tasarruf tedbirlerini bazı popülist uygulamalar nedeniyle erteleyebileceğini ya da askıya alabileceğini ifade etti.

Tanzim satışların ise programsız ve pragmatik bir şekilde yapıldığını hatırlatan Konukman, tüketicinin ve üreticinin bir araya gelerek aracıyı tasfiye ettiği bir kooperatif modelinin çözüm olabileceğini belirtti. Konukman son olarak Türkiye ekonomisinin geleceğini rakamlarla anlatarak tablonun pek de parlak olmadığını ortaya koydu.

  • Ekonominin içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak hükümetin IMF’ye gitme olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni Ekonomi Programı’ndan başlayalım. Esasında Orta Vadeli Program’dır. Çünkü bu 5018 sayılı kanunun emrettiği düzenleme. Tamam yenidir ama ‘yeni OVP’dir. Benim çevremdeki soldan iktisatçılar ittifak halinde şuna karar verdi; Yeni Ekonomi Programı, net bir IMF programıdır. Tartışmasız. Hatırlarsanız orada kamunun hangi kalemlerde tasarruf yapacağı ve bunların milli gelire oranı yazıyor. O program başlı başına bir kemer sıkma programı. O programın problem, kimin denetleyeceği. Siyasal iktidar, tepki gördüğünde ya da bir seçim atmosferinde, orada mali disiplin adı altında yazdıklarını (emekçinin reel ücretlerini aşağı çekmekten tut da kıdem tazminatı fonunda ısrar edilerek bu hakkın yok edilmesi, kamuda esnek çalışmanın yolunun açılması ve o sürecin 2019’da tamamlanması) sonuna kadar uygularlar mı? Bu sorunun yanıtını merak eden uluslararası finans çevreleri ve finans piyasaları dört gözle bu programa bakıyor. 1 yıl içinde 280 milyar dolarlık bir paranın çevrilmesi gerekiyor. Taze para bulmanız lazım. Bir de cari açığınız var. Dolayısıyla o programın uygulanabilirliği finans çevrelerini doğrudan ilgilendiriyor. Yani siz kemer sıkıp borçların çevrilebilirliğini sağlarsanız sizden iyisi yok. O yüzden oraya bir emniyet sibobu olarak bir Amerikan şirketi olan McKinsey’i koydular. Bu adeta sol çevrelerde şöyle değerlendirildi, “IMF ile anlaşmaya gitmiyor, IMF’in yerine McKinsey’i ikame ediyor.” Fakat çok yoğun eleştiriler gelince Cumhurbaşkanı noktayı koydu ve McKinsey’le çalışmaktan vazgeçti. Dolayısıyla IMF’nin yerine onu ikame edecek yapı çöktüğü için soru işareti devam ediyor. Zaten sonrasında mali disiplini bozucu bir sürü yola başvurdular. Özellikle de yerel seçimi kazanmaya yönelik. Örneğin son dönemde seçime dönük bir düzenlemeyi örnek vereyim. 23 Kasım 2018 tarihli ve 30604 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile belediyelere yapılan ödemelere uygulanan kesinti miktarı, yerel seçimlerin yapılacağı Mart 2019 sonuna kadar sıfırlandı. Normalde belediyelerin kamuya olan borçları (vergi, SGK, İller Bankası vs.)  genel bütçe vergi gelirlerinden aldıkları paylardan kesilmek suretiyle tahsil ediliyordu. İşte sözü edilen CK ile SGK’ya olan borçlar hariç olmak üzere belediyelerin kamuya ait borçlarından yapılan kesintiler 2018 yılı Kasım ayından 2019 yılı Mart ayına (Mart dâhil) kadar durduruldu. Bu yetmiyormuş gibi, Kasım 2018 ayında İller Bankası tarafından yapılmış olan SGK borçları hariç olmak üzere diğer kesintilerin de belediyelere 10 iş günü içinde iade edilmesi kararlaştırıldı. Özellikle bu ikincisi, borç yönetim modelinde hiç rastlanılmamış bir uygulama. Olacak şey değil. Çünkü alacağın bir kısmı tahsil ediliyor daha sonra “şimdi bunu geri alın ileride zaten yeniden ödeyeceksiniz” diye yapılan ödemeler iade ediliyor. Hayatta böyle bir finans modeli yok. Daha bunun gibi bir sürü örnek var.

