Seyhan’da 31 mahallede semt pazarı kurulacak

Seyhan Belediyesi, artan Covid-19 vakaları nedeniyle geçilen tam kapanma döneminde İçişleri Bakanlığı genelgesi doğrultusunda 8-15 Mayıs cumartesi günleri açılacak pazar yerlerini belirledi. 31 mahallede...

Sağ popülizmin salgınla imtihanı: Türkiye, Hindistan, Brezilya örnekleri

Kemal Büyükyüksel

Küresel COVID-19 salgınının ikinci yılındayız. 2020 tüm dünyada uzun süre yarası kapanmayacak travmalar yarattı. Çin’den başlayan salgın ilk önce Avrupa’ya, sonra da ABD’ye yayıldı. Batı ülkeleri salgınla ilk başta baş etmekte büyük güçlükler çektiler. İlerleyen süreçte ise salgın dünya ekonomisinin çeperinde olan ülkelere de yavaş yavaş yayılmaya başladı. Kabul etmek gerekir ki hiçbir ülke salgının ilk dalgasına hazır değildi.

Gelişmiş ülkeler de bu salgınla nasıl başa çıkacaklarını kestirene kadar büyük kayıplar yaşadılar. Çin’in insan haklarını ve özgürlükleri hiçe sayan otoriter bir yapısı olmayan Batı devletleri, özgürlük-güvenlik ikilemi arasında doğru dengeyi tutturmaya çabalarken Çin kadar hızlı önlemler alamadılar. Ancak yılın sonlarına doğru COVID-19 aşılarının bulunmasıyla ve devletlerin salgına karşı daha organize hareket etmeyi öğrenmesiyle birlikte ilk dalga sona ermeye başladı. Bu süreç içerisinde Batı ülkelerindeki halkların ciddi ekonomik darbeler almasıyla birlikte geç de olsa bu devletler genişleyerek daha kapsamlı bir sosyal yardım ağı oluşturmaları gerektiklerini de fark ettiler.

Batı ülkeleri 2020’de bu süreci yaşarken Güney Amerika, Ortadoğu ve Asya gibi coğrafyalardaki ülkeler de salgınla başa çıkmakta gittikçe zorlanmaya başladılar. Oldukça kapalı olan Çin ve İran gibi rejimlerde sürecin ciddi derecede kötü geçtiği anlaşılsa da bilançonun ne büyüklükte olduğunu kestirmek halen güç. Çin’in salgını bastırmak için aldığı önlemlerin ne derecede insani olduğu da gayet şüpheli duruyor. Ancak bu coğrafyalarda sürecin daha belirgin biçimde kötü geçtiğini gözlemleyebildiğimiz örnekler de bulunuyor.

Bunlardan 3 tanesi Türkiye, Brezilya ve Hindistan. 2021 yılına geldiğimizde de karşımıza çıkan yine bu üç ülkenin salgını halen çözememiş olması. 2021’de patlayan ikinci küresel COVID-19 dalgası sürerken, diğer ülkeler belli bir ilerleme kaydetmelerine rağmen bu üç ülke olduğu yerde debeleniyor, hem ölü sayıları hem de vaka sayıları artmaya devam ediyor. 27 Nisan 2021 itibarıyla yine bu üç ülke dünyada COVID-19 hastalarının fazlalığından dolayı en çok tıbbi oksijene ihtiyaç duyulan ülkelerdi.

ÜÇ ÜLKE NEREDE BULUŞUYOR?

