Gazeteci Sedat Bozkurt’la AKP-MHP ittifakının yerel seçimler için bozulmasını ve yaklaşan yerel seçimleri konuştuk.

Cumhur ittifakının genel siyasette henüz bozulmadığını düşünen Bozkurt, “Seçimlerde eleştiri oklarının hedefinde de otomatikman iktidar olacak. İktidar kimdir? AK Parti’dir. MHP oradan kendini sıyıracak, bir anlamda iktidarı eleştirmeye başlayacak” diyor.

Bozkurt, Türkiye’de iklimin, 1989 yerel seçim iklimine benzediğini düşünenlerden. “İyi organize olursa muhalefet, aynı tablonun ortaya çıkma ihtimalini ben çok fazla görüyorum.” ifadelerini kullanıyor.

  • İttifak neden bozuldu? Daha doğrusu şöyle; yerelde bozulduğunu söylüyorlar, genelde bozulmadığını düşünüyorlar. Genelde gerçekten bozulmadı mı?

Hayır. Sonuç olarak Cumhur İttifakı’na yani MHP il AK Parti’nin ittifakına şöyle bakmak lazım; yani ittifakın normal koşullarda, ideolojik tabanlarına, temellerine, politikalarına baktığınız zaman oluşması mümkün mü? Değil. Buna rağmen oluştuysa, kolay kolay bozulmaz demektir. Niye oluştu? İki tarafın da sonuçları itibariyle yararına bir ittifaktan söz ediyoruz. Bugün MHP diye bir parti var, parlamentoda temsil ediliyor, genel başkanı koltuğunu muhafaza ediyor ve son seçimlerden başarıyla çıkmış bir parti. Bunu neye borçlu? İttifaka borçlu. Öbür tarafta ilk turda seçimi kazanmış bir cumhurbaşkanı, onun kontrolünde parlamentoda sayısal olarak hiç de küçümsenmeyecek bir çoğunluğa sahip bir AK Parti var. Bu neyin sayesinde? Bu da MHP’nin sayesinde, yine ittifakın sayesinde. Yani birbirlerine politik olarak katkı sağladıkları sürece bu ittifak bitmez. Bir de ellerinde devlet aygıtı var, muhafazakar sağ siyasetin en çok sevdiği şeydir; devletin gücü, devletin olanakları. Bir taraftan da kendi tabanlarını, kendi kadrolarını o devlet aygıtıyla temas kurarak muhafaza ediyorlar, partilerini yönetmeyi kolaylaştırıyor bu. Bunlar sürdüğü, bu ittifakın sonuçları da olumlu olduğu sürece bu ittifak bitmez.

