Perşembe, Şubat 29, 2024

Siyasetin kadınlara veremedikleri

Kadınların siyasi alanda mücadelesi yeni başlamadı, yükselen bir ivmeyle devam ediyor. Görünmez olmadan sıyrılmanın hayli zor olduğu siyasi mücadelede kadınları görünür kılmak, en azından bugünkü siyasi partiler kanununun mecbur bıraktığı üzere liderlerinin inisiyatifine terkedilmiş.

Çok sevdiğim bir oyuncunun bir konuşmasına denk geldim geçen gün. “Bu hayat hep almayı öğretiyor” diyordu.” Çocuklarımıza hep  ‘almayı ‘öğretiyoruz. En iyi bilgiyi almasını, en yüksek puanı almasını öğretmek gibi… Ama ‘vermek’ ? Hiç bir yerde yok o… Kimse öğretmiyor”.

Belki de onlarca senedir figüranları ve mesajları değişmeyen siyasetin bir türlü  bir dengeye oturamamasının, bunca fakirliğe, çöküşe rağmen – iki ileri bir geri-   aynı oylarda takılı kalmasının, yine muhalif seçmenin binbir takla atsa da bir türlü gönül bağı  kuramadığı altılı masanın usanmadan her gün beklediği, ve fakat günden güne muğlaklaşan (evet, biz beklemeyi seven insanlarız) çıkışı yapamamasının nedeni budur: vermeyi bilmemek. Belki de seçmenin oyunu” almaya” çalışmayı bırakıp oyunu “neyi verebileceği üzerinden kurgulasaydı, o kımıldamayan oy oranlarını değiştirebilirdi.  Bilemeyiz.

Ama bildiğimiz bir kaç naçizane şey var. Toplumsal muhalefet, siyasal muhalefetin çok önüne geçti. Hem de uzun zaman önce. Nedeni  çok da zor değil aslında; seçmen yaşı gençleştikçe soru sorma , günlük sorunlar içinde  değişimin nerede olduğunu da az çok anlamaya çabalıyorlar.  Tam bu noktada  Bekir Ağırdır, KONDA Araştırma’nın Ben Seçerim Derneği için yürüttüğü  “Türkiye’de Kadın Siyasetçi Algısı” araştırmasını çok da doğru bir açıdan yorumladı: “Kadın siyasetçi konusunda toplum çok ciddi bir zihinsel eşiği geçmiş, ama buna eşlik eden kurumlar, kurallar veya aktörler toplumun çok gerisinde duruyor.”

Araştırma sonuçları hiç de toplumsal muhalefeti pek güzel kurguladığını düşünen siyasi partilerin düşündüğü gibi değil.  En azından parlamenter de  değil, kendi deyimleriyle  “güçlendirilmiş” parlamenter sistem vaadininin  (seçime 7-8 ay kala) açılımını daha anlatamamış ana muhalefet partisi  lideri ve muhtemel cumhurbaşkanı adayının ve böyle karmaşık, zor ve kararsızların çoğunlukta olduğu bir süreçte dahi ayrık sesler çıkartmayı başarabilen altılı masanın düşündüğünden çok farklı. Mesela  başörtüsü.  Altılı masa  ve bu masanın küratörü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsünün bir sorun olduğunu, dahası müteddeyin kesimin hala esas konusu olduğunu düşünmesi toplumsal muhalefetin ne denli gerisinde olduğunu görmek açısından önemliydi. “Hellalleşme tam da bu” diyerek başörtüsü konusunu, laiklik üzerinden okumak yerine “devletin kanayan yarası” üzerinden okumayı tercih etti Kemal bey. Gördü demiyoruz, tercih etti. Bu aklı kimden aldı bilinmez, ancak iktidarın senelerce  muhafazakarlık sembolizmine dönüştürdüğü başörtüsünü “sorun olmaktan” bile görmekten vazgeçtiği bir dönemde, belki de o mahalleden böyle bir şeyler alırım diye seçmenin büyük çoğunluğunu görmezden gelmeyi göze alabildi Kemal Kılıçdaroğlu.