Bütçe dengelerinde şimdiden kayırmacılık, kolay finansmana erişim olanaklarıyla mali disiplin denen olay unutulmuştur. Cumhurbaşkanın, meclise yeni araçlar alınıyor sürekli. Hiçbir kurumun tasarruf diye bir düşüncesi yok. En basitinden Merkez Bankası enflasyon raporunu gayet güzel salonları olmasına rağmen 5 yıldızlı otellerde açıklıyor. Balık baştan kokar. Bizde tasarruf genelgeleri havada uçuşuyor, tasarruf yapacağız diye büyük büyük laflar ediliyor ancak herhangi bir disipline edici hareket yok. Tam tersine mali disiplini gevşeten, adeta her şeyi seçim sonrasına bırakıp “Allah kerim” diyen bir anlayış var.

IMF’Lİ YA DA IMF’SİZ BİR KEMER SIKMAYA GİDECEKLER

AKP 2008’de IMF ile yollarını ayırmıştı. O dönem bir sloganı vardı; “Yola devam.” Bunu halka değil finans çevrelerine diyordu aslında. AKP o dönem “Ben IMF ile yolları ayırdım ama sizin politikalarınızla yola devam edeceğim.” demiş oldu.  Şimdi ise mevcut mali tabloda mecburen bir kemer sıkmaya gidecekler. IMF’li ya da IMF’siz. IMF’li gitmesi onun adına daha avantajlı çünkü finans yolları daha rahat açılır. IMF’nin yaktığı ışık reyting kuruluşlarının ışığından daha önemli. Şu an reyting kuruluşları hala yatırım yapılabilir düzeyin üstüne çıkamadılar. Sırf IMF yeter mi? IMF’nin resmi kaynakları rahatlatır ama bütün finans piyasalarının iyimser olması için 3 reyting kuruluşunun da notlarının olumlu yönde değişmesi lazım. Eğer IMF ile anlaşılırsa o reyting kuruluşları da çaktırmadan ekonomiye iyi not verebilirler. Eğer AKP ben onlara başvurmadan kendim gerekli mali düzenlemeleri yapacağım derse yapabilir. IMF şart değil, IMF’siz de IMF politikaları uygulayabilirler ancak fayda maliyetlerini masaya yatırmaları lazım. Ama mutlaka kemer sıkma politikaları uygulayacaklar.

  • IMF’nin alternatifinin dışa kapalı bir ekonomi modeli olduğu ve bunun sonuçlarının çok ağır olacağını söyleyen meslektaşlarınız da var? Bu yorumlara ne dersiniz?

Ben biraz buraya aykırı bir yerde duruyorum. Özellikle sosyal demokrat kesimde Merkez Bankası’nın bağımsızlığına ve dış ticaret-kambiyo kontrollerine gidilmesi konusunda ciddi bir hassasiyet var. Yeri gelir kambiyo kontrolü de yaparsın. Merkez bankalarının siyasi otoriteden özerk olması da bana ters geliyor. Tabi ki, uluslararası finansal mimaride merkez bankaları bu pozisyonun dışına çıkarsa bunları göze alacaksın. Bu iktisadi değil siyasi bir tartışma. Kapalı mı olur, açık mı olur? AKP böyle bir duruşu sergileyecek bir parti değil.

  • Gıda enflasyonu şu an Türkiye’nin en önemli gündemi. İktidar önlem olarak tanzim satış yapmaya başladı. Gıda fiyatlarının artışı neden kaynaklanıyor? Bu yöntemler konu ile ilgili çözüm olur mu?