Biten şuydu; yerel seçim teknik olarak, nitelikleri nedeniyle ittifak yapmaya çok müsait değil. Genel seçimde yasal düzenleme yapıldı, iki parti de kendi amblemiyle, bayrağıyla, adıyla girdi, iki partiye de oy veren seçmenler kendi partilerine oy verdiler. Bu yerel seçimde teknik olarak mümkün değil. Bir de iki tane sağ partiden söz ediyoruz, bir tanesi muhafazakar, bir tanesi milliyetçi sağ parti ama Anadolu’ya, taşraya çıktığınız zaman, taşra dediğiniz yer sağcıdır, bunlar birbirlerinin rakipleri. Birbirlerine rakip olan iki tane partinin, tarihsel olarak geçmişte yaşadıkları rekabet, siyasal çelişki hatta siyasal çatışmanın bir ittifakla giderilmesi mümkün mü? Yan yana getirip ortak bir aday çıkardığınız zaman bu iki parti için de olumsuz bir tablo ortaya koyabilir. Çünkü yerel seçimde, seçmenin tercihini belirleyen etkenler, genel seçimdeki gibi bir parti mensubiyeti değil. Akrabalık ilişkileri, hemşehrilik giriyor; kızgınlık, kırgınlık giriyor. Belediyeden aldığı ya da almadığı hizmet devreye giriyor; bu, parti kimliğini ikinci plana bırakıyor. O yüzden yerelde ittifak çok mümkün gözükmüyordu. Nitekim bir araya geldiler, bunu konuştular, tartıştılar, anlaşamadılar. Sadece yerel seçimde ittifakta anlaşamadılar yoksa Cumhur İttifakı aynen devam ediyor. Ne kadar devam eder, bu seçimler her iki taraf için ne kadar yıpratıcı olur her iki parti için de? Çünkü bu seçimde adaylar ortaya çıkıp da, “Buraları AK Parti’nin belediye başkanı kötü yönetiyor, ben daha iyi yönetirim” demeyecek muhtemelen. Yani “iyi asfalt yapıyoruz, iyi çöp topluyoruz” bu yerel seçimin merkezindeki politik argümanlar olmayacak, daha genele yansıyacak; ekonomiden söz edilecek, uluslararası ilişkilerden söz edilecek, burada eleştiri oklarının hedefinde de otomatikman iktidar olacak. İktidar kimdir? AK Parti’dir. MHP oradan kendini sıyıracak, bir anlamda iktidarı eleştirmeye başlayacak. Muhtemelen Cumhur İttifakı’nın da o devlette kurdukları ittifakın da bozulmaması için iki taraf birbirine birazcık geniş bir alan sağlamış vaziyetindeler. Her iki tarafın da ittifakın süreceğine ilişkin açıklamalarından onu görüyoruz. Yani bu seçim sürecinde birbirlerini eleştirecekler, birbirleriyle ilgili olumsuz cümleler kuracaklar ama bunun ittifakı da çok olumsuz etkilemeyeceği kanaatindeyim. Seçimin toptan sonuçları üzerine ittifak, kendi içinde bir hesaplaşmaya girer mi? AK Parti, umduğu oyu alabilir mi? Ondan da çok emin değiliz. Ya da MHP, umduğu oyu alabilir mi? Bunların başarı çıtaları umduğu oy oranlarının altında kalırsa kendi içlerinde bir tartışma yaşamaya başlayabilirler., MHP’nin tabanında ya da MHP’nin yönetimini eleştirmek isteyen MHP’liler, çok rahat bir şekilde “Aldığımız bu kötü sonucun nedeni, AK Parti’yle kurduğumuz bu ittifak” diyebilirler. Aynı argüman AK Partililer için de geçerli; AK Partililer de “MHP’yle kurduğumuz ittifak nedeniyle, başta doğu ve güneydoğu ya da diğer büyük kentlerdeki Kürtler olmak üzere kimse bize oy vermedi, bu yüzden çok düşük oy aldık” diyebilirler. Buradan bir ayrışma başlar mı? Yani birbirlerine yarar getirmediklerini ve birbirleri için olumsuz bir noktaya gittiklerini görmeye başladıkları anda, bu ittifakın yavaş yavaş ayrışmaya başladığını konuşabiliriz.

 “BAHÇELİ’YE O CÜMLELER SÖYLETİLİYOR”

  • Mesela Devlet Bahçeli, “Yerel seçimler Cumhurbaşkanlığı sistemi için bir test olacak” dedi. Özellikle büyükşehirlerde istenilen sonuç alınmazsa, o zaman meşruiyetinin tartışmalı hale geleceğini söyledi. MHP’nin Ankara’da Melih Gökçek’i çıkaracağı konuşuldu son bir iki gündür. Burada Melih Gökçek çıkarsa CHP’nin şansı daha fazla olacak. O zaman Ankara kaybedildiğinde bu sisteme dair Bahçeli’nin bahsettiği tartışma gündeme gelmeyecek mi?

