Abdüllatif Şener: ‘Cumhur İttifakı’ Erdoğan’ı bitirecek

Dilara İlbuğa

AKP’nin kurucu üyelerinden eski milletvekili Abdüllatif Şener’le 2019’a giden süreci, Afrin harekâtını ve gündeme dair önemli konuları konuştuk. “Cumhur İttifakı”nın Erdoğan’ın ve AKP’nin iktidarını bitireceğini söyleyen Şener, yerel seçimlerde CHP’den adaylık teklifi gelirse olumlu yaklaşacağını belirtti.

Abdullah Gül’ün aday olması halinde ikinci tura çıkamayacağını söyleyen Şener, Afrin harekâtının Abdülkadir Selvi’nin söylediğinin aksine AKP’nin oylarında düşüşe yol açtığı kanısında.

Abdülkadir Selvi, AKP’nin yaptırdığı anket sonuçlarını açıkladı

  • “Cumhur ittifakı” olarak tanımlanan, AKP ve MHP’nin işbirliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Uzunca süredir zaten AKP ve MHP dirsek temasındaydı. Tek bir partiymiş gibi demeçler veriyorlar. Grup konuşmalarına dikkat ediyorum sanki tek siyasi rakipleri CHP’ymiş gibi davranıyorlar. Halbuki benim gördüğüm siyasi gelenekte bir muhalefet partisi başka bir muhalefet partisiyle uğraşmaz. Muhalefetin görevi muhalefetle uğraşmak değildir. Muhalefet partileri ülkeyi yöneten partinin yanlışlarını engellemeye, ortadan kaldırmaya çalışır.

“Cumhur” lafı kulağımı tırmalıyor aslında çok da sevimli gelmedi bana. Böyle bir ittifaktan ne sağlarlar diye düşünüyorsam bu ittifak Sayın Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesine neden olur. Bunun Cumhurbaşkanlığı seçimine yansıması bu olacaktır. Sayın Erdoğan’ın bu ittifakla seçimi alması da oy arttırması da mümkün değildir. MHP’den bir kesimin ayrılmış olması ve Bahçeli’nin Erdoğan hakkında öteden beri çok sert şeyler söylemiş olması nedeniyle bu ittifak MHP seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermesine yetmez. MHP seçmeni karşısında kendine daha yakın bir aday görürse ittifaka ve Erdoğan’a rağmen karşıdaki adaya oy verir. Bu ittifak Erdoğan’ın en güçlü oy alanlarından biri olan Kürt oylarının azalmasına hatta tamamıyla ortadan kalkmasına yol açacaktır. Türkiye’de yüzde 17 oranında Kürt oyu varsa bunun yüzde 10’u HDP’de ise en az yüzde 7’si de AK Parti’dedir. Asgarisi budur. Bu MHP ittifakı ile AKP, yüzde 7 Kürt oyunun yüzde 1’ini bile alamaz. Hepsi kaçar ve Erdoğan’ın karşısındaki adaya gider. Böylece hem MHP oylarını alamayacak, hem de kendi oylarını azaltacaktır. Bu ittifak Sayın Erdoğan’ı bitirecektir ama ben yine de hayırlı olsun diyorum.

  • 2019’a giden bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Erdoğan’ın karşısında nasıl bir aday profili olmalı, Abdullah Gül ismi sıkça konuşuluyor örneğin. Kılıçdaroğlu aday olmalı mı sizce?

