CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Alper Taş, Beyoğlu’nda yürüteceği seçim kampanyasını ve belediyecilik anlayışını PolitikYol’a anlattı.

AKP iktidarının yıllardır uyguladığı yerel yönetimin odağında kentsel yıkım ve kent rantlarına el koymaktan başka bir şey olmadığını ifade eden Taş; “25 yıldır süren İslamcı-muhafazakar anlayıştaki yönetimin bilinçli politikalarıyla Beyoğlu, dokusunu oluşturan mekanların kapanması, Emek Sineması’nın dönüşümü, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun çürümeye bırakılması, Gezi Parkı’na yapılmak istenen AVM, emeğin simgesi Taksim Meydanı’nın bir beton havuzuna dönüştürülmesiyle kimliksiz bir hal almıştır. AKP tarafından dönüştürülmek istenen; tüm bu tarihsel birikim, cumhuriyetin aydınlık kimliği ve toplumsal belleğimizdir. Dolayısıyla bir dönüşüm değil yıkım söz konusudur. Bu yıkımı ortadan kaldırıp Beyoğlu’nu eşitlikçi, özgürlükçü temelde yeniden kurmak bizlerin elindedir.” dedi.

  • Beyoğlu kent yoksullarının yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Onlara nasıl seslenmeyi ve onların oyunu nasıl almayı düşünüyorsunuz?

Türkiye ekonomik kaynaklarını değerlendirmeyen bir ülke. AKP iktidarı döneminde bir kesim servetine servet katarken emeğiyle geçinenlerin yoksulluğu derinleşti. Beyoğlu bu yoksullaşmayı en derinden hisseden yerlerden birisi. Kentsel yıkımla birlikte yoksullaşma aynı zamanda sağlıklı barınma sorunuyla da iç içe geçti. Bizim asıl önceliğimiz ve sorumluluğumuz yoksul halkın sorunlarına çözüm üretmektir.

İnsanlar AKP iktidarında muhtaç bırakılmakla kalmadı, bu muhtaçlığı istismar da edildi. Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizliği gidermeyen, barınma gibi halkın temel sorunları çözmeyen AKP, sosyal yardım adı altında halkın yoksulluğunu bir siyasi çıkar kapısına dönüştürdü. AKP, biz iktidara geldiğimizde sosyal yardımları kaldıracağımızı söylüyor. Tam tersine sosyal yardımları eşit, adil, şeffaF bir şekilde arttıracağız.

İnsanların öz saygısını hiçe sayan bu anlayış karşısında biz halkın emeğinin, ürettiğinin karşılığını alabildiği insanca yaşam hakkını savunuyoruz. Onları yoksullaştıran ve muhtaç bırakan bugünkü sistem karşısında farklı çözüm önerilerimizi onlarla paylaşacağız. Bu çözümlerin merkezinde halk olacak. Bir sosyal ve kamucu yerel yönetim anlayışımızın, halkın somut sorunlarına nasıl yanıtlar verebileceğini ifade edeceğiz.

“EN BÜYÜK VAADİMİZ BİRLİKTE ÜRETİP, BİRLİKTE YÖNETMEK”

Türkiye’nin kaynak sorunu yok. Ancak mülkiyet ve bölüşüm politikalarındaki sınıfsal bakış açısının bir sonucu olarak küçük bir azınlık mutlu olurken, halkın büyük kesimi yoksul kalıyor. Beyoğlu halkının sorunlarını çözecek bir süper kahramanlık gösterisine çıkmadığımızın altını çiziyoruz. Aksine, Beyoğlu halkının sorunlarını Beyoğlu halkıyla birlikte çözeceğiz ve kaynaklarımızı halkın sorunlarını çözmek için kullanacağız. Bizim en büyük vaadimiz birlikte üretip, birlikte yönetme anlayışının ışığıdır.

  • Siz sosyalist gelenekten geliyorsunuz. 2014 yerel seçimlerinden sonra Tunceli Ovacık örneği çok konuşuldu. Eğer seçilirseniz Ovacık modeli tarzında bir kent yönetimi anlayışı hayata geçirecek misiniz?

