Pazartesi, Ağustos 15, 2022

Şirket kârları enflasyona orantısız bir şekilde katkıda bulundu. Politika yapıcılar buna nasıl yanıt vermeli?

Josh Bivens

2021 ve 2022’deki enflasyon artışı gerçek politika zorluklarını da beraberinde getirdi. Bu politika tartışmasını daha iyi kavramak için fiyatlara ve bunların nelerden etkilendiklerine bakmak şarttır.

ABD ekonomisindeki hemen hemen her şeyin fiyatı üç temel maliyet bileşenine ayrılabilir. Bunlar, emek maliyetlerini, emek dışı girdi maliyetlerini ve ilk iki bileşen üzerindeki kârı içerir. Bu üç maliyet bileşeni hakkında veriler, tüm özel sektörün kabaca %75’ini oluşturan finansal olmayan kurumsal sektör (NFC) -mal ve hizmet üreten şirketler- için mevcuttur.

2020’nin ikinci çeyreğinde COVID-19 durgunluğunun zirveye ulaşmasından bu yana, NFC sektöründeki genel fiyatlar yıllık %6,1 oranında arttı; bu, 2007-2019 pandemi öncesi iş döngüsünü karakterize eden %1,8 fiyat artışına göre oldukça yüksek bir oran. Çarpıcı bir şekilde, bu artışın yarısından fazlası (%53,9’u) yüksek kâr marjlarına atfedilebilir ve emek maliyetleri bu artışın %8’den daha az bir kısmından sorumludur. Bu hiç normal değil. Aşağıda, Şekil A’da gösterildiği gibi 1979-2019 arası dönemde fiyat artışına kârlar yalnızca yaklaşık %11; emek maliyetleri ise %60’ın üzerinde katkıda bulundu. Tedarik zincirindeki aksaklıklar konusunda iyi bir gösterge olan emek dışı girdiler de mevcut ekonomik toparlanmada fiyatları normalden daha fazla artırdı.

Şekil A. Finansal olmayan kurumsal sektörde birim fiyatların artışına katkı yapan bileşenler

Kaynak: ABD Ekonomik Analiz Bürosu (BEA) ve Ulusal Gelir Hesapları (NIPA) verileri.

 

Kârların fiyat artışına anormal derecede yüksek katkısı, politika yapıcıların son enflasyon patlamasına vermesi gereken tepki açısından ne anlama geliyor?

  • Kurumsal açgözlülüğün kapsamının veya hatta şirketlerin gücünün son iki yılda genel olarak artmış olması olası değildir. Daha ziyade, şirketlerin zaten aşırı olan gücü, son yıllarda ortaya koyduğu geleneksel pratiklerden (ücretleri baskılamak) ziyade fiyatları yükseltme yönünde işlev gördü. Bununla birlikte kurumsal gücün önümüzdeki yıllarda daha yüksek fiyatlara yol açmasını önlemenin etkili bir yolu, geçici bir aşırı kâr vergisi olacaktır.
  • Mevcut enflasyonun tamamen makroekonomik aşırı ısınmaya dayalı olduğu yönündeki açıklamalar, pandemi sonrasındaki yüksek kâr marjları göz önüne alındığında oldukça hatalı. Son 40 yıla ait kanıtlar, işsizlik düştükçe ve ekonomi ısındıkça kâr marjlarının daralması ve kurumsal sektör gelirlerinden emeğe giden payın artması gerektiğini göstermektedir. Süreçte şu ana kadar tam tersi bir örüntünün gerçekleşmiş olması, enflasyonun kökeninin makroekonomik aşırı ısınmaya dayandığı iddiaları konusunda şüphe uyandırmalıdır.

Daha yüksek kâr marjları daha fazla kurumsal güç anlamına mı yoksa mevcut kurumsal gücün farklı şekilde kullanıldığı anlamına mı geliyor?

Mevcut süreçte fiyat artışında orantısız bir etkisi olan yüksek kâr marjları, artan şirket gücünün son enflasyonun sebebi olduğu yönünde spekülasyonlara yol açtı. Kurumsal güç açıkça burada bir rol oynuyor, ancak yakın zamanda kurumsal güçte bunu 2021-2022 enflasyonunun temel nedeni yapacak ölçüde bir artış gerçekleşmedi. Aslında, mevcut toparlanmanın ilk altı çeyreğinde kâr marjlarındaki hızlı artış ve emeğin gelirdeki payında yaşanan düşüş, 2008 Büyük Durgunluğu ve mali krizini takip eden ilk birkaç yıldaki durumdan çok da farklı değil. Aşağıda, Şekil B’de gösterildiği üzere, COVID-19 durgunluğunu izleyen toparlanmada emeğin gelirdeki payında yaşanan düşüş Büyük Durgunluk sonrası toparlanmada olduğundan daha belirgindir.

