Refah Partisi’nden bugüne…

Tunay Şendal
1987 Adana doğumlu olan Tunay Şendal, çeşitli eğitim kurumlarında üst düzey yöneticilik yaparken eğitimine de Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Ana Bilim Dalı Doktora programında devam etmektedir. Bugüne kadar çeşitli uluslararası dergi ve yayınlarda makaleleri ve kitap bölümleri yayınlanan Şendal’ın ‘’İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Sultan II. Abdülhamit’e Karşı Muhalefette Azınlıklarla Olan İlişkileri: ‘’İttihat Terakki, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler’’ başlıklı makale çalışması uluslararası akademik bir ağ olan SSRN(Social Science Research Network) platformunda 2020 yılı Ağustos ayı içerisinde en fazla indirilen Türkiye’de 1. Dünya’daki 2. Makale çalışması olurken 2020 yılı boyunca SSRN’de Dünyada en fazla indirilen ilk 10 makale listesine girmiştir. Çeşitli haber ve blog sitelerinde tarih ve güncel siyaset konularını da kaleme alarak değerlendiren Şendal, evli ve bir kız çocuğu babasıdır.

1980’li yıllarda cereyan eden liberal politikalar ve bunların neticesinde daha fazla gereksinim hale gelen sosyal politika mefhumunun eksikliği ve artan yolsuzluklar neticesinde doğan tepki ve memnuniyetsiz ortamı, ilk olarak ANAP’ı sarsmıştır. Bu evrede siyasi yasakların kaldırılmasıyla eski parti ve siyasetçilerin yeniden siyasete girmesi, Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi’sinin merkez sağda yeni alternatif bir parti olarak tezahür etmesi, merkez sağın çöküşünü bir süreliğine ertelemiştir. 1980’li yıllar, merkez sağ söyleminin, o dönemlerde bütün dünyada ön plana çıkan liberalizm ve ‘’Sivil Toplum’’ anlayışı periferinde şekil aldığı bir evre olmuştur. Tarihi süreci mercek altına yatırıldığında, 1980 öncesi Siyasal İslam ideolojisiyle siyasi sahanın kumandalı entegresi, devlet kontrolü altında ilerlerken 1980 sonrasında iktisadi liberalizmin bıraktığı toplumsal zarar,  dönemin iktidarı Merkez Sağ cenahınca karşılanamamıştır. Merkez Sağ’da yaşanan bu yetersizlik, Refah Partisi’nin dejenere olan bu tabloyu gündem yapıp çözüm üreteceğine dair söylem geliştirmesi, Siyasal İslam’ın siyasi sahadaki markajını yükseltmiştir. Refah Partisi’yle yeni bir ivme kazanan ve Siyasal İslam’ın yeni dinamiği olan Milli Görüş hareketi,  modern bir siyasi çizgiye sahip oldukları iddiasıyla yola çıksalar da aynı damarın yeni versiyonundan öteye gidememiştir. Keza gelişim dönemindeki siyasi söylemlerle tam bir toplumsal karşılık bulamasa da MNP sonrası dönemdeki Siyasal İslam, özellikle 1970’ler sonrasında MSP ve RP pratikleriyle Cumhuriyetçi İslamcılık modeli geliştirmeye çalışmış ve bu modeli de siyasi zeminde sistemleştirerek ülke problemlerine İslami bir bakış açısıyla çözüm üretmeyi amaç edinen bir politika benimsemiştir.[1] RP, iktidarda tek başına olabilmek adına, savunduğu siyasi çizginin kalın konturlarını daha da silikleştirmiştir. Mezkûr siyasi çizgi, daha ziyade dini nutuklardan müteşekkil olurken partinin geleceği adına bu çerçevede yapılan bir düzenlemeyle daha ılıman muhafazakâr ve demokrat bir hüviyet kazanılmaya çalışılmıştır.