Son 2 hafta içerisinde ABD dışında en çok vakanın görüldüğü ilk 3 ülke Hindistan, Brezilya ve Türkiye’ydi. Vaka sayılarında üçüncü sırada olan ABD, Trump dönemindeki kötü ve vurdumduymaz salgın yönetiminin telafisini Biden’ın gelmesiyle hızlı bir şekilde yapmaya başlamasına rağmen vaka sayılarının iyice düşmesi için halen vakte ihtiyacı var. Ancak buna rağmen ABD’de aşılama sürecinde ciddi bir hızlanma var. Biden artık tüm vatandaşların istediği an aşı yaptırabileceğinin taahhüdünü verdi. Hindistan, Brezilya ve Türkiye’de ise ne aşılama süreci hızlanıyor ne de salgının yayılışı durdurulabiliyor. Bu üç ülke de dünyada salgının raydan çıkmış halinin en net örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Peki bu sadece bir rastlantı mı? Yoksa bu üç ülkeyi birbirine benzer kılan ortak yönleri sandığımızdan fazla mı?

V-Dem 2021 Demokrasi Raporu’na göre Türkiye, Brezilya ve Hindistan 2010-2020 yılları arasında dünyada en çok demokratik gerileme yaşayan ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Bu 10 ülkelik listede de nüfusu en yüksek üç ülke yine bu ülkeler. Üç ülkede de sağ popülist yönetimler iktidarda. Üç ülkede de karizmatik otokratik popülist liderler yönetimin başında. Türkiye’de Erdoğan, Brezilya’da Bolsonaro, Hindistan’da Modi. Üç ülkede de siyasi kutuplaşma uç boyutlara varmış durumda ve iktidar benzer şekilde kutuplaştırıcı bir dil kullanıyor.

Bundan öte bu ülkelerde ekonomik eşitsizlikler de çok yüksek. Üst ve alt kesimler arasında bir gelir ve servet uçurumu var. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler, farklı dinlerin yaşandığı yerler ancak birbirine çok benzer hikayelere sahip aslında bu ülkeler. Elverişsiz ekonomik ve sosyal koşullar, yetersiz kalan bir yönetim anlayışıyla birleşince de pandemide çok benzer sonuçlar ortaya çıkıyor.

Ekonomik eşitsizliklerin yüksek olması, devletin de bu dengesizlikleri giderecek kapsayıcı bir sosyal ağa sahip olmaması salgında büyük kitleleri çok daha korumasız hale getiriyor. Hem Türkiye, hem Brezilya, hem de Hindistan’da devletin çalışan kesimleri koruyacak kapasitesi gayet zayıf. Çalışan kesimlerin de ciddi bir kısmı, özellikle işçi sınıfı, çok kötü koşullar altında çalışıyor. Türkiye, Brezilya ve Hindistan, 2020 Küresel İşçi Hakları Endeksi’nde yine dünyada en kötü 10 ülke arasında yer alıyor. Salgında en korumasız kesim de yine işçiler oluyor. Hem güvencesiz çalışma koşulları hem de geçimsizlik ve devletin yardım sunmamasından dolayı çalışmaya mahkûm edilmek, geniş kitleleri daha kırılgan hale getiriyor. Kendilerini salgına karşı korumakta güçlük çekiyorlar, virüsü daha kolay kapıyorlar ve hastalanmasalar bile pandemi koşullarından dolayı işten çıkarılıp ciddi geçim sıkıntıları yaşama riskine sahipler.

Bu üç ülkedeki çalışma rejimleri, eşitsizlikler ve devletin kapasite sorunu, diğer faktörler eklenmeden bile pandeminin bu ülkelerde başlı başına diğer ülkelere göre daha kötü yaşanmasına yol açabilecek sebepler.

Türkiye, Hindistan ve Brezilya’nın benzer bir duruma düşmesinde ise çok önemli siyasi faktörler bulunuyor. Salgın sürecinde üç ülkede de çok benzer biçimde siyasi liderler salgına rağmen kongreler ve mitingler yapmaya devam ettiler. İktidardaki partiler ve liderler bu ülkelerdeki vurdumduymaz tavırlarıyla ortak bir davranış ve yönetim modelini ortaya koyuyor. Farklı coğrafyalarda olsa da, benzer ideolojik yapıların iktidarda benzer şekilde davranması rastlantıdan öte bir durum. Otoriter sağ popülist siyaset anlayışı dışlayıcı ve kutuplaştırıcı bir dile, hukukun üstünlüğünü, kurumsal yapıları ve süreçleri umursamayan bir tavra sahip.

POPÜLİZMİN KURBAN ETTİĞİ GERÇEKLER

Normları kabul etmeyen bu siyaset anlayışı çok ciddi bir organizasyon kabiliyetinin gerekli olduğu vahim bir krizde akılcı, rasyonel ve planlı biçimde hareket edebilme kabiliyetine pek de sahip değil. Sağ popülist iktidarlar birçok sorunla karşılaşmış olsa da yakın tarihte COVID-19 salgını kadar ağır bir krizle karşılaşmamışlardı. Bu salgınla birlikte neyi yapamadıkları çok daha net ortaya çıktı.

Siyaseti sürekli olarak gerçekliği çarpıtarak, ya da kendi çıkarlarına göre eğerek yapmaya alışık bu ideolojik yönelim sadece bu ülkelerde değil ABD’de de Trump ile nelere yol açtığını gösterdi. Dünyanın en gelişmiş demokrasilerinden birinde bile yönetimin başına otoriter tandansları olan sağ popülist bir lider geçince benzer manzaralarla karşılaştık. Hem Cumhuriyetçi Parti’nin hem de Başkan Trump’ın çamaşır suyu kullanmayı tavsiye edecek kadar ileri giden sorumsuz açıklamaları hem de popülist reflekslere sıkışıp kalan siyaset anlayışları yüzünden sadece günü kurtaran ve gerçekten gerekli olan politikaları uygulayamamaları ABD’de de bir felakete yol açtı. Bunun yanı sıra sağ görüşün sermayeyi önceleyerek geniş kitlelere yeterli bir güvence sunamayan politik vizyonu yine salgını daha da kötüleştiren önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.

Bundan öte sağ popülist siyasetin bilime ve gerçekliğe mesafeli yaklaşımı günlük siyasette kendilerine kazanç sağlasa da gerçek bir krizle karşı karşıya olunca doğru tepkileri veremiyor. “Post-truth” yani gerçek-ötesi dediğimiz, alternatif kurgular üzerinden kitleleri mobilize etmeye çabalayan sağ popülist siyaset, COVID-19 kadar sert bir gerçeklikle karşılaşınca afallıyor.

ABD’de de yaşanan tüm bu olaylar kurumsal altyapısı daha da zayıf olan Türkiye, Brezilya ve Hindistan’da daha şiddetli bir biçime yaşanıyor. Otoriter sağ popülist liderler sorumsuzca davrandığı sürece kutuplaşmanın da getirdiği etkiyle kendilerine sıkıca bağlanan kitleye, doğru hareket edebilmenin sinyallerini veremiyor. Liderlerin ve partilerin lebalep mitingler yaptığı bu ülkelerde, liderine ciddi bağlılık sahibi olan kitleler salgının ciddiyetini kavrayamıyor. Hatta halk, liderin teşvik ettiği vurdumduymaz tavrı örnek alarak salgının yayılmasına katkıda bulunuyor.

HALK NEYİ TERCİH EDERSE O OLACAK

Bu salgın, kitleleri sürekli kutuplaştırıcı bir dil üzerinden mobilize etmeye çalışan, popülist söylemler üzerine kurulu, gerçekliği bertaraf ederek kendine meşruiyet alanı yaratmaya çalışan, sermayenin çıkarlarını önceleyen bir ekonomik vizyona sahip sağ, hatta belki de aşırı-sağ popülist diyebileceğimiz iktidarların sınıfta kaldığı bir imtihan oldu. Tüm bu araçlara başvurarak sandıkta olabildiğince verim almaya çalışan, ancak bu süreçte demokratik kurumları zedeleyip demokrasiyi sandığa sıkıştıran otoriter eğilimli sağ popülist siyaset gerçek bir krizle karşılaştığında rasyonel politikalar üretemiyor. Böyle bir krize karşı algıyı yöneterek ya da gerçekliği saklayarak zafer elde etmek mümkün değil. Sağ popülist siyasetin de elinden en güçlü silahları alınınca gerçek yetersizliği ortaya çıkıyor. Sürdürülebilir ve akılcı bir siyasi vizyon sunabilme kapasitesinin olmadığı bu pandemi tarafından ortaya konuldu. Günün sonunda, ne kadar “halkın çıkarları”na hizmet ettiklerini söyleseler de, iktidarları tehlike altına girdiğinde kendi çıkarlarına öncelik veriyorlar.

