Prof. Dr. Bengi Başer Politikyol’a konuştu | “4.dalga sonbahardan önce gelebilir”

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

1 Temmuz’da başlayan açılmayı kontrolsüz bir açılma olarak tanımlayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Aşılama hızımız ve oranlarımız bizi sonbahar, kış dönemine hazırlamaktan uzak. Delta varyantını da düşündüğümüzde 4.dalga sonbaharı beklemeden ağustosta bile kapımızı çalabilir” diyor.

Dünyanın Covid19 ile başlayan sınavı, virüsün Delta varyantı ile devam ediyor. Tüm dünyada vaka ve ölüm sayıları yeniden yükselişe geçti. Türkiye’de ise bu dönemde 1 Temmuz’da tam açılma süreci yaşadı ve tüm yasaklar kalktı.

Prof. Dr. Bengi Başer ile pandemide içinde olduğumuza süreci konuştuk. Başer, “Dünya nüfusunun yaklaşık % 13’ü tam doz aşılanırken, virüs serbest olarak dolaşarak yeni varyantlar oluşturacak gibi görünüyor. Bu nedenle, bu salgın artık  ‘aşısızların pandemisi’” diyor ve ekliyor; “Tüm bu gelişmeler dünyaca uzun bir süre Covid gölgesinde yaşayacağımızı gösteriyor. Gerçekten de büyük bir kabusun ortasında savrulduğumuzu söylemek gerçekçi bir yaklaşım olacak. Artık aşısızların salgını olarak kabul gören bu pandemiden tek çıkış yolu ise toplumları % 80 ve üstünde aşılayabilecek alt yapıyı hazırlamak.” diyor

16 Temmuz 2016 tarihi itibariyle Covid19 ile mücadelede dünya hangi aşamada?

Dünya bir buçuk yılda 3 dalgayı geçirdikten sonra, şimdi 4. dalganın eşiğinde… Bugüne kadar başarılı olarak nitelenen Vietnam, Avustralya, G.Kore, Singapur, İsrail gibi ülkelerde bile ciddi vaka artışları yaşanıyor. İsrail, İngiltere ve ABD gibi ülkeler kayda değer aşılama oranlarıyla (toplumun % 50’sini aşan çift doz) başarılı oldular. Vietnam, Avustralya, G.Kore ve Yeni Zelanda gibi ülkeler takip, yoğun test, sıkı izolasyon ile başarı elde etseler de, Delta varyantının etkisiyle vakalarda artış yaşıyorlar.

O zaman başarı Delta varyantına kadardı…

Evet. Delta varyantı, salgın yönetimini başarıyla yürütmüş ülkelerin de bir adım önünde gidiyor. Şu an için, hem Kuzey, hem de Güney Yarımküre’de 4. Dalga kendini hissettiriyor. Ancak, aşılamada başarı yakalamış ülkelerde vakalar artış gösterse de, hastane yatışları ve ölümler oldukça az sayıda…

DELTA AŞISIZLARDA DAHA ÖLÜMCÜL

Ölenlerin çoğunluğu da aşısızlar sanki…

Aynen öyle. Bu vakaların % 90’dan fazlası aşısızlarda gözleniyor. Mesela İngiltere ve Endonezya’yı karşılaştırırsak, 2’sinde de benzer vaka sayıları olmasına rağmen, Endonezya’dan 10 kat fazla çift doz yapan İngiltere’de, ölümler 24 kat daha az…

Bir de aşılamayı yaygın yapan ülkelerin bazıları hızla açıldı ve buna bağlı olarak vaka artışları gözlendi. Çünkü Delta varyantı hızlı bir yayılım gösteriyor ve toplum bağışıklığı için son hedef % 80 aşılama oranı…

DÜŞÜK GELİRLİ ÜLKELERDE AŞILAMA YÜZDE 1

Ulaşıldı mı bu hedefe?