Bazı şeyler, örneğin “İttifak yapacağız”, “İstanbul’da aday çıkarmayacağız” ya da “Cumhurbaşkanlığı sisteminin oturması için büyük kentleri almamız lazım” bu tür cümlelerin Devlet Bahçeli’ye ait olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü AK Parti ve MHP arasındaki son dönemde yaşanan ittifaklarda şöyle bir yöntem izleniyor; AK Parti, MHP’ye bir öneriyle geliyor, MHP buna diyor ki, “Bunu sen bize getirme, biz sana önerelim.” Bu yöntem, örneğin Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığında da ortaya çıktı. MHP bir tane aday getirdi, “Bunu biz kendi adayımız olarak lanse etmeyelim, CHP adayı olarak lanse edelim.” dediler. Şimdi Devlet Bahçeli’nin söylediği cümleler, bana Bahçeli ya da MHP’nin cümleleri gibi değil, AK Parti’nin cümleleri gibi geliyor. Daha çok MHP’yi ittifak zeminine getirmek isteyen cümleler çünkü bu. MHP’nin kuracağı ya da MHP’ye politik bir getirisi olacak cümleler değil. Ben birazcık böyle bakıyorum.

Melih Gökçek aday olur mu olmaz mı? Ben olmayacağını düşünenlerdenim. Çünkü Gökçek, karşısındaki AK Parti‘yi biliyor, AK Parti’nin kontrolündeki devlet yapısını ve organizasyonunu ve o partinin, anlayışının devlet kurumlarını nasıl hoyratça kullandığını biliyor. Kendisi için bunun nasıl bir sıkıntı doğuracağını da biliyor. Örneğin Sincan Belediye Başkanı Mustafa Tuna, büyükşehir belediye başkanı oldu, bir süre sonra hafriyatla ilgili bir açıklama yaptı, 15 bin lira olan aylık gelir bir anda 30 milyon liraya çıktı. Bu çok büyük bir rakam ve bunu söyleyen büyükşehir belediye başkanı. Bir belediye çalışanı ya da belediye meclisinin CHP’li bir üyesi değil. İşi gücü bırakın sadece bu bile bir araştırmayı, soruşturmayı gerektiriyor. Bir şeyler çıkabilir ancak o noktaya kadar kendi partisinin Melih Gökçek’i zorlayacağını düşünüyorum. Kendisi için zorlayamayacağını biliyor oradan bir sonuç alamaz ama en azından kendisinin de onay vereceği bir aday için zorlayacağını düşünüyorum. En son tahlilde MHP’ye gider mi? Siyaset bu, hiç belli olmaz. Gittiğini varsayarsak da çok kolay değil Gökçek açısından. Ne diyecek yani, 20–25 yıldır bu AK Parti, Ankara’yı kötü yönetti, ben güzel yöneteceğim mi diyecek? Orada da bir teknik sıkıntı var. Bir de gerçekten MHP, Melih Gökçek’i istiyor mu? Böyle bir cümle, kulis bilgisi dolaştı ortalıkta ama MHP’nin de Gökçek’i isteyip istemediği konusunda sıkıntımız var. Melih Gökçek için önemli olan zemindi, AK Parti ona iyi bir zemin veriyordu; elinde devlet aygıtı var, iktidarsın. MHP’ye gittiği zaman AK Parti’de aldığı oyları alabilir mi? Bu da bir tartışma konusu. Ben çok alabileceği kanısında değilim. Melih Gökçek bunların hepsinin hesabını, kitabını yapıyordur. Ben o yüzden Gökçek’in MHP’den aday olma şansı olduğunu düşünenlerden değilim.

  • Diğer cephede -Millet İttifakı ve onun dışında kalan HDP- yoğun bir biçimde CHP’nin yerelde hem İYİ Parti’yle hem HDP’yle birtakım ittifaklar gerçekleştirmesi gerektiği düşünülüyor, söyleniyor ve tartışılıyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? Böyle bir ihtimal var mı?

Bu çok açık, bizim alışık olduğumuz şekilde ittifaklar olmayabilir, daha yerel olabilir. Çünkü şöyle hesaplar yapılıyor; siyasette sonuç alacaksınız, özellikle yerel seçimde muhalefet açısından ittifaktan sonuç alınacaksa bir anlamı var alınamayacaksa bir anlamı yok. İstanbul’da sonucu etkileyecek bir Kürt seçmeni var mı? Var. İşte burada bunu önceleyebilir, önünüze bir proje olarak bunu koyabilirsiniz. O Kürt seçmenlerin oylarını nasıl alabilirim? HDP’yle kurumsal bir iş birliğine girmeden. Aynı şekilde Ankara’da bu sefer ülkücü-milliyetçi oyların etkilediğini biliyorsunuz. “Bunu nasıl alabilirim?” Yani burada İYİ Parti’yle bir ittifak yapabilir misiniz? Yapabilirsiniz. Mansur Yavaş ismi üzerinden; İYİ Parti de aday yapmak istiyor, onun da uzağında bir isim değil, sizin de, eğer amacınız sonuç almaksa. Çünkü AK Parti-Erdoğan rejimini geriletmek istiyorsanız, ki bunu geriletmeden çok fazla siyaset yapma imkânınız yok, yerel yönetimleri yönetme ihtimaliniz de çok gözükmüyor. Bunları yapabilirsiniz, bunun dışında zaten sizi HDP’yle ve otomatikman PKK’yle eşitleyerek eleştirilerinin ucuna koymuş bir AK Parti, cumhurbaşkanı var. Bu onların bu söylemini de kolaylaştırıcı bir şey olur. Bu söylem çok mu önemli? Önemli. Çünkü müthiş bir medya gücüyle bütün seçmenlere hükmediyor, senin seçmenin de dahil olmak üzer. Ama burada Millet İttifakı’nın, muhalefet blokunun avantajı var. Avantajı şu; orada bir muhalefet motivasyonu var. O bloku oluşturan İYİ Parti, Saadet Partisi de dahil olmak üzere söylüyorum, AK Parti’nin gerilemesinden çıkacak boş alanı, bu iki parti dolduracak. Bunun muhtemelen stratejik hesabını, kitabını, mühendislik çalışmasını yapıyorlardır. O yüzden Saadet’le, İYİ Parti’yle ve hatta Kürtlerle -HDP’li ya da HDP’li olmayan Kürtlerle- kendi kendine gelişen, aday üzerinden belirlenecek lokal ittifakları muhalefetin çok daha kolay kotaracağı kanaatindeyim. İktidarın yerel yönetimlerde başaramadığı ittifak ve iş birliğini muhalefetin daha kolay başaracağı kanısındayım.

“89’A BENZEYEN BİR SÜREÇ VAR”

  • Özellikle İstanbul ve Ankara, iki şehir özelinde soruyoruz, buraları AK Parti’den alma ihtimali var mı?