Ovacık’ta alternatif bir yerel yönetim anlayışı uygulandı. Başarılı bulduğumuzu ifade edebilirim. Küçük bir ilçede bile paylaşımcı, şeffaf, birlikte üretime ve dayanışmaya dayalı bir yönetim anlayışının nasıl bir umut ortaya çıkardığını gördük. Bunun unutulmaz deneyimlerinden birisi de Fatsa’da hayata geçirilmişti. Halkın tüm sorunlara birlikte yanıt verdiği ve çözümü birlikte aradığı demokratik ve halktan yana yerel yönetim modeli bugün de mümkün ve ihtiyaç. Dünyada da katılımcı bütçe ve katılımcı siyaset deneyimlerinin hayat bulduğu noktalar var. Örneğin Barselona ve Madrid’i iki sosyalist kadın belediye başkanı yönetiyor. Bu deneyimlerden elbette yararlanacağız. Bugün ekonomik kriz koşullarında gıdaya erişim sorunu ile karşı karşıya kalan, hayat pahalılığı içinde bunalan insanlarımızın sorununa yanıtı ancak dayanışmacı, üretici ve tüketicileri buluşturan kooperatifler ve bütçeyi halkın katılımıyla oluşturan bir yerel yönetim anlayışı ile yanıt verilebilir. AKP iktidarının yıllardır uyguladığı yerel yönetimin odağında kentsel yıkım ve kent rantlarına el koymaktan başka bir şey yok. Kent planlamasını demokratik ve halkçı bir anlayış çerçevesinde yaparak arazi spekülasyonlarını ve kentsel ranta dayalı ilişki ağlarını kaldıracağız. İktidar tüm yetkiyi tek kişide toplayarak, ülkenin ve halkın geleceğine tek kişinin karar verdiği bir sistem oluşturdu. Biz bunun aksine, mahalle mahalle oluşturacağımız halk meclislerine dayanarak tüm kararlarımızı vereceğiz. Bugün kentsel yıkıma ve kentsel yoksulluğa karşı alternatif ancak halkçı, kamucu, demokratik ve ekolojik bir yerel yönetim anlayışının hayata geçirilmesinden geçiyor. İşte bizim görevimiz ve sorumluluğumuz bu olacak.

  • Türkiye’de 25 yıllık İslamcı-muhafazakar kent yönetimlerinin kentlere yönelik politikalarını İstanbul ve Beyoğlu özelinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bize göre kent meydanları ve yapıları anlamlarla doludur. Kendi öyküsünü yazmak isteyen her iktidar, gücünü simge yapılar, yıkım ve dönüşümlerle kente yazar. Bu bakış açısından yola çıkarsak, Türkiye’de siyasal sistem baştan aşağı şekillenirken, buna paralel olarak AKP’de kentlerde hissedilebilir müdahalelerde bulunarak, özellikle Beyoğlu’nu yeniden şekillendirdi. Beyoğlu’nun geçmişine baktığımız zaman; Osmanlı’dan itibaren Cumhuriyet tarihi boyunca, bugünkü görünümünün aksine her zaman modernleşmenin bir simgesi olmuştur.

“BEYOĞLU, TÜRKİYE’DE LAİK YAŞAMIN SEMBOLLERİNDEN BİRİSİDİR”

Bize göre kent meydanları ve yapıları tarihsel ve kültürel bir anlam da taşırlar. Her iktidar, gücünü ve sembollerini simge yapılar ve tasarımlarla bir ölçüde kente yansıtır. Ancak tarihsel bir dokuyu bozmaya ve hafızaları yok etmeye kemsinin hakkı yoktur. AKP iktidarının Beyoğlu’na yaptığı müdahaleler bu sınırı aşmış, bölgenin modernleşme tarihine yönelik bir saldırı niteliği taşımıştır. Unutmayalım ki Beyoğlu, Türkiye’de laik yaşamın sembollerinden birisidir. Çok kültürlü yaşamın, farklı dinlerden, inançlardan insanların katkısıyla harman olduğu bir yerleşimdir.

İlk modern belediyecilik, Galata, Pera, Tophane pilot bölge seçilerek, Altıncı Daire adı altında burada uygulanmış. Cumhuriyetin ilk yıllarında modernleşme projesini temsil eden bir mekân haline getirilmiş. Her biri, mimari miras olan tarihi binaları, han ve pasajları, mağazaları, kitapçıları, tiyatroları, sinemaları ve pastaneleriyle birlikte bir kültür ve sanat mekanı olarak hafızalara kazınmış. Türkiye’nin ilk opera binasını da bu çerçevede Beyoğlu’na inşa edilmiştir.

“BEYOĞLU’NU EŞİTLİKÇİ, ÖZGÜRLÜKÇÜ TEMELDE YENİDEN KURMAK BİZLERİN ELİNDE”

25 yıldır süren İslamcı-muhafazakar anlayıştaki yönetimin bilinçli politikalarıyla Beyoğlu, dokusunu oluşturan mekanların kapanması, Emek Sineması’nın dönüşümü, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun çürümeye bırakılması, Gezi Parkı’na yapılmak istenen AVM, emeğin simgesi Taksim Meydanı’nın bir beton havuzuna dönüştürülmesiyle kimliksiz bir hal almıştır. AKP tarafından dönüştürülmek istenen; tüm bu tarihsel birikim, cumhuriyetin aydınlık kimliği ve toplumsal belleğimizdir. Dolayısıyla bir dönüşüm değil yıkım söz konusudur. Bu yıkımı ortadan kaldırıp Beyoğlu’nu eşitlikçi, özgürlükçü temelde yeniden kurmak bizlerin elindedir.