Serkan Üstün

Gazeteci İsmail Saymaz, 23 Haziran seçimlerini ve sonrasında Türkiye’yi bekleyen süreci PolitikYol’a değerlendirdi.

CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından AKP cephesinde meydana gelebilecek büyük çatlakların sinyalleri duyulmaya başlandı. AKP kurmayları ve onlara yakın gazeteci ve yazarlar seçmenin mesajlarının alındığını ifade etseler de AKP teşkilatında ve devlet yapılanmasındaki iç tartışmalar uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Özellikle yüzde 50 artı 1’lik bir seçim sonucunu zorunlu kılan yeni sistemin ittifaklar üzerine kurulması ve iktidardaki Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı olan MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin aylar önce verdiği başarısızlık halinde yeni sistemin sorgulanabileceğine ilişkin demecinin yeniden gündeme gelmiş olması sistemin kırılganlıklarını da yurttaşlara hatırlatıyor. Ayrıca ülkenin ekonomik bir darboğazda olması ve göçmen krizinin tam göbeğinde yer alması gibi meseleler, neredeyse tüm kritik büyükşehirlerin muhalefetin eline geçmesiyle iktidarın işinin daha da zora gireceğinin göstergesi.

Gazeteci İsmail Saymaz, tüm bu sürecin kabine revizyonu ihtimalini artırdığını ve yeni parti oluşumunu da hızlandırdığı görüşünde. Ancak Saymaz’a göre bu saatten sonra kabine revizyonu da durumu kurtarmak için yeterli olmayabilir.

Tüm bu seçim sürecini 31 Mart – 23 Haziran süreci olarak adlandıran Saymaz, seçmenin 23 Haziran’daki motivasyonunun büyük ölçüde seçimin tekrar edilmesine ilişkin bir tepki olduğunun altını çiziyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçmenin sandıkta verdiği mesajı almasının çok da mümkün olmadığını belirten Saymaz, bu görüşünü, “TRT, Anadolu Ajansı başta olmak üzere pek çok medya kuruluşu iktidarın basın bürosu, yüksek yargı iktidarın avukatlık bürosu, YSK da iktidarın seçim bürosu haline gelmiş durumda. Seçmen bütün bunlara itiraz ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi bütün bunları değiştirecek durumda değil.” cümleleri ile ifade ediyor.

  • AKP kurmayları ve onlara yakın yazarlar seçmenin 23 Haziranda verdiği mesajın alındığını söylüyor. Nasıl bir mesaj aldılar ya da tersinden seçmen nasıl bir mesaj verdi 23 Haziran seçimlerinde?

Öncelikle 31 Mart – 23 Haziran süreci diye adını koymamız lazım bu sürecin. Biri diğerinden doğdu. 31 Mart’ın sonucu ve seçimin iptali meselesi ile 23 Haziran başka başka meseleler. Ne suyun ucuzlaması, ne akbilde indirim, ne yoksullara yapılan yardımın kendisi 23 Haziran’ın sonucunu belirledi. 23 Haziran’da seçmen 31 Mart’ta haksız, hukuksuz bir şekilde seçimlerin iptal edildiğine kanaat getirdi ve kendi iradesinin bizzat ceberrut devlet tarafından sakatlandığını gördü. Sandığa giderken de bu motivasyonla hareket etti. Artık 31 Mart’ta Saadet Partilileri etkilemekle ya da gecekondu sahiplerine tapu vermekle o süreç geri çevrilemezdi. Seçmenin sandığa giderkenki motivasyonunun sebebi seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmesiydi.

Ülkemizde daha önce de buna benzer bir süreç olmuştu. 7 Haziran-1 Kasım sürecinde yapılan iki ayrı seçimde seçmenin motivasyonu değişmişti. 1 Kasım’da seçmen güvenlik kaygısıyla sandığa gitmiş, oylarını devlet partisi olarak gördüğü AKP’ye ve onun lideri Erdoğan’a vermişti. Bu kez seçmen sandığa giderken milletin adamı olarak gördüğü İmamoğlu’na oyunu verdi. Çünkü 4 yılda bir seçime giderek devletin kendisini insan yerine konduğunu düşünen vatandaşın hakkının gasp edildiği bir manzara oluştu. Seçmen de buna dur dendi.

