İnsanlar siyasal değerlendirmelerinde hata yapabilirler.

Gelişen süreçleri iyi “okuyamamak”, dengeleri kavrayamamak, doğruluğu kuşkulu bilgilerden hareket etmek, temelsiz varsayımlarda bulunmak ve daha başka pek çok etmen hatalı değerlendirmelere ve beklentilere yol açabilir.

Liberaller, burnundan kıl aldırmama kibrine fazla kapılmış birkaçı dışında “hata yaptık” demeye başladılar.

Samimi olduklarını kabul edelim.

Bu, bir daha kolay kolay hata yapmayacakları anlamına mı gelir?

Pek öyle görünmüyor.

Çünkü bu kesimin büyük bölümünün “hatası”, yazının başında sıraladığımız ve “güncel” diyebileceğimiz etmenlerin ötesinde, daha temelde, daha yapısaldır ve en başta Cumhuriyet tarihinin “okunmasıyla” ilgilidir.

Bu “okumada” Batı sosyolojisinin, postmodernizmin, yakın dönemin neoliberal dalgasının, bu arada Kürt hareketinin kendi adına ortaya attığı tezlerin bileşik etkisi vardır ve hepsi kültür-gelenek-kimlik odaklıdır.

Bu üçgene yığılmış, oraya sıkışmıştır. 

Sermaye birikim süreçlerinden, oluşan sınıfların kendi çıkarları adına birtakım değişimleri tetiklemelerinden, sınıf mücadelelerinden, devletin bu mücadelelerle birlikte geçirdiği değişimlerden büyük ölçüde bağımsız bir modeldir.

Bu modele göre, değişim de değişim, batılılaşma da batılılaşma, modernleşme de modernleşme diye tutturan küçük bir azınlık ya da “elit”, bu topluma hiç uymayan, kimsenin başka türlü kabul etmeyeceği bir kıyafeti yukarıdan zorla giydirmiştir. Yani, “içerden”, “derinlerden” gelen dinamikler, yönelimler ve eğilimler neredeyse hiç söz konusu değildir. Toplum orada öylece durmaktadır ve üstten bir şeyler ona zorla dayatılmıştır…

Sahiden bu kadar yapay, bu kadar zorlama mıdır?

***   

Şinasi, Neriman ve Macit, Peyami Safa’nın “Fatih-Harbiye” romanının üç kahramanıdır.

Roman 1931 yılında, “tepeden dayatılanların” yoğunlaştığı bir tarih kesitinde yazılmıştır. Kahramanlardan Neriman’ın gözünde Şinasi “aileyi”, “mahalleyi”, “eskiyi” “şarklıyı” temsil ederken Macit “yeninin, garbın ve bunlarla beraber meçhul ve cazip sergüzeştlerin mümessili ve namzedi” olarak öne çıkmaktadır.

Şimdi, Şinasi “zorla değiştirilmeye çalışılan” bir toplumu temsil etsin, Macit de bu değişimi dayatan ceberut, elitist, Jakoben şucu bucu devlet olsun.

Bu durumda Macit (devlet), karşısında tamamen Şinasilerden müteşekkil bir toplum mu bulmaktadır?

Neriman da o topluma ait biri değil midir?

O ne düşünmektedir?

Romanda okuduğumuz göre öyle devlet falan değil belirli bir çevresi Neriman’da batılı yaşama karşı bir “incizap” (ilgi, cezp olma) uyandırıyor…

Sonra şu da var: “Lozan sulhundan (barışından) sonra resmi Türkiye’nin de kanunla herkese kabul ettirdiği bu asrileşme (çağdaşlaşma), Neriman’ın ruhunda gizli gizli yaşayan bu iştiyaka (güçlü isteğe) en kuvvetli gıdasını vermişti. Akraba ve arkadaşlarından, örneklerden, gittikçe medenileşen İstanbul’un dekorundan, kitaplardan, resimlerden, tiyatro ve sinemalardan gelen bu telkinler, yeni kanunlarda müeyyidesini bulmuş oluyordu.”   

Peyami Safa’nın yazdıkları, pek çok kıytırık liberalin, akademisyenin ve “gazeteci filozofun” bir zamanlar bağıra çağıra söylediklerinden daha gerçekçidir; daha “diyalektiktir” ve en azından “nesnelliği de olan” bir değişim sürecine işaret etmektedir.

Evet, doğrudur, birtakım şeyler “kanunla kabul ettirilmiştir”; iyi de Neriman’ı etkileyen akraba ve arkadaşlar, İstanbul’un dekoru, tiyatro ve sinemalar da mı kanunla kurulmuştur?

Neriman’ın ruhunda gizli gizli yaşayan güçlü isteği, ceberut devlet ve onun elitleri kanun çıkararak mı yaratmıştır?  

***

Özeti şudur: Bir dönem absürde kadar kanırtılan bir “tarih okuması” büsbütün terk edilmedikçe liberal çevre bu yapısal zaafı nedeniyle daha çok hata yapacaktır.

Bize gelince;  bu ülkede yarım kalmış aydınlanma ve Cumhuriyet dönemi kazanımları için bu çevreye bir jest yapalım, bir sloganlarını ödünç alalım:

Cumhuriyetin getirdiği değişim ve dönüşümler mi: “Yetmez, ama evet…” 

“Evet, ama yetmez” de denebilir. Yetmez, çünkü “meçhul ve cazip sergüzeştlerin mümessilliği ve namzetliği” artık bize kalmıştır.