Şekil B. 2008 ve pandemi krizlerinden sonraki toparlanma süreçlerinin ilk altı çeyreğinde emeğin gelirdeki payı

 

Kaynak: BEA NIPA Tablo 1.14 ve 6.16D’de yer alan temel veriler.[1]

Büyük Durgunluk’tan sonraki toparlanmada, artan şirket gücü, daha yüksek kâr marjlarına sebebiyet verecek daha hızlı bir fiyat yükselişine yol açmadı; aksine, toparlanmanın ilk birkaç yılında fiyat artışı çok büyük ölçüde bastırıldı. Burada şirket gücü kendisini ücretlerin yoğun biçimde bastırılmasında (yüksek ve kalıcı işsizlik düzeylerinin yardımıyla) gösterdi. Birim emek maliyetleri 2009’un ikinci çeyreğindeki resesyonun tepe noktasından 2012’nin ortasına kadar geçen üç yıllık süreçte fiilen düştü. II. Dünya Savaşı sonrası dönemin büyük bir bölümünü karakterize eden, toparlanmaların erken evresinde düşen emek paylarıdır.

Kâr marjlarındaki artışın 2008’deki ile şu anki toparlanmada benzer olduğu göz önüne alındığında şirket gücünde yakın zamanda yaşanan bir artışın mevcut enflasyonun temel itici gücü olduğunu söylemek zor. Aksine, uzun bir süre boyunca kronik bir aşırı kurumsal güç birikmiştir ve bu, mevcut toparlanmada ücret baskısından ziyade fiyatlarda enflasyonist bir artış olarak kendini göstermiştir. Bu sefer, bu gücü ücret baskısından ziyade daha yüksek fiyatlara kanalize eden şey neydi? Cevap, pandemi.

Son enflasyonist artışın temel nedeninin pandemi olduğunu düşünmenin bir nedeni ampiriktir. Enflasyon şoku esasen dünyanın tüm zengin ülkelerinde meydana geldi.

Bunu düşünmenin diğer bir nedeni de bu enflasyonun başladığı yer: mal sektöründe (özellikle dayanıklı mallarda) fiyatlar hızla yükseldi. Salgın, talebi hizmetlerden mallara kaydırdı (insanlar spor salonu üyeliklerini bırakıp Peloton satın aldılar) ve ayrıca dünya çapında limanların kapanmasıyla dayanıklı mallarda tedarik zincirlerinin çökmesine neden oldu.

Önceki toparlanmalarda iç talep artışı yavaştı ve toparlanmanın ilk aşamalarında işsizlik yüksekti. Bu, firmaların müşteri bulmak konusunda çaresiz kalmasına neden oldu, ancak aynı zamanda onlara potansiyel çalışanlarla müzakerelerinde üstünlük sağladı, bu da fiyat artışının ve ücretlerin baskılanmasına yol açtı.

Pandemide ise dayanıklı sektörlerde talep tavan yaptı ve istihdam hızla toparlandı, ancak bu talebin karşılanmasındaki darboğaz büyük ölçüde emek değildi: nakliye kapasitesi ve diğer emek dışı alanlarda kıtlıklar vardı. Ellerinde arz olan firmalar müşterileri karşısında muazzam bir fiyatlandırma gücüne sahipti.

Geçici bir aşırı kâr vergisi, firmaların şu anda müşterileri karşısında sahip oldukları fiyatlandırma gücüne bir miktar telafi sağlayabilir. Böyle bir vergiyi desteklemek, mevcut enflasyonun temel nedeninin şirket gücündeki ani bir artış olduğu anlamına gelmez, ancak pandeminin çalkantı yarattığı bir ortamda kurumsal fiyatlandırma kararlarının enflasyonu yaydığı anlamına gelir. Ayrıca, geçtiğimiz yıl boyunca birçok sektörde yaşanan fiyat artışlarının, ekonominin kaynaklarının nereye yönlendirilmesi gerektiği konusunda yararlı piyasa sinyalleri olmadığı gerçeğinin de kabul edilmesi gerekir. Bu fiyat artışları, küresel ekonomi pandemiden sonra normalleşirken doğallığında azalacak olan, sektörel talep ve arz arasında aşırı ama kısa ömürlü bir uyumsuzluktur.

Yüksek kâr marjları genelleştirilmiş makroekonomik “aşırı ısınmanın” bir işareti değildir

Merkez Bankası’nın faiz oranlarını keskin bir şekilde artırarak çok daha daraltıcı bir para politikası benimsemesi yönündeki çağrılar giderek yükseliyor. Bunun mantığı basitçe, günümüzün yüksek enflasyonunun toplam talep (işletmeler, hükümetler ve hane halkları tarafından planlanan harcamalar) ile toplam arz arasındaki dengesizlikten kaynaklanması gerektiği düşüncesidir.