Var tabi, Mansur Yavaş figürü var. Durmadan Mansur Yavaş’ı konuşuyoruz çünkü bir seçim önce bir başarı ortaya koydu. Hatta kazandığı söyleniyor. Şimdi muhafazakar-sağ seçmenin de Yavaş’ın mağdur olduğuna, kazandığı bir seçimin elinden alındığına ilişkin bir peşin kabulü var, doğrudur veya yanlıştı başka bir tartışma. Bu mağduriyet de Yavaş’ı diğer sağ adayların bir adım önüne geçirmeye yetiyor. İstanbul’da Muharrem İnce’nin adı geçiyor, Kemal Kılıçdaroğlu kompleksiz bir adam. Yani sonuç alacaksa, “Gel Muharrem büyükşehir belediye başkan adayısın” der. Alır mı? Alır. Neden? Cumhurbaşkanlığı seçiminde şunu gördük; Muharrem İnce, o süreci iyi götürdü. İstanbul’un şuna da ihtiyacı var. Muhtelif kimlikteki insanları da içine katarak söylüyorum; heyecana ihtiyacı var. Muharrem İnce, heyecanı yaratabilir mi? Ziyadesiyle yaratır. Yarattığı heyecan, yaptığı muhalefet söylemi, aynı zamanda Kürdün, aynı zamanda ülkücünün, aynı zamanda İslamcının oyuna hitap ediyor mu? Hitap ettiği net bir şekilde görüldü. İstanbul’da da böyle bir heyecana, böyle bir atraksiyona ihtiyaç olduğu kanısındayım ama dediğim gibi İstanbul’da Kürtleri ikna edeceksiniz, Muharrem İnce’nin burada bir aşama kaydettiğini düşünüyorum; ülkücüleri ürkütmeyeceksiniz, burada da bir aşama kaydettiğini düşünüyorum. Fakat muhafazakar-mütedeyyin insanlarla da çok sorun olduğunu zannetmiyorum çünkü orada onların da hoşuna gidebilecek bir anne figürü, kız kardeş figürü var. Muharrem İnce’yle orayı, Mansur Yavaş’la burayı, böyle bir stratejik mühendisliğe (tabi siyasetin matematiği yoktur) konjonktür de çok uygun. Yani ben Türkiye’de iklimin, 1989 yerel seçim iklimine benzediğini düşünenlerdenim. İyi organize olursa muhalefet, aynı tablonun ortaya çıkma ihtimalini ben çok fazla görüyorum.

  •  Hem Ankara hem İstanbul’da, Saadet’in ve İYİ Parti’nin desteğini koyuyorsunuz değil mi?

Tabi, çünkü kendileri aday çıkarsalar bile  –  ki çıkaracaklar- sadece aday çıkarmış olmak için çıkardıkları adaylar olacağı için onların politize olmuş seçmenlerini de etkileyecek. Sadece bu il için söylemiyorum pek çok il için geçerli bu, bakın Antalya, Adana, Mersin dahil olmak üzere buraların CHP’nin merkezinin çok yakınındaki yerler. Antalya, Adana, Mersin’de bir taraftan ülkücülerin, bir taraftan da Kürtlerin oyunu alabilecek bir politika güdebilirsin. Çünkü ülke koşulları sizi bunu yapmaya zaten zorluyor. Mersin’i MHP hep yüzde 32’yle aldı ama MHP’nin genel seçimde Mersin’de aldığı oy yüzde 12. Bu politik bir kimlikle verilmiş oy değil. Bu muhtemelen bir yerlere tepki, bir yerlerden derleme, toparlama; bunların hepsini alabilecek adaylar koyduğunuz zaman, o yüzden 89 metaforunu kullandım, 89’da yaşananın aynısının ortaya çıkma ihtimali yüksek.

“ERKEN SEÇİM OLABİLİR”

  • AK Parti yerel seçimlerde daha düşük oy alıyor, 4–5 puan daha düşük alıyor; CHP de bir 3–4 puan daha yüksek alıyor. Bu seçimin sonucundan bu tekrarlanırsa yani bir takım büyük şehirlerde kaybedilirse, o zaman Türkiye’de bir erken genel seçim ya da yeniden bir cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme gelebilir mi? Böyle bir ihtimal var mı?

Türkiye çok öngörülebilir bir ülke değil, ekonomik olarak da politik olarak da. Yani bir de AK Parti seçime odaklı bir parti, bütün enerjisini, elindeki bütün olanakları önündeki seçimi kotarmaya yönelik harcıyor ve kullanıyor. Bu yerel seçim için neler yapacağını çok bilmiyoruz. O yüzden AK Parti’de bekliyor, CHP, Ankara için kimi aday gösterecek? Mansur’u gösterdiği zaman karşısına Özhaseki’yi çıkarAcak; İstanbul’da Muharrem İnce’yi koyduğu zaman Binali Yıldırım’ı çıkaracak ve oralarda neler olacak onu çok kestiremiyoruz. Yerel seçimlerde çıtası iktidar partisini çok düşük. Bunu iktidar partisi pratikte gösterdi; en baba yüzde 42 aldığı zaman — 17–25 Aralık sonrasıydı, devleti ele geçirmek isteyen bir takım yapılardan söz ederek devletin bekası, ülkenin geleceğine yönelik bizim seçmenlerimizin -sağdaki ya da soldaki- hoşuna gidecek cümleler kullanmasına rağmen yüzde 42 aldı. Teğet geçen 2009 krizindeki oy oranı yüzde 38. Şimdi teğet geçmeyen bir krizle muhatabız, yerel seçimde genel iktidarın değişmeyeceğini bilen seçmen, iktidar partisini cezalandırıyor. Örneğin 89’da ANAP’ı cezalandırdılar.

