Pelin Teymur

CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, 23 Haziran süreci ve bu süreçten sonra çizilecek yeni yol haritasına dair sorularımızı cevapladı. 

“Korku filmi nereden başladıysa oradan bitecek” ifadelerini kullanan Özel; “1994 yılında Ankara ve İstanbul’u kaybederek bu korku filmini başlatmıştık, Ankara ve İstanbul’u geri kazanarak, CHP’nin yükselişinin ilk işaretini vereceğiz.” dedi.

  • İstanbul zaferinden sonra İktidar, “milletin mesajını aldık” diyor. Sizce, millet nasıl bir mesaj verdi?

İstanbul seçmeni, 23 Haziran seçimlerinde, 25 yıldır İstanbul’u, 17 yıldır ise ülkeyi yöneten iktidar partisine önemli bir ders verdi. İstanbullu, Millet iradesini yok sayan, halkın 31 Mart’ta tecelli eden kararını kabul etmeyen, insanlara üstten bakan, kente ihanet ettiğini kendi ağzıyla itiraf eden, hukuku arkadan dolanarak, Yüksek Seçim Kurulu’na karar aldıran, vatandaşlarını doğdukları yere, etnik kimliklerine göre ayrıştıran, fişleyen ve kendisine oy vermeyenleri “terör yandaşı” olmakla suçlayan bu anlayışa geçit vermedi. İstanbul’u kaybetmemek için etmedikleri iftira kalmayan, kentin İstanbulluya eşit ve adil dağıtılması gereken kaynaklarını, oğullarına, damatlarına, yakınlarına kurdurdukları vakıflar ya da şirketlere peşkeş çeken, israf düzeni yaratan bu anlayış kaybetti. İstanbul İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu’nun daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veren seçmenden önemli bir oy almış olması, seçmenin parti genel başkanları ve sözcülerinin bu ötekileştirici, kamplaştırıcı söylemlerine ciddi bir yanıt olarak değerlendirilmelidir. İstanbul seçimlerinde bir tarafta kendisine oy vermeyen seçmeni terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçlayanlar, diğer tarafta tüm yurttaşları kucaklayıcı bir dil kullananlar vardı. 23 Haziran seçimleri, siyasetteki kutuplaştırıcı dilin sandığa gömüldüğü bir seçim olması nedeniyle çok önemli sonuçlar doğuracaktır.

  • İktidar bu mesajların gereğini yapacak mı?

Bu, iktidar partisi ve ortağının meselesidir. Ancak, belediye başkanının, belediye şirketlerinin yönetim kurulu üyelerini seçmesine yönelik yasal ve 25 yıldır kullanılan hakkını gasp etmek için Çevre Bakanlığı eliyle genelge yayınlatmaya tevessül edenlerin, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere seçmenin mesajını aldığını söylemek doğru olmayacaktır. Belediye Başkanı’nın kanuni yetkisinin, bir bakanlık genelgesiyle, belediye meclisinin kullanabileceğine yönelik hazırlık yapmak, millet iradesini yok saydıklarının kanıtıdır.

  • Muhalefet bu süreçten ne tür dersler çıkarmalıdır?

31 Mart seçimlerine giden süreçte çok sık kullandığım bir ifade vardı. “Korku filmi nereden başladıysa orada bitecek. 1994 yılında Ankara ve İstanbul’u kaybederek bu korku filmini başlatmıştık, Ankara ve İstanbul’u geri kazanarak, CHP’nin yükselişinin ilk işaretini vereceğiz.” 31 Mart seçimlerinde bu amacımıza ulaştık ancak iktidar partisinin Yüksek Seçim Kurulu üyelerini baskı altına alarak hukuka ve vicdanlara sığmayan kararıyla 23 Haziran’da seçimler tekrarlandı. 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerini birlikte değerlendirirsek elbette Kırşehir’i, Bolu’yu, Artvin’i, Bilecik’i, Adana’yı, Mersin’i ve Antalya’yı yönetecek olmamız çok önemlidir ancak yerel seçim gecelerinde insanlar döner İstanbul ve Ankara’ya bakar. Bu seçimlerde daha önce Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermemiş kitlelere ulaşmış olmamız önemlidir. 31 Mart ve 23 Haziran’ı birlikte değerlendirirsek doğru aday tercihlerinin, doğru dili kullanmanın önemini bir kere daha gördük. Bu yerel seçimlerde bazı seçmen kitlelerinin partimize yönelik önyargılarını kırdığımızı değerlendiriyoruz, bu süreci daha da hızlandırmayı yönettiğimiz belediyelerdeki uygulamalarımızla devam ettireceğimize inanıyoruz.

  • Bundan sonra Türkiye’deki siyasal süreç nasıl bir yol haritası ekseninde yürüyecektir?

31 Mart ve 23 Haziran’da ortaya çıkan seçmen iradesini, iktidar partisi ve onun genel başkanında vücut bulan kibirli dilinin yanı sıra tek adam rejiminin getirdiği anlayışa da bir karşı duruş olarak değerlendiriyoruz. Ekonomi ve dış politika başta olmak üzere tek adam rejiminin Türkiye’yi getirdiği çıkmazlar, seçmen tarafından da görülmüştür. Parlamenter demokratik rejime kasteden anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde iktidar partisi ve küçük ortağının propagandasını yaptığının tersi bir rejim ile karşı karşıya kaldığımızı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin de içinde olduğu “hayır bloku”nun endişelerinin haklı çıktığı, kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliğinin tesis edildiği, “güçlü parlamento” tezinin içinin tamamen boş çıktığı bir süreci yaşadık. 16 Nisan’da rejimin değişmesi yönünde oy kullanan seçmen de, iktidar partisinin bazı eski yöneticileri de “Türk tipi başkanlık sistemi” olarak sunulan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin yanlış olduğunun altını çiziyorlar. Hatta bazı anketlerde benzer bir referandumun yeniden yapılması durumunda yüzde 60’ların üzerinde “hayır” oyu çıkacağına yönelik ölçümlemeler yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, 16 Nisan referandumu ve 12 Eylül rejiminin tüm handikaplarının geri alındığı güçlendirilmiş bir parlamenter rejime geri dönüleceği, Parlamento’nun güçleneceği, kuvvetler ayrılığının tesis edilebileceği, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının sağlanabildiği bir anayasa değişikliğini hayata geçirmeyi hedef olarak önüne koymuştur.

PolitikYol Dosya | Fikret Başkaya: Muhalefetin radikal olarak neoliberal politikaları reddetmesi gerekiyor

PolitikYol Dosya | CHP’li Toprak: Tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla ömrünü tükettiği bir döneme giriyoruz