Son fiyat müdahaleleri de emin olun seçime kadar. AKP böyle pragmatik şeyleri çok seviyor. Başkaları olsa tedirgin olur, “Devlet manavlık mı yapar?” diye. Aynı argümanları zamanında AKP de kullandı. Neoliberal politikaları savunan tüm partiler bunları kullanarak Sümerbank’ı, Et Balık Kurumu’nu, azot sanayinde üretim yapan tarımsal kitleri tasfiye ettiler ve üretici ayağı sakat kaldı. Son zamanlarda fiyatları ithalat yoluyla terbiye etme mantığı var. Fiyatlar mı artıyor? Bir cumhurbaşkanı kararıyla gümrük vergileri indiriliyor ve fiyatlar az da olsa düşüyor. Bunu bir de “dövizimiz olduğu sürece ithalat yapabiliriz” gerekçesi ile sunuyorlar. O döviz karşılığında TL cinsinden parayı çiftçilere aç, çiftçilere alacaklarını öde. Tarım kanununda milli gelirin yüzde biri kadar çiftçiye katkı sunulması gerekiyor. Yıllardır yüzde 1’in altında para veriliyor. Dolayısıyla çiftçi alacaklı.

Tanzim satışlarında Tarım Kredi Kooperatifleri’ni görevlendirdiler. Üreticiden mal almıyorlar, tedarikçiden alıyorlar. Hatta fatura edilemiyor ve ürünler makbuz karşılığı alınıyor. Büyük bir ihtimalle burada kamu kuruluşları fiyatları sübvanse edecek, görev yazarı yazacak. Peki kim ödeyecek bu görev zararını? Vatandaş ödeyecek. Biz bir model kurarız, gerekirse orada sübvansiyon da yaparız. 70’li yıllarda İhsan Alyanak’ın modeli oydu. Tüketiciyi ve üreticiyi bir araya getiren, iki ayağı kooperatiflerle bağlantılı bir modeldi. Şimdi bunlar bitti. Kooperatifler küçücük. Yolsuzluklar nedeniyle prestij kayıpları var. Kooperatife sempati eskisi gibi yok. Normalde örgütlü kesimlerin bu kooperatifleri güçlendirmesi lazım. Dünyada küreselleşme ile ilgili kooperatifler var. Mesela dünya çapında Mondragon kooperatifi var, çok önemli. Tüketim ve üretimi birlikte organize ediyor. Eskiden sendikaların içinde tüketim kooperatifi vardı. İnsanlar alışverişlerini oradan yapardı. Normalde bu iki kesimi bir araya getirip aradaki aracıları tasfiye ederek ve onların fikirleri ile oluşan bir model inşa etmek gerekir. Bunların hiçbiri yok. Fiyatlar mı artıyor? Gümrük vergisini sıfırlayın. Fiyatlar hala düşmedi mi? Tanzim satışa başlayın. Burada ilke yok, model yok. Bunlar birer kalkınma-büyüme modelinin unsurları olmalı normalde. Üreticiyi tasfiye ediyorsun ve onun alacağını vermiyorsun. Çıkardığın model bu. Hal Yasası’nı da devamlı erteliyorlar. Gayrı ciddi bir durum. AVM gibi bir şey yapıp özel şirketlere devredileceği söylendi geçenlerde. Kamuoyu da bilgilendirilmediği için ayrıntılarını bilmiyoruz. Çiftçinin sesi olabilecek örgütler devre dışı. Tüketici ve üreticinin bilgisine sunulmadan yasalar hazırlıyorlar.

Tanzim satış noktası okyanustaki bir problem varken iki noktadan suyu durdurmak gibi bir şey. Bu sorun tanzim satışla çözülebilecek bir şey değil. Çünkü üretici ayağını düşünen yok. Yandaş medyanın feci bir şekilde kullanıldığı bir süreç de var. Kuyruğa giriyor ve “ucuz mal almak nasıl bir duygu?” diye soruyor adamlar. Adama eşeğini kaybettirip sonra buldurmuşsun.

Yurt İçi Fiyatları’na (Yİ-ÜFE) bakacak olursak tablo mesele daha net anlaşılır. 2019 Ocak ayında Yİ-ÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı 32,93. Bunun bir de alt kalemleri var. Enerjide 61,49. Elektrik ve gazda 90’ın üstünde. Üretimin girdi ayağını unutuyorsun. Sonra millete fiyatı düşür diyorsun. Olacak şey mi? Üretim maliyeti iki üç katına çıktığı için fiyatlar artıyor. Çiftçi bütün bu girdilerin mağduru. Diyelim ki çiftçi ürettiği buğdayı satacak. İthal buğdayın vergisini sıfırladın. Girdisi de patladı. Ürettiği malın fiyatı girdiye de yetişemiyor. İç ticaret hadleri çiftçinin aleyhine dönüyor. Makas giderek çiftçinin aleyhine kapanıyor. Girdiye dair hiçbir sorunu çözmüyorsun. Tüketici örgütleri ile muhatap değilsin. Bunlar palyatif ve ideolojik olarak kendilerine ters çözümler.

  • Peki, seçimden sonra ekonominin durumunu nasıl görüyorsunuz? Türkiye ekonomisinin durumu daha da kötüye gider mi?

Düzgün bir ekonomide nispi fiyatlar birbirine yakın gider. Hammaddeyi durduk yere 3 misli artıramazsın. Ancak burada mecbursun. Döviz, petrol, gaz fiyatlarına bağlısın. Enflasyon ilerleyen aylarda daha da artacak. Çünkü Yurt İçi Üretici Fiyatları gecikmeli yansır. Ona biz ‘zaman gecikmesi’ deriz. Ancak ikisinin arasındaki makas daralıyor. Yani önümüzdeki dönemde yine zam yapılacak. Seçim sonrası hiçbir kaçamakları yok. 4 yıl daha iktidar onlarda. IMF niye dert ediliyor? Geçmişte çok “eyy”leri var. “Onlara borç verir hale geldik.” dedi. Aslında onu tüm ülkeler verdi. Oradan buradan borç alıp IMF’ye para verdi. Kendi rezervlerinden vermediler o parayı. IMF prestijli bir kuruluş. Bunu IMF yemez ama seçmeni ikna ediyor. Buralarda çok IMF’siz gideceği imajını verdi. Kolay kolay sanki oraya dönüş yapamayacaklar gibi. Ancak çok pragmatik oldukları için şaşırtıcı bir şekilde IMF’ye de gidebilir. Yarın çıkıp “Ben Türkiye’yi ezdirmem” deyip yine para alabilir. Trump’a bir sürü laf ediyor ancak sonrasında yine onunla birlikte olabiliyor. Sağcı liderler bu konularda çok becerikli. İlkeler üzerinde gitmedikleri için bu programı sürdürebilirler. IMF’li de olabilir. Benim için sürpriz olmaz.

BÜYÜME HEDEFİ TUTMADI, ENFLASYON DAHA DA ARTACAK

OVP’nin 2019 için 2,3 büyüme hedefi var. Albayrak sürekli olarak bunun tutacağını söylüyor. Ben hiç yorum yapmadan aktarayım. OECD’nin büyüme tahmini %0.4 ve %0.5, IMF %0.4 Dünya Bankası %1.6 Moody’s %-2. Fitch %-1.9. Hem 2018 hem 2019 öngörüleri OVP’ye göre felaket. %2.3 tutmayacak ama tutsa bile bayram edecekler. Geçen yılın OVP’sinde %5.5 demiştin 2019 için. Geçen yıla göre büyük bir başarısızlık var. Büyüme hedefinin tutup tutmayacağı da belirsiz. Enflasyon ilerleyen aylarda daha da artacak.