CHP Parti Meclisi Üyesi, Prof. Dr. Burhan Şenatalar ile 23 Haziran seçimlerinden sonraki süreci konuştuk.

Muhalefetin tezlerinin genel anlamda doğrulandığını ifade eden Şenatalar; “Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, saydam ve hesap verebilir ve liyakata dayalı kamu yönetimi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, farklılıkların zenginlik olarak görülmesi ve tüm yurttaşların birinci sınıf yurttaş olarak kendi kimliğini özgürce yaşaması, başta medya olmak üzere tüm ekonomide tekelleşmenin önlenmesi, özgürlükçü bir eğitim sisteminin kurulması, yoksullukla mücadelenin yurttaşlık hakkına dayanan poltikalara dayanması gibi konuların önemi çok açık görülüyor.” dedi.

  • İstanbul zaferinden sonra İktidar, “milletin mesajını aldık” diyor. Sizce, millet nasıl bir mesaj verdi ve İktidar bu mesajların gereğini yapacak mı?

“Millet nasıl bir mesaj verdi” sorusunun tam yanıtlanabilmesi için doğrudan oy vermiş olan kitleyi temsil edecek bir grupla bir araştırma yapmak gerekir. Oy vermiş kitle derken bir yönde oy kullanan %45’I de, öbür yönde oy veren %54’ü de kapsayan bir araştırma. Böyle bir araştırmada da ilk defa adeta bir deney yapılmış gibi iki seçimin sonuçları elimizde olacak. Ayrıca ilk defa bir yönde kullandığı halde, ikinci kez farklı yönde oy kullanmış olanların da oy verme saikini anlama olanağı olacak. Şimdi böyle bir araştırma elimizde olmadığına göre milletin mesajını çözmek, ister istemez bizim kafamızdaki düşünce ve bilgilerden hareketle yapılacak bir yorum olacak.

Aslında 31 Mart ile 23 Haziran arasında ortaya çıkan değişimi yorumlamak biraz daha kolay. Örneğin SP seçmeninin kendi adayına birinci seçimde verdiği oyla ikinci seçimde verdiği oy arasında 55 000 azalma oluşu, BTP,DP ve DSP’nin 23 Haziran’da aday göstermemesi nedeniyle ilk seçimdeki 80 000 dolayındaki oyun serbest kalışı, B.Yıldırım’ın oylarının 220 000 kadar azalışı ve de E.İmamoğlu’nun oylarının 600 000’e yakın artışı özünde 31 Mart seçiminin iptaline duyulan tepkiyi yansıtmaktadır. Buradaki mesaj “haksızlık yaptınız, hukuk çiğnendi, adaletten uzaklaştınız”

E.İmamoğlu’nun birinci seçimi de kazanmış olduğu aşikar, dolayısıyla hem birinci seçimi kazanması, hem de ikinci seçimde 800 000’i aşan bir farka ulaşması ona atfedilen çok önemli ve olumlu özellikler bulunduğunu gösteriyor. Bunlarla ilgili olarak elimizde çok somut veriler olmasa da, gözlemlere ve izlenimlere dayanarak bazı yorumlar yapabiliriz.

Bu yorumlara geçmeden netleştirmemiz gereken, önemli birkaç nokta var: Biliyoruz ki, bu seçimleri belirleyen “büyük projeler” olmadı. Bu seçimler gerçek bir ittifakın başarısıdır. Öncelikle bu ittifakın doğrudan mimarları K.Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in oynadıkları rol çok belirleyici olmuştur. HDP’nin dışardan desteği de aynı derecede önemlidir. Önemle vurgulanması gereken bir nokta da CHP örgütünün ve gönüllülerin olağanüstü çabasıdır. Ne var ki, seçmen özellikle 23 Haziran’da, her zaman olduğu gibi adaylara odaklanmıştır. %45’in büyük bölümünün daha önce de olduğu gibi, birinci derecede Erdoğan’a bağlılık saikiyle hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bu seçmenin mesajı destek anlamına gelse de, ne kadar gönülden ve ne kadar kuvvetli, bilemiyoruz. E.İmamoğlu’na verilen oyların önemli bir bölümü parti tercihlerinin sonucu olsa da, seçim sonucunu belirleyen İmamoğlu’nun kişiliği, duruşu, söylemi, düşünceleri ve davranışları olmuştur. Bunlardan çıkan mesaj bence nettir, ancak hangi seçmen hangi mesajı önemsedi, onu tam bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz şudur: Toplumsal barış, buluşma, uzlaşma, diyalog sözcükleri, adil,tarafsız, saydam ve liyakata önem veren bir yönetim anlayışı, İmamoğlu’nun mütevazı , sıcak, pozitif kişiliği, kendisini eleştirenleri de samimi bir ilgi ile dinlemesi aslında hem bir siyaset yapma tarzını, hem de özlenen bir siyaset dilini ortaya koydu. O kadar ki, gördüğü büyük ilgiyi bence en güzel biçimde İmamoğlu’nun kendisi “Bu millet bizi sevdi kardeşim” diyerek özetledi. İşte bu saydığım özellikler aslında sadece kişisel özellikler olarak değil, aynı zamanda bir yönetim anlayışı olarak da anlamlı bulundu.