Adalet ve Kalkınma Partisi seçmenin hangi mesajını görmüş durumda? Seçmen yoksullukla, Suriyeliler meselesiyle, eğitimli işsizlikle ilgili dertlere sahip. Ama bu 31 Mart öncesi için geçerli. Bu 23 Haziran için geçerli bir şikayet değil. 23 Haziran için temelde geçerli olan şikayet, muhalefetin devlet eliyle boğulması, vatandaşın sandığa gittiğinde gösterdiği iradenin devlet olanaklarıyla önünün kesilmesiydi. Bu, bugüne has bir mesele de değil. Recep Tayyip Erdoğan, özellikle partili cumhurbaşkanı sistemine geçtiğimiz süreçten, hatta 2014’ten bu yana Anayasa’yı ve yasaları zorlayarak onlara müdahale ediyor. Devleti bir parti devletine dönüştürerek valiler il başkanı, kaymakamlar ilçe başkanıymışçasına hareket ediyor. Vatandaş bütün bunlara itiraz ediyor. TRT, Anadolu Ajansı başta olmak üzere bütün medya kuruluşları iktidarın basın bürosu, yüksek yargı iktidarın avukatlık bürosu, YSK da iktidarın seçim bürosuna dönüşmüş durumda. Seçmen bütün bunlara itiraz ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi bütün bunları değiştirecek durumda değil.

  • Seçmenin bu itirazlarını dikkate alıp düzenlemeye gitme ihtimalleri yok mu?

Bugüne kadar partili cumhurbaşkanlığı sisteminin neredeyse Türk milletinin kendi doğasında olduğu iddia edildi. “Zaten bizim ulus olarak en yakın olduğumuz yönetim sistemi budur.” denilerek millet ikna edilmek istendi. Ya da farklı muhalif görüşlerin hepsi terörle yan yana getirildi. Sosyal demokratlardan milli görüşçülere, İYİ Partili ülkücülerden HDP’lilere varıncaya kadar geniş bir muhalif skala ya yurtdışındaki şer odaklarıyla ya da yurt içindeki terör odaklarıyla ilişkili olmakla suçlanarak vatandaşa kötü gösterilmek istendi. Cumhurbaşkanının damadı, bu konudan anlar, yüksek lisansı var diye gerekçelendirilerek ekonominin başına getirildi. Şimdi bütün bu enstrümanların çöktüğünü gördük. Artık yurttaşlar 31 Mart-23 Haziran sürecinde partili cumhurbaşkanlığı ile ülkenin yönetilemeyeceğine karar verdiler.

Daha önce Sayın Bahçeli’nin, vatandaştan karşılık bulmazsa sistemin gözden geçirilebileceğine ilişkin beyanatı olmuştu. Vatandaştan onay görmüyor. Aslolan, itiraz edilen bu. Değiştirilmesi gereken de bu. Bunu değiştirmedikçe sistem aksayarak yoluna devam edecektir. Her krizin eşiğinde yeni baştan bir siyasal hesaplaşmanın konusu olacak.

  • Peki bir erken seçim ya da kabine revizyonu bekliyor musunuz?

Kabine revizyonu olacak diye düşünüyorum. Süleyman Soylu revizyonun unsurlarından biri olur. Belki Berat Albayrak’ın yeri değişebilir diye düşünüyorum.

Erken seçimi de gündeme getirseydi Devlet Bahçeli getirirdi.

  • Söyledikleriniz çerçevesinde kabine revizyonu gibi önlemler de durumu kurtarmaz gibi duruyor.

Hayır. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partililerle onların medyası zorla topu Erdoğan’ın bulunduğu sahanın dışına atmaya çalışıyorlar. “Seçimin aslında kaybedeni Erdoğan değil.” cümleleri kuruluyor. Kim kaybetti? Binali Yıldırım mı kaybetti? Öyle de diyemiyorlar. Çünkü Binali Yıldırım seçim sürecinde faal bile değildi. Binali Yıldırım’ın ne günahı var? Cumhurbaşkanı bütün seçim kampanyasını tek başına götürdü. Şimdi Binali Yıldırım başarısız mı? Tam olarak böyle diyemeyiz. “Erdoğan’ın bir günahı yok, bir dahli yok.” diyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi cenahında “Kim başarısız?” denildiğinde doğru düzgün cümle kurulamıyor.

  • Yeni partinin oluşumu da hızlanacak mı bu seçim başarısızlığından sonra?

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın başını çektiği iki farklı oluşum şu andan itibaren hazırlığa başladılar. Ali Babacan, Abdullah Gül, Sadullah Ergin, Beşir Atalay bir kutup, Ahmet Davutoğlu, Selim Temurci, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ diğer kutup olarak çalışmalarına devam ediyorlar. Yeni bir oluşum kuracaklar. Önümüzdeki Eylül’den sonra bu partiyi göreceğiz.

PolitikYol Dosya | Levent Üzümcü: Sürekli mesaj vermeye alışmış, duymaya alışmamış bir yapı seçmenin mesajını alamaz

PolitikYol Dosya | Sezai Temelli: Muhalefet bu kadar güçlü ve halkı bir zemin yakalamışken geçmişin kutuplaşmış siyasetine tutsak olmaktan kurtulmalı