CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, 23 Haziran seçimlerini ve sonrasındaki süreci PolitikYol için değerlendirdi.

23 Haziran seçimlerinde verilen mesajın çok net olduğunu ifade eden Böke, “Halk o sandığı sağduyuyla, dayanışmayla, sebatla yıkıldığı yerden kaldırıp yerine koydu.” ifadelerine yer verdi.

Muhalefetin önündeki fırsatları da değerlendiren Böke, “Yeni olanın “ne olması gerektiği” konusunda toplumda oluşmuş sessiz bir mutabakat var. Bu mutabakatın hangi değerler üzerine kurulduğunu doğru tespit etmemiz gerek.” dedi.

  • İstanbul seçiminden sonra AKP “milletin mesajını aldık” diyor. Sizce, millet nasıl bir mesaj verdi?

Mesaj çok nettir. Halk demokrasiyi yeniden kurma irade ve iddiasına sahip çıktı. İktidar, demokrasinin kırıntısı olarak elinde tuttuğu sandığı bir YSK tekmesiyle yıkmıştı. Halk o sandığı sağduyuyla, dayanışmayla, sebatla yıkıldığı yerden kaldırıp yerine koydu.  İktidarın 17 yıldır adım adım işlediği otoriterlik, aşağılama, korkutma, ayrıştırma, terörize etme, düşmanlaştırma siyasetine “hayır” dedi. Birlikte yaşama, omuz omuza dayanışma kararlılığını savundu. Korkutma ve korkuya hayır dedi, cesareti ve özgürlüğü savundu. Halk bunu daha önce de yapmıştı. Bu birikerek geldi. Demokrasinin iktidar eliyle uğradığı ağır saldırılar karşısında ısrarla demokrasiye sahip çıkmıştı. Gezi’de kent meydanlarında, 7 Haziran’da kurduğu Meclis’le ortaya koymuştu bu iradeyi…  “Hayır” iradesinde bir ortak itirazı büyütmüştü. İtirazını, Adalet Yürüyüşü’nde adım adım güçlendirmişti. 24 Haziran’da Türkiye coğrafyasının her köşesinde aynı coşkuda buluşturmuştu iradesini. 31 Mart’ta içinde kendisinin olacağı bir demokrasiyi yerelden kurma kararlılığını göstermişti. Ve şimdi de 23 Haziran’da, artık itirazın iktidara dönüşme zamanının geldiğini çok kuvvetli bir şekilde ortaya koydu. Açıklıkla söyleyebiliriz: 23 Haziran’da demokrasi kazandı.

  • İktidar bu mesajların gereğini yapacak mı?

Yapmaz. Bakın yapamaz değil, yapmaz, diyorum. Çünkü iktidar bilerek ve isteyerek parlamenter demokrasiyi yıkıp yerine tek adam rejimini kurdu. İstişare ve tartışmayla, halkın temsiliyeti ve katılımıyla kuralları koymak yerine tek adam kararnameleriyle, keyfi, kuralsız bir sistemi bilerek ve isteyerek yarattı. Kendi iktidarını var eden ranta dayalı bir tek adam rejimi kurdu. Halkın mesajların gereğini yapmak, kendi iktidarının dayandığı varlık koşullarını ortadan kaldırması anlamına gelir.  Bunun mümkün olmayacağı açık. Hele öyle bir noktaya geldik ki, tek bir alan kaybetmemek için, hiçbir gerekçeye dayanmadan halkın iradesini gasp ederek seçim dahi iptal edecek kadar keyfileşmiş bir iktidardan bahsediyoruz.

  • Muhalefet bu süreçten ne tür dersler çıkarmalı?

Geldiğimiz noktada, halkın bir itirazda kuvvetli ve toplumsal düzeyde organik olarak şekillenmiş olan ortaklığını, iktidar alanında ortaklaşılan yeni bir kurucu iradeye dönüştürme fırsatı ve hatta sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Yani her şey şimdi başlıyor. Yeni olanın “ne olması gerektiği” konusunda toplumda oluşmuş sessiz bir mutabakat var. Bu mutabakatın hangi değerler üzerine kurulduğunu doğru tespit etmemiz gerek. Zira ancak o zaman kurucu siyaset içine taşınacak olanı belirleyebilir, toplumun talep ettiği ve ihtiyaç duyduğu yeni bir başlangıcı var edebiliriz. Siyasete düşen, yeni kurulacak başlangıç içerisinde halkın bu iradesinin temsiliyetini sağlamak. Siyasetin kendisinden başlayan bir yenilenmeyle oluşacak bir kurucu irade ihtiyaç olan. Siyaset kurumunun dilinin, anlayışının ve işleyişinin yenilendiği bir başlangıç.

Bakın halkın omuzlarına yıkılmış olan bir ekonomik kriz var. Ranta dayalı ekonomik düzenden doğan eşitsizlik krizi var. Kimlikler üzerinden yıllardır iktidar eliyle örülmüş toplumsal duvarların yarattığı toplumsal kriz var. Rejimin dayanağı haline gelmiş olan hak gasplarından doğan hukuk krizi,  ülkenin tüm topraklarını betona gömmüş olan anlayışla eş zamanlı yaşanan iklim değişikliğinin de derinleştireceği ekolojik kriz var. Bütün bu krizleri çözecek bir bütüncül program gerek. Bunu var edecek bir başlangıç olması için kolları sıvamamız gerekiyor. Halkın “itirazda” güçlenen ortaklığı üzerine inşa edilecek, şeffaf, katılımcı, demokratik süreçlerle bu krizleri aşacak ve eşitlik, özgürlük, laiklik, barış ve adalete dayanacak bir kurucu siyaseti kurma fırsatıdır bu.

Bu krizler iktidar eliyle yaratılmış, parlamenter demokrasiden uzaklaşılmasıyla artık çok derinleşmiş olan krizler. Öyle de olmaya devam edecek, ta ki biz eksikleri giderilmiş parlamenter demokrasiye dönene kadar, ta ki biz bugün toplumda oluşmuş olan barış ittifakını siyasete hakkıyla taşıyana kadar, ta ki biz bugünkü talancı, rantçı düzeni değiştirene kadar…  Yani şimdi itirazın ötesine taşınacak yeni iktidarı hep birlikte kurma zamanıdır.

  • Bundan sonra Türkiye’deki siyasal süreç sizce nasıl bir yol haritası ekseninde yürüyecektir?

İktidarın ve ortaklarının, uzun bir baskı döneminine karşı halkın ortaya koyduğu bu irade karşısında, günü kurtarmaya dönük ne planladığını bilemem, çok da ilgilenmem.  Mesele bizim yol haritamızı nasıl planlayacağımız, bizim ne yapacağımız olmalı. Şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki, Türkiye’de artık değişim başlamıştır. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Her şey biz bir yeni başlangıcı var ettikçe çok güzel olacak.

PolitikYol Dosya | Levent Üzümcü: Sürekli mesaj vermeye alışmış, duymaya alışmamış bir yapı seçmenin mesajını alamaz

PolitikYol Dosya | İsmail Saymaz: Yurttaşlar 31 Mart-23 Haziran sürecinde partili cumhurbaşkanlığı ile ülkenin yönetilemeyeceğine karar verdi

PolitikYol Dosya | Sezai Temelli: Muhalefet bu kadar güçlü ve halkı bir zemin yakalamışken geçmişin kutuplaşmış siyasetine tutsak olmaktan kurtulmalı