Cumartesi, Haziran 25, 2022

Popülist iktidar altında demokratik sivil toplumun önemi

Gülgün Erdoğan Tosun
1966 yılında Aydın’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Aydın’da bitirdikten sonra girdiği Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1988 yılında mezun oldu. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında almıştır. Sivil toplum, devlet-sivil toplum ilişkisi, siyasal partiler, siyasal iletişim ve gazetecilik konularında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute bünyesindeki Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulunmuştur. Prof.Dr. Tosun 1990- 2021 yılları arasında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde öğretim üyeliği yapmıştır.

Özgür ve eşit insanların adil koşullarda bir arada yaşama iradesi olan anayasal yurtseverlik, popülizmin panzehridir. STÖ’ler de bunun taşıyıcılarıdır. Muhalefet popülist iktidarın baskısı altındaki bu örgütlere destek vermelidir.

Popülizm ve il-liberal demokrasilerin yükselişi içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın yöneten-yönetilen ilişkilerini çerçeveleyen kavramlar olarak öne çıkmaktadır. Özellikle liberal demokrasilerin yaşadığı ekonomik, kültürel, siyasal krizlere bir alternatifmiş gibi kitlelere sunulmuş olan popülizmin kuşkusuz en fazla zarar verdiği yapı demokrasilerin ve demokratik yapıların bizatihi kendisidir. Tüm dünyada 2006’dan bu yana küresel bir demokratik durgunluğun başladığı, son 15 yılda derinleşerek devam ettiği, son beş yılda ise demokratik çöküşün hızının arttığı yönünde bir kaygı bulunmakta[1]. Demokratik gerileme (geri kayma) olarak da isimlendirilen bu ortamda, küresel olarak dünyanın pek çok ülkesinde ortalama özgürlük seviyesi düşerken, demokratik kalite azalmıştır.

Demokratik gerilemenin özellikle G-20 ülkeleri, diğer kalabalık nüfuslu ülkeler ve jeopolitik ağırlığı olan ülkelerde (Venezüella, Tayland, Macaristan, Türkiye, Polonya vb) daha belirgindir. Bu sürecin yaşandığı ülkelere baktığımızda popülizmin etkisini yadsımak mümkün değildir. Söz konusu ülkelerde siyasal iktidarı elinde tutanlar popülizmin şahikası sayılabilecek siyaset tarzı, söylem, iletişim stratejisi ve ideolojik kalkanlarıyla liberal demokrasi ve kurumlarını hızla yapı bozumuna uğratmaktadır. İktidar sahiplerinin demokratik gerileme sürecinde kullandıkları yöntemler; kurumsal baskı ile siyasal muhalefeti, bağımsız medyayı, hukuk devletini ve sivil toplumdaki toplumsal muhalefet odaklarını yavaş yavaş boğmaktır.  Hırslı yöneticilerin popülist retorikle siyasi rekabetin içini boşaltması kurumları yozlaştırarak, rejimin demokratik gerilemeye yatkın hale gelmesini sağlamakta ve demokratik kuralları kademeli olarak ortadan kaldırmaktadır. Bu yöntemler kuşkusuz bizim de aşina olduğumuz uygulamalar.

2015-2016 ABD seçimleri sırasında sıkça kullanılan “popülizm” teriminin kendi içeriğinden ziyade, düzen karşıtlığı ile ilgili bir tavır olarak önemsendiğini vurgulayan Jan-Werner Müller, popülistler kızgındır, seçmenleri öfkelidir ya da hınç doludurlar şeklindeki kullanımından yola çıkarak “Popülizm Nedir” kitabını yazmıştır[2].  Bu çalışmaya göre, kimlerin popülist sayılacağına ilişkin üç kriter vardır. Seçkinlere karşı eleştirel tutum sahibi olmak, çoğulculuk karşıtı olmak yani halkı sadece kendilerinin temsil ettiği ahlaki iddiasında bulunmak ve ayrımcı bir kimlik siyaseti uygulamak. Kimlik siyaseti üzerinden yapılan seçkincilik ve çoğulculuk karşıtlığı popülistlerin alameti farikasıdır.

Kimlerin popülist sayılacağına ilişkin üç kriter vardır. Seçkinlere karşı eleştirel tutum sahibi olmak, halkı sadece kendilerinin temsil ettiği ahlaki iddiasında bulunmak ve ayrımcı bir kimlik siyaseti uygulamak.