Bu hedefe henüz ulaşılamadığından, vaka artışları sürmeye devam ediyor. Örnek olarak İsrail, Fransa, Yunanistan, ABD gibi ülkeler önlemleri yeniden sıkılaştırmak durumda kaldılar. Ayrıca dünyadaki aşı adaletsizliği, aşı karşıtlığı ve arz eksikliğinden dolayı, ancak 3 milyar civarında aşılama yapılabildi. Aşıların önemli bir bölümü varlıklı ülkelere giderken, düşük gelirli ülkelerde nüfusun ancak % 1’i aşılanabildi.

Dünya nüfusunun yaklaşık % 13’ü tam doz aşılanırken, virüs serbest olarak dolaşarak yeni varyantlar oluşturacak gibi görünüyor. Bu nedenle, bu salgın, “aşısızların pandemisi” olarak nitelendiriliyor.  

Aynı soruyu Türkiye için sorsak, bugün itibariyle durum nedir?

Türkiye 1. Dalgaya sıkı önlemler alarak daha planlı girse de, ekonomik kaygılar, ölümler nedeniyle 2020 Haziran’ında hızlı açıldı. Şeffaflık ilkesinden koparak vaka-hasta ayırımıyla sayıları düşük gösterdi. Salgından çok algı yönetimin yapıldığı bu süreç izledik.

Sonbahardan itibaren 2. Dalga başladı. Bu süreçte yüksek vaka oranlarına, yüksek ölüm oranları eşlik etti. Ancak 2020 kışı başlarında aşılamanın sağlıkçılar ve 65 yaş üstü gibi kırılgan gruplara uygulanmasıyla vakalarda düşüş gözlendi. Yine de 2. Dalga sonrası önlemler ve aşılamaya rağmen plansız erken açılma vakalarda büyük artış ve ölümlerin yeniden alevlenmesi yani 3. Dalgayı getirdi.

AŞILAMA HIZIMIZ YETERLİ DEĞİL

Ve yeniden açıldık…

3.dalganın tam olarak sönümlenmesini beklemeden, istenen aşılama oranlarına ulaşamadan, enfeksiyon yönetimine dair verileri değil de daha çok ekonomik kaygılar yeniden açılmayı getirdi.

Dahası son açılıma yine düşük testler, yetersiz sekans analizleri, verileri örtme gibi davranış biçimiyle giderken bu kez de devreye daha önce maske, izolasyon gibi kavramların karşısında olan ve tabiri caizse her şeye karşı olan aşı karşıtları girdi ve hızlı başlanan 2. Aşılama süreci sekteye uğradı. 1 milyon günlük aşılamayı geçtik derken günlük yaklaşık 560 bin seviyelerine düştük.

Aşılma yeterli değil…

Ne yazık ki. Aşılama hızımız yeterli değil ve eğitim başlamadan okullara dair yeterli önlemleri almakta gecikiyoruz. Zaten okullarını en fazla kapatan ülkeler arasında başı çekerken bu rahatlığımız kaygı verici.

Ayrıca salgında kapatmalardan zarar görenlere en düşük desteği veren ülkelerden biri olduğumuz gerçeğini de unutmamak gerekir.

SİNOVAC TERCİHİ HATALIYDI

Aşılamada yetersizlik kadar aşı tercihinde bir zaaf olduğunu söylemek mümkün mü?

Aşılamada tercihimiz bizim önemli hatalarımızdan biri. O da, tek tip ve daha zayıf etkinlikteki Çin’in Sinovac aşısını alırken bunun inaktif, en güvenilir ve konvansiyonel bir aşı olduğunu, MRNA gibi aşılarınsa henüz uzun etkilerinin bilinmeyen aşılar olduğu tezini ortaya attı yetkililer. Ki bu büyük hata. Bu hata bugün yaşanan aşı tereddütlüne büyük bir ivme sağladı.

Üstelik en pahalı ama etkisi daha zayıf bir aşı alarak bulaşma zincirini kırma girişimini de nispeten baltaladık.