RP ‘’Adil Düzen’’ sloganıyla, kutsiyet atfettiği adalet hissiyatını kamuoyuna sunarken İslami bir popülist kimlik yakalamıştır. İçtimai ve siyasi hüviyeti ümmet anlayışıyla temellendiren ve siyasal otorite kaynağının din olması gerektiğini savunan mevcut popülist algısını kent popülasyonunun şartlarıyla entegre ettiği ölçüde önemli bir başarıya da sahip olmuştur.[2] Ancak bu başarı, Siyasal İslam’ın sistem ile entegresinde problemi halledememiştir. İktidarı süresince Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı bir görüntü sergilerken kamudaki türban meselesi, tarikat liderleri için Başbakanlıkta tertip edilen yemek organizasyonu ve Taksim meydanına yapılacak olan cami projesi gibi tartışmaların öznesi olan RP, toplumu yukarıdan aşağıya İslami bir modernleşme girişimiyle dönüştürmek gibi bir amaç edinmiş ve bu hedefi gerçekleştirmek adına büyük bir çaba sarf etmiştir. Dolayısıyla laik düzenin tehdit altında olduğu konusu 28 Şubat 1997 tarihinde ‘’resmi’’ olarak gündeme gelirken neticesinde RP için kapatılma kararı alınmıştır.[3]

Milli Görüş İçerisindeki Yenilikçilerin Gömlek Değişimi: AKP Dönemi

RP’nin kapatılması, Milli Görüş içerisinde yenilikçiler olarak adlandırılan grup için bir fırsata dönüşmüştür. Bu doğrultuda dini hüviyet siyaseti üzerinden yükselen Siyasal İslam, düzenle çatışmaktansa mevcut sistem ile entegre olma yoluna girmeye başlamıştır. Siyasal İslam’ın Milli Görüş tandansı içerisinden çıkarmış olduğu dördüncü siyasi parti, 17 Aralık 1997 tarihinde Fazilet Partisi adıyla kurulmuştur. Fazilet Partisi, RP’nin izlemiş olduğu çizgiden devam ederken partilerinin kapatılması tecrübesinin de etkisiyle ilk zamanlarda RP’nin halefi olmaktan kaçınır bir siyasi tarz benimsemiştir. İlk zamanlar geleneğe nazaran daha farklı bir siyasal söylem geliştiren FP, 1999 Seçimleri’nde beklediği oy oranını yakalayamamış ve Milli Görüş hareketi, %15,4 oy oranına kadar gerilemiştir. Bu gerileyişin temelinde 28 Şubat sürecinin getirmiş olduğu siyasal ve toplumsal gerginlik ortamı etkili olduğu gibi değişim-dönüşüm beklentilerini tam anlamıyla karşılayamayan FP’nin yaratmış olduğu düş kırıklığı da etken olmuştur.[4] Düşüşün başlamasıyla birlikte parti içerisinde başlayan hizip, partinin kapatılması sonrasında gelenekçilerin devamı niteliğindeki Saadet Partisi ile yenilikçilerin, farklı fraksiyonlardaki insanları da bir araya getirerek kurdukları Adalet ve Kalkınma Partisi şeklinde Siyasal İslam kanadının iki partiye bölünmesine neden olmuştur. Erbakan ile başlayan Siyasal İslam ideolojisindeki Milli Görüş hareketi, Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte Muhafazakâr Demokrat anlayışına dönüşmüştür.[5] Yenilikçiler, ‘’Postmodern Darbe’’ şeklinde adlandırılan 28 Şubat süreci sonrasında Siyasal İslam’ın aldığı mağlubiyeti, Milli Görüş hareketine bağlamış ve hareketin taşıdığı geleneksel ‘’gömleği değiştirme’’ kararı almıştır.

2001 yılının Ağustos ayında kurulan AKP, 15 ay sonra girdiği Kasım 2002 Genel Seçimleri’nde %34,4 oy oranıyla 365 milletvekili sandalyesi sahibi olarak tahmin edilmedik yüksek bir oy oranıyla birinci olmuştur. Aynı seçimde Erbakan’ın SP’si ise %2,5 oy oranında kalmıştır.[6] Milli Görüş hareketinin zirveye vardığı RP döneminde dahi en fazla %20 oy oranını görebildiği dikkate alınırsa AKP’nin bu ivmeyi yakalamasının temelinde bilhassa sağ seçmeni kapsayan bir kitle partisi olma gayesi yatmıştır. Ayrıca merkez sağ partilerin 1990’lar sonunda erimeye başlaması da AKP için ciddi bir fırsat ortamı yaratmıştır. Kökenleri Siyasal İslam tandansına dayanan AKP, kurucu kadrosu tarafından sosyolojik bir değişim şeklinde tanımlanmış[7] dini hüviyet siyasetine dair katartik anlayışını yenileme eğilimine girmiştir. İlk zamanlarda dini imgeseli politize etmemeye özen gösteren AKP, ülkedeki güç dengelerini göz ederek bir taraftan da kendi tabanının gönlünü yapmak adına inanç meselesini, temel hak ve özgürlükler çerçevesinde ele aldığını bildirmiştir.[8] AKP’yi tek başına iktidar yapan etkenlerin başında radikal İslami söylemlerden ayrışarak muhafazakâr yapısını demokrat kimliğiyle ılımlı hale dönüştürmesi gelmiştir. 28 Şubat sürecinin ardından Siyasal İslam’ın entelijansiyası, kapsayıcılığı daha zengin olan bir modernite söylemi geliştirerek kendini topluma kabul ettirmiş ve Kemalist devlet geleneğine karşı kendisine iç ve dış müttefikler bulmuştur.

1960’lı yılların ardından devlet ile iç içe geçen sağ tandanslı muhafazakâr partiler, devletçi ve milli bir kalkınma stratejisi benimserken Özal ile başlayan ANAP döneminde serbest piyasanın hâkim olduğu ve ihracat temelli bir anlayışa geçilmiş AKP döneminde ise bu anlayış, neo-liberal pratiğe evrilmiştir. Siyasal İslam bu dönemde adil düzen kavramını unutup küresel kapitalist sistem içerisinde kendilerine yer bulmak için çabalamaya başlamış ve devletin kurucu Kemalist ayarlarını reddetmek yerine eleştirerek mücadele etmeyi benimsemiş ve tek başına olan iktidarını korumuştur. Fethi Açıkel’in mayasını Kutsal Mazlumluk olarak adlandırdığı sağ tandanslı milliyetçi/muhafazakar ideolojiler, ‘bir dikiş/sıçrama ideolojisi’ şeklinde tezahür ederken siyasi söylemde kuvvetini; kitlelerin, kapitalistleşme döngüsünün eşitsiz ve bileşik gelişimiyle sosyolojik evriminden ve bu metamorfozun sancılı görünümünden almaktadır. Böylelikle sentezin siyasal başarısının temelinde, kitlelerin olumsuz enerjisini Küçük Amerika, Büyük Türkiye olma gibi daha üst bir politika içerisinde eritebilmesinde içtimai negatifliği daha büyük bir gayeyle çözüme kavuşturacağına ilişkin dair olumlamasının yaygınlaştırılmasında yatmaktadır.[9]

AKP, Siyasal İslam’ın 28 Şubat sürecindeki yaşadığı mağlubiyeti; İslamcı siyasal hüviyetin sahip olduğu mutlak değerleri taşıyan özneden kaynaklı olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla bu periferinde AKP, Siyasal İslam tandanslı diğer siyasi partilerden farklı bir mahiyet taşımakta ve Siyasal İslamcı bir özeleştirinin politik pratiğinin işlev kazandırdığı yeni bir format karşılığıdır.[10] Fakat ideolojik görüngünün problemli algısı, AKP’nin zaman içerisinde Siyasal İslam anlayışının mantalitesinden kopmasına saik oluşturmuştur. AKP, bu kopma sürecinden sonra daha ziyade kendi varlığının devamı için bir rota çizmiş İslamcı çizgiden liberalizm ve muhafazakârlık cephesine geçerek aslında klasik Türk sağcılığının dışına çıkamamıştır. AKP kendisini Siyasal İslamcı bir parti olarak tanımlamasa da kaynağını İslamcı bir sosyolojiden beslemiş ve bu içtimai yapıyı, toplumsal destekle birlikte örgütlemeyi başarmıştır. İslamcı kitleleri muhafazakâr demokrasi olarak adlandırdığı postmodern bir potada eriterek kendisine yeni bir kozmopolit taban oluşturmuş ve yaşamış olduğu taban mücadelesinin yanında her kesime kucak açan geniş bir yelpazeye sahip olarak popülaritesini arttırmıştır.

AKP, 4. Büyük Olağan Büyük Kongresi için yayınladığı 2023 Siyasi Vizyon bildirisinde muhafazakâr demokrasi anlayışının içeriğini; “Siyaset alanı uzlaşma kültürüne dayanır. Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil imkânı sağlayarak ve siyasi sürece katarak geliştirir.”[11] şeklinde doldurmuştur. Kuruluş dönemindeki parti programında da demokrasi, hukuk devleti, insan hak ve özgürlükleri ve laiklik meselesine ayrıca vurgu yapılmış mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi ve muhtaç insanların refah seviyesinin artırılması gibi sosyal politika başlıklarına ayrıca parantez açılmıştır. Sosyal politikaların hayat bulmasında ideolojik kimliklerden arınmak başta gelirken AKP, parti programında yazdığı sosyal devlet anlayışı ve demokrat çizgiyi hayata geçirememiştir. Ayrıca bu dönemde Türkiye’nin AB üyeliği süreci AKP’nin demokratikleştirme çabalarının önemli adımlarından biri olarak görülürken yaklaşık 20 yıldır iktidar süresine sahip olan AKP, bu konuda başarı sağlayamadığı gibi zaman zaman AB yerine alternatif başka ittifaklara dâhil olma gibi iktidarının ilk zamanlarında çizmiş olduğu batılı rotadan sapmalar da yaşamıştır. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Siyasal İslam’ın devlete olan bakış açısı da meşruluk kazanırken devleti ve toplumu İslamlaştırma tartışmaları gündemden düşmemiştir. AKP her ne kadar gömlek değişimi yaşadığı iddiasını sürdürse de “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından kapatılma istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açılan davanın neticesinde Anayasa Mahkemesi’nden 6 üye partinin kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanmış, partinin hazine yardımından men edilmesi hakkındaki oylamada ise 11 üyenin 10’u kesilmesi yönünde rey vermiştir.[12] Ayrıca kendisine açılan kapatılma davası karşısında parti kapatmalarının demokrasiye ters düştüğü fikrini savunan AKP, HDP’nin kapatılması hakkında son zamanlarda gündem olan meselede, ilk dönemlerinde savunmuş olduğu demokratik tutuma ters bir tavır takınmıştır.