Bahsedilen tüm bu siyasi, ekonomik ve sosyal faktörlerin birleşimi de sonunda ölümcül bir karışıma dönüşüyor. Tam da bugün Türkiye, Brezilya ve Hindistan’da gördüğümüz gibi. Belki sandık olmasaydı ve bu ülkeler Çin gibi tamamen otoriter olsalardı halkı memnun etme dertleri olmadan temel hak ve özgürlükleri istedikleri gibi rahatça zedeleyerek bu salgını daha hızlı kontrol altına alabilirlerdi, doğru. Ancak bunun bedeli de ebediyen otoriter ve can güvenliğinin olmadığı bir rejim altında yaşamak olur. İhtiyacımız olan ne tamamen otoriter bir rejim ne de sandığa sıkıştırılmış bir seçimli otoriterliği dayatan sağ popülist siyaset. Şeffaf, denetlenebilir, hesap sorulabilen ve kurumları işleyebilen demokrasilere ihtiyacımız var. Virüs doğal, salgın ise gayet politik. Bunu nasıl bitireceğimiz ise halkın ve yöneticilerin tercihine bağlı.

Kaynak:

  • https://www.statista.com/chart/24749/oxygen-demand-covid-19/
  • https://www.worldometers.info/coronavirus
  • https://www.v-dem.net/en/publications/democracy-reports/
  • https://www.ituc-csi.org/violations-workers-rights-seven-year-high

Kemal Büyükyüksel

Lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi’nde Toplumsal ve Siyasal Bilimler üzerine yaptı. Yüksek lisansını ise Central European University’de Siyasal Bilimler üzerine yaptı. Yüksek lisans tezinde Türkiye’deki Kürt sorununda olası uzlaşma ve çözüm yöntemlerini inceledi. Şu anda Koç Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam ediyor. Doktora tezinde ekonomik eşitsizliklerin ve siyasi kutuplaşmanın demokrasiye olan desteğe etkisini inceliyor.

- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,554BeğenenlerBeğen
209TakipçilerTakip Et
30,665TakipçilerTakip Et
9,464AbonelerAbone

KÖŞE YAZARLARI

EDİTÖR ÖNERİSİ

Prof.Dr.Gamze Yücesan Özdemir’le “İnatçı Köstebek” üzerine

Yordam Kitap ile yaptığımız söyleşilerin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Prof.Dr.Gamze Yücesan Özdemir. Özdemir, 21. yüzyılın başında “yeni proleterleşme dalgası” ve...

Sırrı Süreyya Önder: Türkiye’nin hoyratlık ve zulüm üreten sistemi dönüştürecek bir ortak akla ihtiyacı var

HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile "Adalet Yürüyüşü'nden Adalet Kurultayı'na: Türkiye'nin adalet arayışı" dosyası kapsamında Türkiye'nin adalet arayışını ve HDP'nin Vicdan ve Adalet Nöbeti'ni...

CHP ABD Temsilcisi Özcan: Atilla davası, Erdoğan’ı devirmeye yönelik değil

Pelin Teymur CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan, Reza Zarrab'ın tanık, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın sanık olduğu davayı PolitikYol'a değerlendirdi. ABD'de 11 Nisan'da sonuçlanması...

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER

PolitiYol Telegram'da