Son olarak eklemekte yarar gördüğüm bir nokta da ekonomiyle ilgili. Çok iyi bilindiği gibi, özellikle bir yıldır Türkiye ekonomisi çok sıkıntılı bir durumda. Düşük büyüme hızı, yüksek enflasyon, olağanüstü yüksek işsizlik, gerileyen yatırımlar vb , özetle yurttaşın artan geçim sıkıntısı, buna karşılık sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde değil, aynı zamanda merkezi yönetimde israf ve gösteriş. Bunlar da doğal olarak büyük bir tepki yaratmıştı ve İmamoğlu İstanbul’da geçim sıkıntısı yaşayanların, özellikle dezavantajlı ve yoksul kesimlerin dertlerine tercüman oldu. Kendisine verilen oylarda bu sorunlarla ilgili olarak bir mesaj var.

Konuyu en genel anlamda şöyle bir özete bağlayabilirim: İktidarın el değiştirdiği seçimlerin şöyle bir matematiği var; iktidardan bıkkınlık , şikayet çok artmış, sorunların çözüleceğine dair umut ve güven çok zayıflamış, buna karşılık alternatife duyulan umut ve güven daha yüksek.

  • İktidar bu mesajların gereğini yapacak mı?

Bu soruyu şöyle soralım: İktidar bu mesajların gereğini yapabilecek mi? Yapamayacak . Vizyonu da, sorunlara bakış açısı da , kadroları da yetersiz.

Öncelikle şu nokta çok net : Sorunlarımızın bir numaralı kaynağı, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denen demokrasinin özüne aykırı bu sistemdir. 80 milyonu aşkın nüfusu olan bir toplumu, 21. Yüzyıl dünyasında tek merkezden yönetme olanağı yoktur. Bunu düşünmek ve kurgulamak tarihsel bir hatadır. Ayrıca Erdoğan’ın fazlasıyla ötekileştirici ve kutuplaştırıcı siyaset yapma tarzı da sorunları ağırlaştırmaktadır. Son olarak açıkladığı kutuplaşmanın siyasette normal olduğu görüşü de sorunun ciddiyetini yansıtmaktadır.
İçinde bulunduğumuz günlerde iktidara yakın bazı medya mensupları cumhurbaşkanının ve B.Yıldırım’ın İmamoğlu’nu kutlamalarını demokrasi kültürü açısından çok önemli bir örnek olarak yorumladılar. Demokrasi kültürü bu kadar yüzeysel bir kavram değil. Aynı günlerde, tam da Gezi ile ilgili davanın görüldüğü günlerde cumhurbaşkanının Gezi ile ilgili ağır ithamları hangi demokrasi kültürü ile ilgili? Yine bugünlerde medyada cumhurbaşkanının kabinede yapacağı değişiklik ve bunun önemine dair yorumlar yaygın. Kabinede değişikliğin politikalarda ciddi bir değişiklik getirmesi olasılığı sıfır.

  • Muhalefet bu süreçten ne tür dersler çıkarmalı ve bundan sonra Türkiye’deki siyasal süreç sizce nasıl bir yol haritası ekseninde yürüyecektir?

Muhalefet ne tür dersler çıkarmalı? Muhalefetin tezleri genel anlamda net biçimde doğrulandı. Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, saydam ve hesap verebilir ve liyakata dayalı kamu yönetimi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, farklılıkların zenginlik olarak görülmesi ve tüm yurttaşların birinci sınıf yurttaş olarak kendi kimliğini özgürce yaşaması, başta medya olmak üzere tüm ekonomide tekelleşmenin önlenmesi, özgürlükçü bir eğitim sisteminin kurulması, yoksullukla mücadelenin yurttaşlık hakkına dayanan poltikalara dayanması gibi konuların önemi çok açık görülüyor. Dolayısıyla bugüne kadar başarıyla getirilmiş olan diyalog, işbirliği ve ittifak anlayışı (merkez ve yerel düzeylerde) güçlü tutulmalıdır.

  • Bundan sonra Türkiye’deki siyasal süreç nasıl bir yol haritası ekseninde yürüyecektir?

Bundan sonra siyasetin yukarda saydığım temalar etrafına yürüyeceğini düşünüyorum. Bu temaların temel dayanağı da kapsamlı bir anayasa değişikliği olmak durumundadır. Bu süreç tabii üç beş aylık bir süreç değildir, ancak şurası da çok nettir: Taşlar ciddi biçimde yerinden oynamıştır, bu sistem böyle süremez. İktidarın sorun çözme kapasitesi çok zayıflamıştır, toplum bunu giderek daha iyi kavrayacaktır. İktidar zaman zaman sert yöntemlere başvurma yoluna da gidebilir, bu yöntemler de gidişi daha da hızlandıracaktır. Nasıl ki, 31 Mart sonuçlarına karşın büyükşehir belediye başkanı seçiminin iptal edilmesi, nasıl ki ikinci seçim için Erdoğan’ın geri plana çekilmesi, İmralı’dan seçime üç gün kala bir mesaj getirilmesi bir işe yaramadıysa.

PolitikYol Dosya | CHP’li Özel: İstanbullu kendisine oy vermeyenleri “terör yandaşı” olmakla suçlayan anlayışa geçit vermedi

PolitikYol Dosya | Fikret Başkaya: Muhalefetin radikal olarak neoliberal politikaları reddetmesi gerekiyor

PolitikYol Dosya | CHP’li Toprak: Tek adam sisteminin modeli ve kurumlarıyla ömrünü tükettiği bir döneme giriyoruz