Unutmayalım, aşılar salgınları bitirmek içindir ancak etkinliği % 80 üstü aşılar bu konuda en önemli dayanaktır.

Eğitimin bu süreçte çok zarar gördüğünü söylediniz. Bunun farkında değil mi yöneticiler?

Evet, bu alanda büyük hata yapıldı. Sadece aç-kapa şeklinde yüz yüze eğitimi götürmeye çalışmak, köklü önlemler için eğitime kaynak ayırmamak, öğretmen aşılamalarında gecikme, okulları başta havalandırma olmak üzere iyileştirmekten uzak kalmak, online eğitimde adil ulaşımı sağlayamamak gibi pek çok sorun yaşandı bu alanda.

Kısacası ekonomik yetersizliğimiz, kaynakları gereken yerlere aktarmayışımız hem eğitimde bizi uçuruma sürükledi. Dahası bazı kesimlerde ekonomik sorunları derinleştirerek yoksulluğu tetikledi ve insanlarda devlete olan güvenini kırdı.

Çare neydi bunların olmaması için?

Biz salgının temel kriterleri olan saydamlık, söz birliği ve empati kriterlerini uygulamadık ve parasal güçsüzlüğün altında ezildik.

Şu anda aşılamada hangi durumdayız?

Aşılamada yaklaşık olarak çift dozda % 22, tek dozda % 46 seviyesindeyiz. Ama yeterli değil. Dahası sınır kontrollerimiz yok. Deltanın yaygın olduğu Rusya’ya bile sonuna kadar kapıları açarak tüm konuk severliğimizle Delta varyantı ve Covid’e  yani yeni dalgayı kucaklıyoruz.

Geriye dönüp baktığımızda siyasi iktidar sizin de ifade ettiğiniz gibi gerçek rakamları sakladı. Diğer yandan uzman kurumları süreçten dışladı. Bunu neden yaptı?

Başta TTB olmak üzere uzman kurumlarla yakın temasta olunmalıydı ancak yapılmadı. Çünkü ekonomik kaygılar ön plana geçti ve veriler karartıldı.

Aşılar için ön ödemeler yapılarak aşı çeşitliliği adına bağlantılar yapılmazken, sayılar düşürülürken ölümler daha sonra Sağlık Bakanının da ifade edeceği gibi en az 3 kat düşük bildirilirken bu kurumlar buna karşı çıkacaktı ve çıktılar da. Bu kurumları dışlamanın bir nedeni de bu oldu.

Dahası salgın cumhuriyet kazanımlarından biri olarak iyi kurgulanmış sağlık sistemi ve fedakar sağlıkçıların sırtına binerek hatta onları bazı haklardan mahrum bırakarak ezerek yönetildi.

SİNOVAC ONAYA ALINMADAN ALINDI

Siz de ifade ettiniz Sinovac’ın etkisi konusunda ciddi tartışmalar var. Biontech aşısı için bu tartışmalar daha az. Fark nedir?

Sinovac aşısı henüz EME, FDA gibi önemli kurumların onayını almadı. Sadece yakın zamanda DSÖ onayı aldı. Çünkü firma farklı ülkelerde, farklı protokollerle yürütülen faz 3 çalışmalarını açıklamada oldukça gecikti ve her ülkeden farklı sesler yükselmesi aşıya olan güveni kırdı.

Sonuçta inaktif bir aşı ve koruyuculuğu daha düşük, etkisi daha kısa süreli. Hatta son dönemde Endonezya’dan gelen verilere göre çift doz aşılanmış sağlıkçılar da yaklaşık 6 ay dolduktan sonra hastane yatışları artınca tekrar dozlar planlandı ve başlandı. Ülkemizden gelen Lancet Dergisi’ndeki % 83.5 oranında koruyucudur verisi ise Delta öncesiydi ve bu oran son yapılan çalışmalarda çok daha düşük.

