Bazen zamanı durdurmak geçer insan aklından, nice kıyımları unutup yaşamı çoğaltmak, anlamsızlığın gerisinde duran bir boşlukta anıları gizli bir yere koymak…  

Peki kaç yıl oldu Hrant Dink alçakça katledileli? Uğur Mumcu cinayetinin gerçek failleri kimdi? Musa Anter’i öldürenler niçin gecenin karanlığını seçmişlerdi Diyarbakır’da?  

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, kentin en işlek caddesinde korumalarıyla nasıl öldürülmüştü?  

Yaşamın derin denizlerindeyiz, kimi zaman umut, kimi zaman acı ve hüzün topluyoruz… 

Umutlarımızı çoğaltmak, insanca yaşamak, demokrasiyi temiz bir hava gibi solumak, sermaye-emek çelişkisini görmek, vahşi kapitalizmin güler yüzlü küreselleşme oyunu karşısında Ortadoğu’nun yangın yerine dönüşmesini seyrederken birbirimizi yemek, Kilis’e atılan IŞİD roketlerini görmezden gelmek, oluk oluk kan akarken birilerinin “büyüklere masallar” anlatmasını dinlemek…  

Sahi biz yaşamın içinde miyiz, insan sevgisinden ne anlıyoruz, köktendinciliği nasıl yorumluyoruz?  

Bizim için demokrasi, özgürlük kavramının anlamı ne?  

İnsanlarımızı kör teröre teslim eden bizler, hayatın akışını seyrettik, kapatılan dosyaları, zamanaşımlarını gördük tarihin sayfalarında.  

Hrant Dink cinayeti bir türlü aydınlatılamadı on yıl içinde…  

Daha dün yaşadığımız katliamlar…  

Reyhanlı’dan Suruç’a, Ankara’dan İstanbul’a… 

Korkularımız giderek artıyor… 

Sahi korku titreyen bir sevda mıdır bizler için, kim anlatacak bana bunu, kim!

***

Biz zamanı boşa harcadık, yakın tarihin acılarını çok çabuk unutup hiçbir şey olmamış gibi hayata tutunmaya çalıştık.  

Yapılan yolsuzluklara göz yumduk, ülkeyi soyup soğana çevirenlerin sırtını sıvazladık, akladık…  

Cumhuriyet tarihimizin sayfalarına bir bakın isterseniz…  

O karanlık tarihin sayfalarında kan vardır, yolsuzluk vardır.  

Milyonlarca kitabın toplanıp yakıldığı askeri darbe dönemlerini unutan bizdik, zindanlarda yatanlar için ölüm mangaları kuranlar da…  

Acaba kaç kişi oturup tartışıyor darbe günlerini, Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptıkları zulmü!  

Yalnız onlar seviyordu bu yurt topraklarını… Emekçiler, aydınlar, solcular, sosyalistler birer vatan hainiydi…  

Şimdilerde yolsuzluklar, paralel maralel, darbe marbe hikâyelerini dinliyoruz; yolsuzluk yapanları aklamaya çalışıyoruz.  

Gazete binaları basılıyor, özgür yurttaşlar demokratik haklarını kullandıkları için tutuklanıyor.  

Ölümle tehdit edenlerin omuzlara alındığı, korunup kollandığı bir dönemden geçiyoruz…  

Yine kitaplar toplanacak, yazanlar zindana atılacak, akademisyenler demokratik haklarını kullandıkları için içeride bir süre kalacak…  

Canını sevdiğim demokrasi…  

Kilis vuruluyor IŞİD tarafından…  

Roketler evlere düşüyor, can alıyor…  

Suriye’de savaştan kaçanlara Kilis mezar oluyor. 

İşte bu noktada duygularımız, insanlığımız yitip gidiyor toplum olarak. Cumhuriyetin özgür yurttaşları konuşmayacak, susacak, acıları görmezden gelecek.  

Nisan yağmuru altında yürürken dünü, bugünü, yarını düşünüyorum…  

Tarihin sayfalarını anımsamaya çalışırken şöyle diyorum:  

“Ne kadar çok seviyoruz ölümlerle çoğalmayı azaldığımızı fark etmeden…”

***

Hüznün acılar gibi silinmez sandığımız, geçmişin dünyası üzerinden süzülürken yitip giden sevdaların arkasından bakıyoruz.  

Bu hayatın ve tarihin akışı aslında…  

Türkücü kuşlar ilkyazı haber veriyor…  

Tüm kötümserlikleri bir kıyıya bırakıp aydınlığa doğru koşmak istiyorum.  

Aydınlık bir yarını isteyen hepimiz için silkinme günleri geldi de geçiyor.  

Farkında mıyız