Erdoğan’ın karşısında Abdullah Gül olursa, Abdullah Gül ikinci tura çıkamaz. O yüzden iyi bir isim değil. Daha fazla yorum yapmayı doğru bulmuyorum.
Partiler aday konusunu stratejik çalışmalılar. Seçmen kitlesine hitap edecek aday çok önemli. Herkes baz olarak 16 nisan referandumundaki “hayır” oylarını alıyor ama bu çok sağlıklı bir değerlendirme olmayabilir. “Hayır” oyları kimsenin cebinde değil. Önemli olan toplumun yüzde 50’sinden daha fazlasından oy alabilecek bir aday bulabilmek. “Hayır” cephesi çok dağınık ama “evet” cephesi çok homojen. “Hayır” cephesinde Kürt ve Türk milliyetçileri, Saadet gibi dindar seçmenler, Atatürkçü ve laik seçmenler var, sosyalistler var… Bu kadar ayrı yelpaze nasıl toparlanacak? Tek bir kişiyi karşınıza aldığınızda işiniz çok zor. Bunun üzerinde özellikle CHP’nin çok çalışması lazım.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı partinin takdiridir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çıktığı zaman mutlak suretle kazanması ve ikinci tura çıkması lazım. Bunun hesabının çok iyi yapılması lazım. Ben bireysel olarak, bir vatandaş gözüyle baktığımda Türkiye’nin normalleşmesi için Sayın Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesi gerektiğini düşünüyorum. Tekrar Cumhurbaşkanı olması, iktidarda olması Türkiye açısından kötü olur. Bunu bir partiye ya da kişiye kızdığımdan söylemiyorum.

  • Sizin adaylık gibi bir çalışmanız ya da düşünceniz var mı?

Bu ortamda ben adayım diye ilan etmeyi pek doğru bulmuyorum, kimse açısından doğru bulmuyorum. Mesela CHP’yi zorluyorlar, adayınızı ilan edin diye. Erdoğan hiç ben adayım diyor mu? Bence vakti gelmeden bir şey açıklamak pek doğru değil.

Benim açımdan en önemli husus şu anda Türkiye’nin normalleşmesi için ya Sayın Erdoğan’ın aday olmaktan vazgeçmesi ya da seçimleri kaybetmesidir. Allah, bu iki güzelden birini bu güzel ülkeye nasip etsin diyorum.

Kendimle ilgili de şöyle düşünüyorum; önümde üç seçim var. Belediye başkanlığı, milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. 16 sene vekillik yaptım, tekrar vekillik düşünmüyorum. Belediye başkanlığı olabilir. Bu iki seçimden birinde – yerel ve genel- daha aktif siyasi pozisyon yakalarsam Cumhurbaşkanlığı seçimlerine talip olurum. Eğer istediğim pozisyon yakalayamazsam da bir düşünce kuruluşu oluşturmaya çalışacağım.

  • Erken genel ya da yerel seçim öngörüyor musunuz?

Belediye seçimlerinin erkene alınması için anayasa değişikliği lazım. Onun için de MHP ve AKP oyları yetmiyor. CHP’yle temas kurmaları gerekiyor, ona girmezler gibi geliyor.

Milletvekili ve başkanlık seçimlerini de benim bildiğim Erdoğan erkene almaz. Her zaman yanılma payım var elbet. Niye almaz? Belirgin bir şekilde oyunun arttığını görmüş olması ve seçim kampanyası boyunca da bu oylarının düşmeyeceğini görmesi lazım. Ben şu an AKP oylarının arttığını düşünmüyorum aksine oylarının düştüğü kanısındayım. Ekonomi ve dış politikadaki hatalar oylarını düşürdü. Selvi, AKP oylarının yüzde 55’e çıktığını söyledi ama herhalde Sayın Erdoğan’ı yanıltıp seçime sokmak istiyor. Sayın Cumhurbaşkanı yanılmaz çünkü sürekli anket yaptırır, piyasayı izler. Dediğim gibi oy artışları yok.

  • Belediye Başkanlığı olabilir dediniz. CHP’den teklif gelse yaklaşımınız ne olur?

Olabilir, düşünürüm.

  • Afrin harekatı en çok konuşulan konuların başında geliyor. Siz bu harekatı ve sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef iktidar Türkiye’de bir bakış açısı çiziyor ve herkes bu bakış tarzının peşinden koşuyor. Halbuki iktidarın bu bakış tarzının yanlışını göstermeden siyaset olmaz. Öte yandan iktidar da kendi bakış tarzına aykırı düşünen herkesi hapse atıyor. Nerede yanlış yaptığını kimse halka göstermesin istiyor. Ne güzel bir demokrasi değil mi…

Afrin olayı, Kürt sorunundan ayrı düşünülemez. Afrin harekatı sebebiyle ya da diğer askeri harekatlar sebebiyle tek bir askerimizin burnunun kanamasını istemem ama ben aynı zamanda Afrin olayı dolayısıyla oradaki sivillerin de burnunun kanamasını istemem. Savaş olmadan bir çözüm varsa bu yapılmalıdır. Atatürk’ün de dediği gibi zorunlu olmadıkça savaşa başvurulmamalıdır.