BİONTECH ANTİKOR OLUŞTURMADA 10 KAT DAHA ETKİLİ

Hatta Şili’den, Brezilya’dan gelen verilerde 65 yaş üstünde koruyuculuk DSÖ kriteri olan % 50’nin altına iniyor. Oysa dünyanın yaklaşık % 75ine uygulanan Biontech aşısına ait düzenli veriler geliyor ve Delta karşısında bile koruyuculuğu hala yüksek. Yine Biontech daha ucuz, hızlı üretilebiliyor, yeni varyantlara karşı hızla modifiye edilebiliyor. Son yayınlarda da Biontech aşısı, Sinovac firmasının inaktif aşısından 10 kat daha fazla antikor cevabı oluşturuyor. Şu an tüm dünyada acil kullanım onayı var. Ek olarak pek çok ülke çift doz Biontech aşısı olanlara karantina istemiyor ve 2022 başı gibi FDA onayına hazırlanılıyor.

Neden diğer aşılar Türkiye’ye gelmedi? Aşı tedarikinde de aşılamada da sorun yaşadık mı?

Aşıya erişim tüm dünyada sorun oldu. Arz talebin gerisinde kaldı ve biz de bundan nasibimizi aldık. Biontech kurucuları Sayın Şahin ve Türeci’nin ülkemiz vatandaşı olmalarına rağmen sahip olduğumuz bu şansı da kullanmadık.

Ön anlaşmalar ve ön ödemeler vs. konularında sorunlar da yaşandı. Dahası Biontech almanın maddi külfeti çoktu ve biz bunu kaldıracak güçte bir ekonomiye sahip değildik. Sonuçta siyasi iktidar Sinovac’ı tercih etti. Ancak onun tedarikinde de sorunlar yaşadı.

Ve yeniden Biontech bir seçenek oldu…

Öyle oldu. Bu süreçte yapılan en büyük hata inaktif aşıyı eski bilinen ve güvenilir yöntem olması nedeniyle seçtiğimizi açıklamak oldu.

KAPANMAMANIN NEDENİ EKONOMİK

Geride kalan bir buçuk yılda bir çok kez kapanma ve açılma oldu. Ama uzmanların talep ettiği süreli bir kapanma olmadı. Neden sizce?

En azından 4 haftalık kapanma gerekirdi. İsrail, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler aylarca tam kapanma ile vakaları düşürerek salgını yönetti ve ölümleri minimale indirdi. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi bu şekilde kapanma yapabilmek  güçlü ekonomik alt yapı gerektirir. En azından zarar görenleri tıpkı ABD, Kanada, Almanya, Hollanda, İngiltere, Avustralya gibi ülkelerde olduğu gibi destekleyemiyorsanız kapanmazsınız. Biz de tam kapanamadık.

Dünya şimdi Delta varyantı ile mücadele ediyor. Bu varyantı tehlikeli kılan nedir?

Delta varyantı, ilk tür virüse göre çok daha yüksek bulaşıcılık oranına sahip. İlk tür 1 kişinin 2.5 kişiye bulaştırabilirken; Delta 6 kişiye kadar bulaştırma potansiyeline sahip. Delta ile enfekte olanlarda virüs yükü 1000 kat fazla. Bulaştırıcılık çok daha uzun sürdüğü için en az 2 hafta karantina gerekiyor. Ayrıca bulgular çok daha sinsi olup basit bir nezleymiş hissini verdiği için insanlar test olmaya gitmeyebiliyor. Hızla yayılıyor, kolay bulaşabildiği için kırılgan gruplara kolay ulaşıyor ve ölüm oranları özellikle aşının yetersiz olduğu ülkelerde yüksek olmaya devam ediyor. ABD’den gelen veriler Delta’ya bağlı ağır seyirin % 97 oranında aşısızlarda olduğunu işaret ediyor.