İşin özüne inildiğinde popülistler sadece seçkinleri değil, kendileri gibi olmayan herkesi halkın dışında tutup, kendilerini destekleyenleri hakiki halk olarak tanımlarlar. Siyaseten duyduğumuz “taraf olmayan bertaraf olur” söylemi tam da bu ayrımcı siyasetin söze dökülmüş halidir. Popülistler iktidara geldiklerinde de bu yaklaşımlarını devam ettirdikleri için, popülist iktidarlar devlet aygıtını gasp ederler, yolsuzluk ve kayırmacılık yaparlar ve sivil toplumun bastırılması için sistematik çaba gösterirler[3]. Siyasetin özgül bir ahlakçı bakışla tasavvur edilmesine dayanan popülizmde siyaset, söylemsel olarak “ahlaken saf ve bütünleşmiş halk ile ahlaken aşağıda olan yozlaşmış seçkinler arasında bir ayrım” üzerinden kurgulanır. Tüm halk adına konuşan ve partisi içinde merkezi kontrolü tek başına elinde tutan biri vardır ve popülistler “kendilerinin ve yalnızca kendilerinin halkı temsil ettiğine inanır” ve “popülist partileri desteklemeyen kişiler gerçek halkın bir parçası değildir”[4]. Popülizm, genel bir meşruiyet ilkesi olarak halkın egemenliğine yönelik bir çağrı olarak değerlendirilmez. Bunun yerine idealleştirilmiş bir topluluk algısını temsil eden merkez’in köklü bir biçimde yeniden doğrulanmasıdır. Urbinati’ye göre, bu merkez oyunun hakiki ve tek meşru efendisi olma iddiasındadır[5]. Temsili demokrasi mekanizmalarını kullanarak iktidara gelirler, ancak temsili demokrasinin kullandığı kural ve yöntemlere karşı tahammülsüzdür, çünkü çoğulculuğa tahammülleri yoktur[6]. Bir kez seçildikten sonra halkın iradesinin tecellisinin önünde engel olarak gördükleri, anayasa dahil tüm yasaları, mekanizmaları değiştirmek isteyeceklerdir. Popülist yönetimlerin liberal olmasa da halen demokratik olduğu imasını içeren il-liberal demokrasi yerine, kusurlu demokrasi kavramı önerilmektedir[7].

Sivil toplum açısından ise, popülist iktidara içkin olan çoğulculuk karşıtlığı doğrudan doğruya sivil toplum örgütlerini hedef almaktadır. Sivil toplum içindeki her türlü muhalif unsur ve oluşum popülist yönetimlerin hedefindedir. Macaristan’daki Orban popülizminin hedef tahtasına yerleştirdiği toplumsal cinsiyet kavramı, iktidarın her türlü politika ve söylemine yerleştirdiği bir günah keçisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlilik Macaristan örneğinde sağ popülistlerin Avrupa Birliği karşıtlığı tutumlarını desteklemek, kendi hegemonyasını pekiştirmek ve yozlaşmış olarak gördükleri elit sınıfı kendi güçlerinin işleyişinin engellenebileceği her yerde tasfiye etmek adına yaygınlaştırılmıştı[8].

Türkiye örneğinde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Derneği’ne yönelik kapatma davasıyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Tuba Torun’un sorusunu hatırlatmak yerinde olacaktır; “Ahlaka aykırı davrananlar eşitlik için dayanışma gösteren, cebinden zamanından gönüllü harcayanlar mı yoksa kadınların tüm itirazlarına rağmen tek gecede zamanında gururla imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenler mi?”[9]. Seçimlere gidilen süreçte kamuoyu üzerinde etkili sivil toplum örgütlerine yönelik kapatma davalarının artabileceğini öngörmek zor olmasa gerek. Çünkü bu popülist iktidarların doğasında “çoğulculuk karşıtlığı” bulunduğu için. Sadece muhalif olanlar değil, olmayanlar da aynı tehdit ve tehlike ile karşı karşıya kalacaktır. Popülizm, “liberal demokrasinin bireysel özgürlükler, sınırlı iktidar, hukuk devleti ve çoğulcu toplum gibi temel sütunlarını yıkmaya kalkacak ve onu otoriter bir rejime doğru sürükleyecek tehlikeli bir virüs”[10] olma potansiyeline sahiptir.

Popülist iktidarlar altında yönetilen ülkelerde üç temel strateji dikkat çeker[11]:  İlki devletin kaynaklarının sömürülmesi, bürokratik kadroların yandaşlarla doldurulması, bunu yaparken bürokratik seçkinlere karşı sanki halkın gerçek iktidarı sağlanıyor görüntüsünün verilmesi. İkincisi klientalist ağlarla kendini destekleyen grupların hukuk içi ve hukuk dışı mekanizmalarla ödüllendirilmesi. Üçüncüsü ise sivil toplumun bastırılarak tek sesli homojen bir kamusal alanın yaratılmasıdır.

Popülizme karşı çıkmanın en iyi yolu, popülistlerin yıkmaya çalıştıkları temsili demokrasiye sahip çıkmaktır. Müller’in de popülizme karşı teorik önerisi yeni bir toplum sözleşmesidir. Popülist iktidarın alternatifinin kilidini açacak anahtarın Anayasal Yurtseverlik olduğunu ifade eder. Aynı ismi taşıyan kitabında özgür ve eşit insanların adil siyasal koşullar altında bir arada yaşama iradesi olarak tanımladığı anayasal yurtseverlik popülizmin panzehridir. Bunun için halihazırda popülist iktidar tarafından dışlanmışların sisteme dahil edilmesi ve aynı zamanda zenginlerin ve güçlülerin sistemden çıkmasının önlenmesini önerir. Yeni bir tür sosyal sözleşme için geniş tabanlı bir destek gereklidir ve bu destek sadece adalet üzerinden tesis edilebilir[12].

Türkiye örneğinde, muhalefet partilerini bir araya getiren Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisi içerdiği demokratik kurum ve kuralları geri getirme iddiasıyla, geniş tabanlı yeni bir toplumsal sözleşme sunmasıyla şu anda karşı karşıya olduğumuz popülizmin de panzehri durumundadır. Yuvarlak masa etrafında bir araya gelmiş olan siyasal muhalefetin toplumsal muhalefeti temsil eden sivil toplum örgütlerini (özellikle iktidar tarafından dışlanmış olanları), mevcut sistemin dışladığı toplumsal grupları sürece dahil ederek önerdikleri toplum sözleşmesinin tabanın genişletmesi beklenir. Her ne kadar siyasal partiler demokratik temsilin birincil aktörleri olsalar da sivil toplum örgütleri ve toplumsal hareketler toplumu harekete geçirme ve kimsesizlerin sesi olmaları nedeniyle ikincil derecede önemlidir. Sivil toplum örgütleri ilerleyen günlerde kamusal tartışmanın taşıyıcıları olarak demokratik kurumlardan seçim sistemine, siyasal partilerin demokratikleştirilmesinden yönetimin şeffaflığına, insan haklarından reformların takipçiliğine kadar pek çok konuda Anayasal Yurtseverliğin taşıyıcıları olarak demokrasinin yeniden tesisinde merkezi öneme sahip olacaktır. Muhalefet popülist iktidarın baskısı altındaki sivil toplum örgütlerine destek vererek, onları yanına alarak hem seçim sürecinde hem de sonrasında sivil topluma yönelik bu yetkilendirmeyi sağlamalıdır.

[1] Larry Diamond, “Democratic Regression in Comparative Perspective: Scope, Methods, and Causes”, Democratization, 28 (1), 2021.

[2] Jan-Werner Müller, Popülizm Nedir, Çev.Onur Yıldız, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017.

[3] A.g.e., s.13, 16.

[4] A.g.e., s.36.

[5] Nadia Urbinati, Ben Halkım: Popülizm Demokrasiyi Nasıl Dönüştürüyor?, Çev.Büşra Ayoub, Tellekt, İstanbul, 2022, s.33.

[6] A.g.e., s.299.

[7] Müller, a.g.e., s.76.

[8] Şebnem Açelya Baştan, “Popülizm ve Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareketler: Orban Hükümeti Özelinde Macaristan Örneği”, Yakın Doğu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 14, Sayı 2, Ekim 2021.

[9] Tuba Torun, “İktidar Derneklere Niçin Saldırıyor?”, Politikyol, Erişim adresi: https://www.politikyol.com/iktidar-derneklere-nicin-saldiriyor/  Erişim tarihi: 20 Nisan 2022

[10] Cennet Uslu, “Popülizm Bir Nedir?”, Serbestiyet, 25 Şubat 2020, Erişim adresi: https://serbestiyet.com/haberler/gundem/populizm-bir-nedir-1487/ Erişim tarihi: 20 Nisan 2022

[11] Müller, a.g.e., s.63-66.

[12] Jan-Werner Müller, Constitutional Patriotism, Princeton University Press, New Jersey, 2007.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Gülgün Erdoğan Tosun
1966 yılında Aydın’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Aydın’da bitirdikten sonra girdiği Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1988 yılında mezun oldu. Doçentliğini Siyasal Hayat ve Kurumları alanında almıştır. Sivil toplum, devlet-sivil toplum ilişkisi, siyasal partiler, siyasal iletişim ve gazetecilik konularında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. YÖK bursuyla kısa bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde Washington DC’de Middle East Institute bünyesindeki Turkish Studies Center’da kıdemli araştırmacı olarak bulunmuştur. Prof.Dr. Tosun 1990- 2021 yılları arasında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde öğretim üyeliği yapmıştır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
47,835TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI