Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, FETÖ’nün siyasi ayağı üzerine konuşurken 26 Haziran 2009 tarihinde yasalaşan askeri mahkemelerin yetkilerini kısıtlayan ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan kanunu işaret etti ve hemen ardından Erdoğan’ın Başbuğ’a yüklenmesiyla konu tekrar Türkiye’nin gündemine geldi.

Başbuğ, 28 Ocak’ta Haber Global televizyonunda yaptığı konuşmada yasanın FETÖ direktifi ile hazırlandığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“26 Haziran 2009’da bu iki konuyu içeren kanun teklifini kim hazırladı? Ben bilmiyorum. ‘Araştırsınlar’ diyorum. Ben bir ipucu veriyorum. Bu kanun teklifinin FETÖ’nün emriyle, direktifiyle hazırlandığını düşünüyorum. Çünkü ikisinde de FETÖ komplolarıyla bağlantılı bir olayla karşı karşıyayız. Çok merak ederim bu kanun teklifini kim, neden, nasıl, 25’ini 26’sına bağlayan gece yarısı gündeme getirdi. Ayrıca mevcut anayasaya da aykırı. Mevcut anayasada ‘askeri mahallerde askerlerin işlediği suçlar askeri mahkemelerin konusudur’ der. Yasa, anayasaya aykırı olamaz. İyi niyet olduğunu düşünmüyorum. Bayağı art niyet olduğunu düşünüyorum. 26 Haziran 2009 tarihindeki kanun teklifi üzerinde durulmasını, bir düşünce olarak burada söylüyorum. Sonuç ne olur bilmem.”

Tartışma konusu düzenlemelerde imzası bulunan eski AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, düzenlemenin CHP dahil bütün siyasi partilerin desteğiyle Meclis’ten geçtiğini savununca CHP bu iddiaya şiddetle karşı çıktı.

Peki o tarihlerde aslında neler oldu? CHP gerçekten yasaya destek verdi mi?

İşte o yasanın öyküsü:

Türkiye, o güne kadar sözde Balyoz belgeleri haberi ile tanınan Mehmet Baransu’nun Taraf’taki bir başka “bomba” haberini konuşuyordu. Taraf’ın 12 Haziran 2009 tarihli nüshasındaki 9 sütuna manşeti, TSK’nın “AKP ve Gülen’i bitirme planı”nı anlatıyordu. Kıdemli Albay Dursun Çiçek imzalı olduğu iddia edilen (sonrasında Dursun Çiçek’e ait olduğu iddia edilen imzanın sahte olduğu ortaya çıkacaktı) andıçta, AKP ve Fethullah Gülen cemaatini bitirmeye yönelik planlar vardı. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde “irtica ile mücadele birimi” oluşturulduğu iddiası da haberde yer alıyordu.

Haberden dört gün sonra siyaset kurumu harekete geçecekti. 16 Haziran’da AKP yöneticileri, belge ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan konuya ilişkin yaptığı açıklamada şöyle diyecekti:

“Bu metin, içerisinde bulunan başlıklar ile değerlendirildiğinde özellikle demokrasiye yönelmiş ve demokrasiyi adeta yok etmeye yönelik bir girişimin ip uçlarıdır. Bunun doğruluğu, yanlışlığı, sahte midir, gerçek midir? Bu süreç onun takibi sürecidir. Ondan sonra da bunun faillerini bulma süreci de yine bunun içerisindedir”

MECLİSTE NELER OLDU?

Tam da o günlerde meclis, Avrupa Birliği’ne uyum yasaları hakkında mesai yürütüyordu. Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da bazı değişiklikler için düğmeye basılmıştı. Ceza süreleri, infaz konuları gibi teknik konuları içeren bu düzenlemeye Cumhuriyet Halk Partisi grubu da destek vereceğini açıklamıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Haziran gecesi konu üzerinde çalışırken, düzenlemeler Avrupa Birliği uyum yasaları üzerine olduğu için CHP’nin kıdemli milletvekillerinden emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ kürsüye geldi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi için yapması gerekenler üzerine görüşlerini aktaran Elekdağ, “CHP Grubu olarak Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın onaylanmasını desteklediğimizi belirtiriz” diyerek konuşmasını tamamladı. Oylamaya geçildi ve Türk Ceza Kanunu’nun 4 maddesi üzerine değişiklik yapıldı. Oylamanın ardından saatler 00.50’yi gösterirken birleşime 10 dakika ara verildi.

Birleşim tekrar açıldığında saatler 00.59’u gösteriyordu. İki yasa daha anında onaylandı ve ardından TBMM Başkanlık Divanı’na bir önerge verildi. AKP milletvekilleri Bekir Bozdağ, Mustafa Elitaş, Ahmet Aydın, Mehmet Ceylan, Yahya Doğan, A. Müfit Yetkin imzalarıyla verilen önergede 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesi öngörülüyordu:

“Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda (x) soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır.”

Komisyon salt çoğunlukla önergeye katıldığını söylemişti.

Önerge üzerine kimse söz almadı.

Ardından önerge bu haliyle oylamaya sunuldu ve kabul edildi.

Sonrasında aynı yasanın 250. maddesinde de benzer bir düzenleme yapıldı. Maddeye, “hâli dahil” ibaresi yerine “hâlinde” ifadesi getirildi. Böylece eski yasadaki “savaş ve sıkıyönetim hali dahil işlenen suçlarda ise askerî mahkemelerin yargı yetkisi korunmaktadır.” ibaresi, “savaş ve sıkıyönetim halinde”ye dönüştürülerek askeri mahkemelerin yetkileri kısıtlanmış oldu. Düzenlemenin tümü üzerine yapılan oylamalar sona erince başka kanun değişiklikleri üzerine çalışmaya geçildi ve birkaç kanun değişikliğinden sonra o gece oturum sona erdi.

‘GECE YARISI DARBESİ’ POLEMİĞİ

CHP sonrasında bu olayı bir gece yarısı darbesi olarak nitelendirdi. Konu ile ilgili gelen eleştiriler üzerine Erdoğan tepkisini şu sözlerle gösterecekti:

“Geçen gece bir kanun çıktı. Sonra grup başkanvekili çıktı. ‘AK Parti’nin huyudur. Bizi yine aldattılar’ diyor. Aklın neredeydi. Sen ne iş yapıyorsun? Seninle görüşüldü. Kabul edenler ellerini kaldırdı, etmeyenler kaldırmadı. Sen neredeydin? Bir taraftan darbecilere karşı hadi beraber diyorlar… Hani samimiydin. Çıkan yasa darbecilere karşı. Niye karşı çıkıyorlar?”

Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise yasayı ve yasanın çıkış şeklini sert sözlerle eleştiriyordu:

“Parlamentoda bir gece yarısı darbesiyle ülkenin çok önemli konularının, temel sorunlarının bir olup bittiyle nasıl halledilmek istendiğini herkes gördü. Meclis Başkanı, “Bu önergeden benim haberim yok” diyor. Fevkalade önemli bir karar ama Meclis Başkanı’nın haberi yok. Gruplar arasında temas yapılıyor, bu temaslarda gerçekler ifade edilmiyor. Deniz Feneri davasında nitelikli dolandırıcılık yapılmıştı. Alman Mahkemesi oradaki olayların nitelikli dolandırıcılık olduğunu söylemişti. Şimdi TBMM’de de nitelikli yalancılık uygulamasına tanık olduk. Gerçeği gizleyerek, gece yarısı darbeleri düzenleniyor.”

ANAYASA MAHKEMESİNE İPTAL BAŞVURUSU

Birkaç hafta sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasayı onaylamasının ardından dönemin CHP Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay, Kemal Kılıçdaroğlu ve Kemal Anadol, 13 Temmuz 2009’da 250. maddedeki değişikliğin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

AYM değişikliği anayasaya aykırı bularak Başkan Haşim Kılıç’ın tek karşı oyuna rağmen oy çokluluğuyla düzenlemeyi iptal etti.(https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/12/20101230-33.htm)

  1. madde de bu arada yasalaşmış oldu.

O yasanın hikayesi budur.


Konu ile ilgili gazete haberleri:
https://www.milliyet.com.tr/siyaset/baykal-meclis-te-gece-yarisi-darbesi-1111840
https://www.milliyet.com.tr/siyaset/gece-yarisi-darbesi-polemigi-1111890

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23. Dönem 3. Yasama Yılı, 110. Birleşim (25/Haziran/2009 Perşembe) Genel Kurul Tutanağı https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_g_sd.birlesim_baslangic?P4=20447&P5=B&PAGE1=1&PAGE2=117