Ancak II. Dünya Savaşı sonrası dönemin tamamında, ekonominin “daha sıcak” işlediğini gösteren hızlanan ekonomik toparlanma ve düşen işsizlik, reel ücretlerde ve gelirdeki emek payında yaşanan artış ile ilişkilendirildi. Bu dinamik genel olarak işçilerin pazarlık gücünü artıran ve nihayetinde ekonomi çapındaki üretkenlik artışını geride bırakma potansiyeli taşıyan düşük işsizlik oranları ile karakterize edilir. Bu dinamiğin kontrolden çıkmasına izin verilirse, sonuç bir ücret-fiyat sarmalı olabilir; firmalar sadece işçilerin ücret taleplerini karşılamak için fiyatları yükseltmek zorunda kalırlar ve işçiler de dolayısıyla ücret artışları talep ederler. Açık olmak gerekirse, makroekonomik aşırı ısınmanın neden olduğu bu sarmal enflasyon örnekleri, genel olarak düşünülenden çok daha nadir olmuştur, ancak daha hızlı ücret artışına yol açan ve enflasyon üzerinde hafif bir yukarı yönlü baskıya neden olan düşük işsizlik modeli, ekonomik verilerde görünür ve tutarlıdır.

Bununla birlikte şu anda, işsizlik düşerken bile, gelirdeki emek payı ve reel ücretler keskin bir şekilde düşmektedir. Verilerde, aşırı ısınmaya dayalı enflasyonun tarihsel örneklerinin tam tersi olan bir model görmek ve buna rağmen bu seferki enflasyona neden olanın farklı bir şey olup olmadığını sormamak garip görünüyor.

Artan şirket gücünün mevcut enflasyonu tetiklediği iddialarını reddedenlerin çoğu, bundan sorumlu olanın genelleştirilmiş makroekonomik aşırı ısınma olduğu görüşünü benimsiyor. Kâr marjları bize şirket gücündeki son artışların enflasyonun temel nedeni olduğunu söylemeyebilir: ancak “sıcak” bir ekonomi ile kâr marjları ve reel ücretler arasındaki ilişki, tesadüfen, mevcut toparlanmada önceki dönemde olduğundan tamamen farklı davranmadıkça, arz ve talepteki basit bir makroekonomik dengesizliğinin enflasyonu yönlendirmediğini söyler.

Son çeyreklerde -örneğin 2021’in ikinci ve dördüncü çeyreği arasında- kâr marjlarının hafifçe düştüğü (ancak tarihsel olarak hâlâ olağanüstü yüksek) ve emek maliyetlerinin artışının tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde gerçekleştiği doğrudur. Ancak bu çok daha yakın tarihli COVID-19 toparlanma döneminde bile, işgücü maliyetleri fiyat artışına yalnızca %50 katkıda bulunuyor ve bu tarihsel ortalamalarının çok altında. Emek dışı girdilerse enflasyona tarihsel ortalamalarının çok üzerinde katkıda bulunuyor.

Aşırı ısınma görüşünü savunanlar, argümanlarının gerekçesi olarak genellikle geçen yılın atipik hızlı nominal ücret artışını vurguluyor. Ancak bu nominal ücret artışı -çok yakın geçmişe kıyasla hızlı olsa da- hâlâ genel enflasyonun çok gerisinde kalıyor ve bu nedenle emek maliyetlerinin enflasyonist baskıları artırmadığını gösteriyor.

Kısacası, enflasyondaki artışın yönlendiricisi aşırı ısınan bir emek piyasası değil, daha yüksek kurumsal kâr marjları ve tedarik zinciri darboğazlarıdır. Emek piyasalarını soğutmaya yönelik çok hızlı ve keskin faiz artışları gibi politika çabaları orta vadede enflasyonist baskıları dizginlemek açısından muhtemelen gerekli değil.

Tipik ailelere daha az zarar verecek diğer araçlar –emek arzındaki büyümeyi artırmak için sosyal yatırımlar yapmak veya geçici bir aşırı kâr vergisi uygulamak– gelecek yıl enflasyonu düşürmede etkili olabilir ve bu araçlar, politika karışımının daha büyük bir parçası olmalıdır.

(Bu yazı https://www.epi.org/blog/corporate-profits-have-contributed-disproportionately-to-inflation-how-should-policymakers-respond/ adresinden Pelin Tuştaş tarafından çevirilmiştir.)

[1] Metodolojinin daha ayrıntılı bir açıklamasına şuradan erişilebilir: https://www.epi.org/nominal-wage-tracker/

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
49,473TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER