Ensar Vakfı ya da bu tür vakıflar; onların açtıkları yurtların çoğunun hukuksal yapısı ya çok güçsüz ya da yasalara aykırı olarak işlev görüyor… 
Bu tür vakıfların yurtları denetlenmiyor doğru dürüst. 
Yaşanan son olayın denetimsizlikten kaynaklandığı bilinen bir gerçek. 
Bir yandan kadına şiddet, tecavüz, taciz… 
Türkiye’nin dört bir yanında üstü örtülen, örtülmeyen olaylarda çocuklarımızın başına gelenler gerçekten yürek yarası… 
Fethullah Gülen hareketiyle iktidarın arasının bozulmasından sonra dinsel vakıfların yurtları çığ gibi büyüdü… 
Başta söyledim, buralarda ne hukuksal altyapı var ne de doğru dürüst bir denetim… 
Çünkü bu tür vakıflar siyasal iktidar tarafından korunup kollanıyor. Bunun yanına denetimsizlik eklenince her türlü rezaletin üzeri örtülüyor. 
Hükümet bu tür vakıfları siyasette araç olarak kullandığı için, onları koruyup kolluyor… 
Ensar ve benzeri vakıfların bir dokunulmazlığı var… 
Onlara dokunanlar yanıyor… 
Denetçiler korkularından bu vakıf yönetimlerine bir şey yapamıyor. 
Başta Ensar olmak üzere elbette hiçbir vakıf çocuklara cinsel istismar yapılsın diye yurtlar açmıyor. Tüm sorun oraya atanan kişilerden kaynaklanıyor. Onlar bu dokunulmazlık zırhından yararlanarak çocuklara cinsel istismarda bulunuyor. 
AKP iktidarının “dindar kuşak” yetiştirme amacının bir örneğini Karaman’da yaşadık. İnsanın içini acıtan olayın nasıl üstünün örtüldüğüne tanık olduk. 
Bu çirkin olay döndü dolaştı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir Anadolu deyişi olan “önüne yatmak” deyişini kullanmasıyla başka bir yöne kaydı… 
Oysa Kılıçdaroğlu bu sözü Anadolu insanının diliyle anlatmıştı ve anlamı şuydu: 
Korurum!” 
Eh zaten iktidar korudu, olan yine çocuklarımıza oldu.

70’li yıllardan beri çağdaş eğitim sistemine karşı çıkılıyor, ABD’nin, Sovyetler Birliği’ne (komünizme) karşı oluşturduğu “Yeşil Kuşak” projesi Türkiye’de yaşama geçirilmek isteniyordu. 
Toplumda laik, çağdaş eğitimi “dinsizlik” olarak görenler “dindar kuşak” peşinde koşarlarken Fethullah Gülen “Nur kampları”nı ve “Işık evlerini kuruyordu. 
Bu da bir ABD projesiydi… 
70’li, 80’li yıllarda bunları uzun uzun yazdık ama dönemin iktidarlarına, muhalefet partilerine bir türlü anlatamadık. 
80’li ve 90’lı yıllarda İslamcı pek çok vakıf vardı. Ancak Gülen Hareketi’nin hızına yetişemediler. 
Fethullah Gülen hem iktidardaki partileri hem de muhalefeti yanına aldı. ABD ve AB ülkelerinin büyük desteğiyle okullar, yurtlar ve dershaneler açtı. Gülen, sadece “dindar nesil” değil “altın nesil” yetiştiriyor; başta TSK, polis, yargı olmak üzere devletin en duyarlı kurumlarında devletin olanaklarından yararlanarak kadrolaşıyordu. 
Bakmayın siz bugün Fethullah Gülen için FETÖ diyenlere, havuz medyasının kuşları ve AKP iktidarı el ele vermiş yürüyorlar, düzmece davalarla sözde “askeri vesayet”ten kurtarıyorlardı ülke insanını… 
Şimdi durum değişti… 
O yıllarda Cumhuriyet’i darbeci diye yaftalayanlar bugün FETÖ’cü deyince ben gülüp geçiyorum…

Çocuklarımızın bedensel ve ruhsal gelişimi “dindar nesil” yetiştirme peşinde olanların umurunda bile değil… 
Burada yapılacak olan, “önüne yatmak” deyişini tartışmak değil, çocuklarımızın geleceğini güvence altına almaktır… 
Başta iktidar partisi olmak üzere, tüm muhalefet partileri çocuklarımızın nasıl korunacağını tartışsınlar. 
Bu utancın altından nasıl kalkacağız biz?..