Özetle; Türkiye’deki Siyasal İslam ideolojisi, ilk yıllarından beri, bir taraftan İslam dünyasının modernizasyon karşısında vermiş olduğu bir tepkinin ifadesiyken bir taraftan da Türkiye’nin yakın siyasal tarihine dair eşlik eden proseslerin bir parçası olmuştur. Bu doğrultuda başından beri İslamcı eğilimlerle paralel bir düzlemde yer alırken Osmanlı Devleti’nin son evresinde, milliyetçilik ideolojisini geliştiren kurtuluş yollarının bir varyasyonu olmuş ve tarihi sürecin içerisinde farklı mahiyetlerle varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni rejim için en büyük tehdidi oluşturan Siyasal İslam penceresi, çok partili yaşamla birlikte yeniden siyaset sahnesindeki varlığını devam ettirerek DP ile başlayan damarın Milli Görüş hareketine kadar evrilmesiyle bir moment yakalamış ve dönemin konjonktürel ortamı gereği kendini yenileyen ancak temel geleneğini muhafaza eden bir yapıyla nefes almaya çalışmıştır. Tindeki geleneğini korumuş olsa da değişik yorumlamalarla Türk siyaset sahnesine çıkan anlayış, Özal döneminde yaşamış olduğu siyasal metamorfoz sonrası 28 Şubat ile sekteye uğrarken Milli Görüş içerisindeki yorum farklarının gün yüzüne tezahür ederek somutlaşması sonucu doğan AKP ile birlikte elde etmiş olduğu taban desteği sayesinde en güçlü dönemine ulaşmıştır. Aslında temelinde statükocu bir mahiyet yatan bu tin, konjonktüre göre revizyonist bir çizgi izlemek zorunda kalırken bu ‘’sapma’’, kendi tarihsel süreci içerisinde paradoks bir başarı grafiği ortaya koymuştur. Çeşitli faktörlerden mütevellit olan bu başarı grafiğinin etkenlerini bir başka yazımızda tartışabiliriz.

[1] Şaban Sitembölükbaşı,“Cumhuriyet Dönemi İslamcılık Düşüncesinin Genel Karakterleri”, Türkiye Günlüğü, 1993, sayı:22, s.131.

[2] Sarıbay, a.g.e., s.21.

[3] Bayri, a.g.e., s.147.

[4] Yavuz Selim, Yol Ayrımı: Milli Görüş Çizgisindeki Ayrılmanın Perde Arkası, Hiler Yayınları, Ankara, 2002, s.167.

[5] Yasılı Aktay, “AK Parti’nin Kimlik Sorunu ve Müslüman Demokrat Kimliği Konsepti”, Tezkire, sayı: 41, 2005, s.57.

[6] https://www.ysk.gov.tr/tr/03-kasim-2002-xxii-donem-milletvekili-genel-secimi/3009

[7] Selim, a.g.e., s.491.

[8] Bayri, a.g.e., s.150.

[9] Fethi Açıkel, ‘’Kutsal Mazlumluğun Psikopatolojisi’’, Toplum ve Bilim, sayı:70, 1996, 153-198.

[10] (Yılmaz, 2004: 615).

[11] http://www.akparti.org.tr/media/272148/2023-vizyonu.pdf

[12]https://www.cnnturk.com/2008/turkiye/07/30/akp.kapatilmadi.hazine.yardimi.kisiliyor/486570.0/index.html

Tunay Şendal
1987 Adana doğumlu olan Tunay Şendal, çeşitli eğitim kurumlarında üst düzey yöneticilik yaparken eğitimine de Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Ana Bilim Dalı Doktora programında devam etmektedir. Bugüne kadar çeşitli uluslararası dergi ve yayınlarda makaleleri ve kitap bölümleri yayınlanan Şendal’ın ‘’İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Sultan II. Abdülhamit’e Karşı Muhalefette Azınlıklarla Olan İlişkileri: ‘’İttihat Terakki, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler’’ başlıklı makale çalışması uluslararası akademik bir ağ olan SSRN(Social Science Research Network) platformunda 2020 yılı Ağustos ayı içerisinde en fazla indirilen Türkiye’de 1. Dünya’daki 2. Makale çalışması olurken 2020 yılı boyunca SSRN’de Dünyada en fazla indirilen ilk 10 makale listesine girmiştir. Çeşitli haber ve blog sitelerinde tarih ve güncel siyaset konularını da kaleme alarak değerlendiren Şendal, evli ve bir kız çocuğu babasıdır.
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
39,803TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da