Afrin sadece bir askeri harekat değil. Hatta Afrin’in PYD’yi tasfiyeyle alakası yoktur. Afrin’deki tüm PYD’lileri etkisiz hale getirsen bile PYD’nin gücünde azalma olmaz. Asıl PYD Fırat’ın doğusunda, kimi diyor ki 60 bin, kimi diyor ki 100 bin kişilik güçleri var. Afrin’deki birkaç bin PYD’liyi ortadan kaldırdığında PYD sorunu çözülmez. Salih Müslim’le kaç kez görüşme yaptılar. Suriye’deki olayları başbaşa gözden geçirdiler, Salih Müslim’e ittifak önerisi yapıldı. Bir süre önce beraber işbirliği yapmak istedikleri kişilerle şimdi ne değişti de böyle oldular? Fırat’ın doğusunda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin tek sebebi Türkiye’deki üslerden kalkan Amerikan uçaklarının desteğidir. PYD’nin bu kadar güç kazanmasına en büyük desteği mevcut iktidar sağlamıştır.

Bu harekat Türkiye’de o bölge ile akrabalığı olan vatandaşlarımızı nasıl etkileyecek? Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın yüzde doksanından fazlası bu işten rahatsız. Türkiye’nin elinde önemli bir koz var: Astana süreci. Bu kapsamda Suriye’yi şekillendirmeye çalışıyoruz. Askerlerimizin şehit olmasına yol açmadan Astana süreci kapsamında PYD sorununu çözebiliriz. Ülke içinde demokrasinin standardı artarsa Kürt sorunu çözülür. Onun için iktidarın demokrasinin geliştirilmesi için çaba sarf etmesi lazım.

AKP kurulurken Kürt sorunu konusunda sessizlik vardı, partinin görüşü net değildi. Kürt sorunuyla ilgili bir bölüm yazdık parti metnine. Aramızda epey konuştuk, Gül bir şey önerdi: “Kimimizin Kürt sorunu, kimimizin terör sorunu, kimimizin Güneydoğu sorunu dediği bir sorun…” daha adını bile koyamamışız, düşünün. Bugün geldiğimiz noktada ise AKP’nin Kürt sorunu konusunda başladığı noktayı bile kaybetmiştir. Kürt vatandaşlarımızı incitmemek zorundayız. HDP dışındaki neredeyse bütün partiler Kürt vatandaşlarımızı incitmek için konuşuyor gibi.

  • Suriye meselesi ve Ortadoğu politikalarında yapılan yanlışlarda fatura hep Davutoğlu’na mal edildi. Bu eleştirileri haklı buluyor musunuz?

Türkiye Suriye olayları patladığında ABD ile tam işbirliği halindeydi. Bu tam işbirliği en az 3 sene sürdü. Şu anda hala işbirliği halinde değildir diyemeyiz, kısmi sorunlar olsa da. Bir yandan da onların karşısındaki cephe olan Astana sürecinde de varız. Şu andaki Suriye sorunlarının tamamı başlangıçtaki bizim de içinde olduğumuz cephenin uyguladığı politikadan kaynaklandığı kanaati var. Peki bu politikaya bizi kim soktu? Bu politikalar Davutoğlu’nun politikalarıydı gibi bir kanaat oluşturulmaya çalışılıyor, ben buna katılmıyorum. Bir politika belirlenirken ağırlıklı olarak başbakanın çizdiği yönde politika belirlenir. Dolayısıyla bu politikanın bir Davutoğlu politikası değil, o zaman başbakan olan Sayın Erdoğan’ın politikası olduğunu düşünüyorum. Dış İşleri Bakanı olarak Davutoğlu, Erdoğan’ın politikasını yeniden üretmiştir. Dolayısıyla bu hatada sorumluluk hem başbakan da hem dış işleri bakanındadır.