KONTROLSÜZ AÇILDIK

1 Temmuz’dan itibaren yeni bir açılma dönemindeyiz. Bu açılma ile gözleminiz ve beklentiniz nedir? Alınan tedbirler yeterli mi, bu açılmanın sonu ne olur?

Son açılım tümüyle ve salgın bitmişçesine normalleşme şeklinde oldu. Bizim gibi açılan ülkelerde aşılama oranları tam doz bazında bizim oranlarımızın 2 ile 2.5 katı kadardı ve buna rağmen vaka artışları gözlendi. Üstelik tüm ülkeler başta Delta varyantının yoğun olduğu ülkeler olmak üzere karantina gibi sınır kontrolleri sağlarken biz bu anlamda da sınırlarımızdan giriş çıkışları yeterince kontrol edemedik.

Şu an covid tablomuz bile detaydan uzakta, sayıları bilemiyoruz. Delta varyantı ya da delta Plus varyantı ne oranda tam bilemiyoruz. Çünkü yeterli sekans analizi yapmıyor ya da verileri yeterince paylaşmıyoruz ama aşikar olan Delta varyantının da bizde hızla baskın hale geldiğidir. Aşılama hızımız ve oranlarımız bizi sonbahar, kış dönemine hazırlamaktan uzak.

Bu nedenle özellikle eğitimin başlayacağı soğukla birlikte kapalı ortamlara gireceğimiz dönemlerde vakaların artışı da kaçınılmaz olacaktır. Hatta 4. Dalga sonbaharı beklemeden ağustosta bile kapımızı çalabilir.

Daha erken yani…

Ben sonbahardan önce 4. Dalganın gelme ihtimalini yüksek görüyorum.

OKULLAR DİKKAT

Böyle olası bir senaryoda en riskli grup?

En büyük salgın kurbanları destek göremeyen hizmet sektörü, küçük esnaf, başta müzisyenler olmak üzere sanat dünyası. Ancak ülke ve ülkenin geleceği adına en büyük kayıp eğitimde yaşanıyor. Dünyada okullarını en fazla kapalı tutan ülkelerden biri olarak bu gidişle kapalı tutacağımız günlerin olma endişesini taşıyorum.

Okulları açmadan önce yeterli düzenlemelerin, öğretmenler başta olmak üzere çalışanların aşılama sürecinin tamalanması, düzenli kolay ve hızlı test çalışmalarının yapılması ve kaynak oluşturulması gerekirken bu konulara yaterince eğilmeme ihtimalimizin kaygılarını taşıyorum. Salgının baskılanamayışı hem bir kuşağın kaybı, hem yoksulluğun artışını körükleyecek ve bunun toplumsal boyutu oldukça yıkıcı olacaktır.

SADECE YÜZDE 20 AŞILANABİLDİ

Covidin etkisi ne kadar daha sürecek?

Dünyada büyük bir aşı adaletsizliği mevcut. Yoksul ülkelerde nüfusun % 1’ i ancak aşıya erişebiliyor. Aşıya ulaşabilen ülkeler de son dönemlerdeki artan aşı karşıtlığı ile mücadele ediyor.

Henüz dünya nüfusunun çok azının aşılandığını düşünürsek, bu da yeni oluşacak varyant potansiyeli demek. Tüm bu gelişmeler dünyaca uzun bir süre Covid gölgesinde yaşayacağımızı gösteriyor. Bu hastalığa ait kısa dönem ve uzun dönem sağlık sorunlarının devletlere ek yük, insanlara ise ek sorunlar getireceğini bilmek oldukça can sıkıcı. Ekonomik çöküş, yoksulluk da ne yazık ki diğer sonuçlar arasında yerini alıyor.

Gerçekten de büyük bir kabusun ortasında savrulduğumuzu söylemek gerçekçi bir yaklaşım olacak. Artık aşısızların salgını olarak kabul gören bu pandemiden tek çıkış yolu ise toplumları % 80 ve üstünde aşılayabilecek alt yapıyı hazırlamak.

 

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
33,722TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da