Uyarı veriyor, uyarma yeteneği var seçmenin. Bunların sonuçları ne olur? Şundan çok emin miyiz; yerel seçimi Recep Tayyip Erdoğan bizim kadar önemsiyor mu? Sonuçları itibariyle de söylüyorum bunu. Onun için çok mu önemli kazanmak ya da kaybetmek? Kazanırsa ne yapacak, kaybederse ne yapacak? Yönetim anlayışında, yönetim sisteminde değişiklik olacak mı? Bundan çok emin değiliz. Bunu da çok öngöremiyoruz. Ancak bir oyun kurucu, bu tablo ortaya çıktığı zaman ne yapacaksa yapacak, biz de ona göre yorumlarda bulunacağız. Ama çok fazla yürütemez çünkü MHP’nin içi de AK Parti’den içi de CHP’den daha rafine, daha homojen değil. Daha rafine bir yönetim anlayışı söz konusu değil. Orada da çatışmalar ve tartışmalar var. Burada AK Partililerin kendilerini çok düşük bir çıtaya hazırladıklarını ben biliyorum. Örneğin yüzde 35–36’lık gibi bir çıtaya hazır olduklarını biliyorum. Bir de MHP’den ayrıldıkları zaman zaten MHP’yle yanlarında tuttukları bir milliyetçi oy vardı. MHP şunu gördü zaten; AK Parti’den kayan milliyetçi oylar İYİ Parti’ye gitmiyor kendisine geliyor. Kendisini konsolide etmeyi başarırsa, bu seçimde yüzde 15 bandına çıkarsa, AK Parti, otomatikman yüzde 35 bandına iniyor zaten. Bu AK Parti’nin kendi içinde çok ciddi bir tartışma yaratır. Biraz önce söyledim; muhtelif, AK Parti’nin içinde olmayıp da dışarılarda, çekim merkezi olan muhtelif odalar, ofisler, bürolar var. Onların canlanması demek AK Parti’nin eskisi kadar kolay yönetilemeyeceği anlamına gelir. Bu seçimlerin iktidarın mutlaklığını kaybetmesi nedeniyle ekonomiye yansıyacak sonuçları da olabilir, sadece siyasete değil. Türkiye zaten yönetilemiyor, zor yönetiliyor. Bunların hepsini üst üste getirdiğiniz zaman bu yerel seçimin sonuçlarının iktidarı olumlu yönde etkileyeceğini kimse söyleyemez. Zaten ekonomi matematiktir, hesaplarda kitaplarda çok parlak olmayacağı da söyleniyor. 2019’a hangi iktidar geçirirse geçirsin 2020’ye kadar ancak dayanacağı, herkesin mutabık kaldığı bir mesel. Çok güllük gülistanlık olsa, dövizdeki bu hareketlilik, ekonomideki bu durgunluk olmasa, 2019’un sonuna yönelik kimse olumsuz bir cümle kurmaz. “Tekrar seçim yapılacak, erken seçime gidilecek” gibi bir cümle kurmazlar ama herkesin kurduğu cümle bu, sebebi de ekonomik veriler. Bunun üzerinde seçimdeki mutlak yenilgiyi de söylediğiniz zaman bu kaçınılmaz olur.