Başka bir deyişle, karanlık bir sokakta yürümekten korkan, boşandığı eşinden aylarca bir kuruş nafaka almadan yaşamak zorunda bırakılan, fiziksel şiddet gördüğü adamdan korunamayan kadınla değil de artık AKP’nin bile üzerinden nemalanmaktan vazgeçtiği başörtüsü ile helalleşmeyi seçti ana muhalefet partisi lideri. “Seçmen, kadın konusundaki zihinsel eşiği çoktan geçti” demiyor boşuna sayın Ağırdır, zira bu açıklamanın biraz öncesinde  eylül 2022 tarihinde “Türkiye’de Kadının Siyasetteki Yeri” Araştırması ,Türkiye’de kadınların kendilerini çoğunlukla “inancı” üzerinden değil cinsiyeti üzerinden tanımladığını gösteriyordu. En son 12 sene sorulan soruda ezici çoğunluğa sahip “inancı üzerinden” tanımlama devri kapanmıştı. Konuyu kapatmıştı kadınlar net olarak. Önemli bir eşikti. Sahiciydi.

Devam edelim.  Ne diyordu  CHP Genel Başkanı? “Devletin açtığı  yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte. Değişmeyi ve öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı.” Enteresandır, CHP‘nin medyada “başörtü” yasası diye kendine yer bulan ve pek çok kesimde  tartışma yaratan “kamuda başörtü serbestliğini içeren yasa teklifini” verdiği günlerin hemen öncesinde  yayınlandı “Türkiye’de Kadının Siyasetteki Yeri” araştırması. Medyada önemli bir yer tutan bu araştırmada   seçmenin (toplumun) 40% I hiç bir partinin kadın erkek eşitliği bakışını beğenmediğini açıkça belirtiyordu.  Dahası toplumun yüzde 51’i siyasi parti yöneticilerinin kadın adayları seçilemeyecek yerlerden listeye koyduklarını düşünüyordu. Yani seçmen, siyasi partilerin vermeden aldıklarını görmüştü, tavrını anlatmıştı.

Üstelik  bu araştırmanın da gösterdiği,  sadece senelerce genel başkanlık değil, sıradan bir ilçede bir iki sene siyaset yapmış birinin de görebileceği üzere başörtüsü tam da bu noktada bir kadın sorunu değil, erkek sorunu olmasıydı. Pardon erkek sorunu da değil, erkin “kim daha muhafazakar “ gösterisinin pek de çaba sarf etmeden gösterme, hiç çabalamadan siyaset oluşturmak kurnazlığı.

Başta belirtmiştik, kadınlar 15 sene sonunda artık kendilerini dini inançlarına göre değil cinsiyetleri üzerinden tanımlıyorlar. Dahası var: Seçmenin önemli çoğunluğu  artık  (73%) ailesinden bir kadının siyasete girmesine olumlu bakıyor. Tahmin edilenin aksine pek  çok muhalif okur-yazar da , başta erkek olanlar tabii, Kılıçdaroğlu’nun  devletin yarası olarak tanımladığı “başörtü serbestisi yasa tasarısına  karşı duranları, ses çıkaranları  “bu soruna karşı duran seküler kadınlar” klişesinden çıkartamadı. Çıkartabilseydi   toplumun da kadının da derdini tasasını görebilecekleri analizleri yapabileceklerdi. Onlar da yapamadılar.

Yani bir kez daha olamadı. Çünkü ayırmak ve  ayrıştırmak, hiç bir şeyi görmeyip başörtüsünü kadınların esas sorununa indirgemek, iktidarın olduğu kadar muhalefetin de çok iyi öğrendiği bir konu oldu son dönemde. Çok kolaydı çünkü, fazlaca bir kafa yormaya gerek yoktu. Kadın, çokça alanda olduğu gibi meselenin öznesi değil,  mesaj elçisi, deyim yerindeyse eşantiyonu olabilirdi. Nitekim  Amasra -Bartın da meydana gelen  Grizu patlamasını inceleme, hayatını kaybeden işçilerin yakınlarıyla görüşme görevi milletvekili sıraları vermeye kıyamadıkları  partili kadınlara verilmişti. Onların görevi görüp ,anlatıp  erkek parti üstlerine ve erkek  grup başkanvekillerine bilgi verebilmekti.  Sahayı kadın bilirdi, siyaseti erkek, öyle mi? Yani kadın verirdi, erkek alır bundan siyaset üreten mekanizmayı oluştururdu.

Hakkını yemeyelim, Kılıçdaroğlu‘nun kadının eşit temsil hakkını kolladığını düşünmemizi istediği zamanlar olmadı değil. Mesela geçen Mart ayında  Meclis’e sunduğu ve ilk imzasını attığı “Siyasette eşit temsil kanun teklifi”. Evet yanlış okumadık da, duymadık da; CHP Meclis’te  50% eşit temsil ve fermuar  sistemi getiren bir yasa tasarısı hazırlamıştı, üstelik 400 kadın derneğin katkısıyla. Reddedildi, ama CHP liderinin bunu kendi partisinde uygulaması için en ufak bir engel yoktu. Uygulamadı, çünkü “vermek” günümüz Türkiye siyasetinin ve siyasetçisinin bildiğim bir iş değildi.

Oysa az biraz “biz ne yaptık, ne yapmalıyız?” diye düşünseler önlerine kocaman kocaman alanlar çıkacaktı. Misal Kırklareli. CHP’nin kalesi sayılan, seküler seçmenin yoğunlukta olduğu bu güzel şehirde  CHP, nasıl olmuşsa olmuş tarihinde  tek bir kadın vekil çıkartmamayı başarabilmiş.  Örnek,  bahsedilen araştırmanın “yüz yüze görüşme” bölümünde 27 yaşında  Kırklarelili  bir erkek seçmen  (evet kadın değil, erkek) CHP’nin -herhalde kanayan yara olmadığı için- bu konuda bir yorum yapmış: “ Fırsat vermiyorlar. Hani  milletvekili ne olur, erkek olur. Mesela bizim Kırklareli’nde hiç bayan milletvekili çıkmadı. Ben yani, oy attığımdan beri hiç görmedim. Hiç duymadım. Hep erkek. Yani bırakın kadın milletvekili, aday bile olmadı. Kadının olması lazım yani.  Aslında kadının daha fazla bile olması lazım.”

Kadınların siyasi alanda mücadelesi yeni başlamadı, yükselen bir ivmeyle devam ediyor. Görünmez olmadan sıyrılmanın hayli zor olduğu siyasi mücadelede kadınları görünür kılmak, en azından bugünkü siyasi partiler kanununun mecbur bıraktığı üzere liderlerinin inisiyatifine terkedilmiş. Bunu, kadın görünürlüğü konusunu kota yarışıyla açıklayan  parti liderlerin tutumunu kenara bırakıp yine araştırmanın ilginç bir verisiyle seçmenin  izini sürmeye çalışalım. Türkiye genelinde seçmenin %55’i yani ezici bir çoğunluğu kadınların siyasette görünmemesinin nedenini partilerin tutumuna bağlıyor. Yani siz “başörtüsünü” bir yara retoriğine indirgerken seçmen size bambaşka şeyler söylüyor.

Yazının başına dönersek; vermek demiştik. Sevgili Elif Gökçe Aras, o zihin açıcı yazısında tam da bunu söylüyordu: “Hepimizin ortak dertleri varken ve en çok ekonomi can yakıyorken, herkesin dertlerini çözmeyi vaat ederseniz, yönetebilme ve refahı sağlayabilme konusunda güven verebilirseniz, onlar sizin yanınızda yer almak için kendi bahanelerini kendileri üretirler.”

Yani siyaset, özellikle en kritik dönemeçlerde  samimiyetle “vermeyi“ becerdiğinde dönüşüm evresine geçebiliyor. Kısacası seçmenin yarısına ulaşmak derdiniz varsa Ondan ne alabileceğiniz değil, ne verebileceğinizi öğrenin.

Seçimde az biraz  iddianız varsa  tabii.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI