Politikada Seyir Sanatı ve Almanya seçim sonuçları

Cansu Işık
Cansu Işık, 2004’de İzmir Özel Türk Koleji Anadolu Lisesi’nden mezun olmuştur. 2007’de Brandenburg Teknoloji Üniversitesi’nde, Ekonomi üzerine Erasmus öğrenci değişim programı çerçevesinde 6 aylık uygulamalı Ekonomi-siyaset eğitimi görmüştür. 05/2007-07/2007 tarihlerinde Berlin’deki TRT’de haber programcılığı ve yayıncılığı üzerine staj yapmıştır. Röportaj, montaj, basın, medya yayıncılığı kısımlarında görevde bulunmuştur. 2008’de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olmuştur. 2012’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Siyaset Bilimi Anabilim dalında “Milliyetçilik ve Ulusal Sol Tartışmaları Işığında Türkiye’de Cumhuriyet Mitingleri” başlıklı tezi ile yükseklisansı tamamlamıştır. Çeşitli yayınları ve bildirileri vardır. Yazı yazmak ve kültürel faaliyetlerle ilgilenmektedir.

Brecht, Seyir Sanatı’nda oyuncunun bütün davranışlarının daha anlaşılabilir bir yol seçtiğinden, diğer bir deyişle hayrete kapılma” diye bir şeyi olanaksız kıldığından bahseder.

Bertolt Brecht’in “Oyun Sanatı ve Dekor” adlı eserinde belirttiği “Seyir Sanatı’nın”  avangart bir sinema filmi olan 1927 yapımı Walter Ruttmann’ın “Berlin: Bir Kent Senfonisi (Berlin: Die Sinfonie Der Grosstadt)” adlı filmindeki zamansallığını, başka olanın mekânla aidiyetinde sabit olmadığını varsayarak,  “sokak-üretim ve politika” ekseninden açımlamayı ve politikanın yerini “dekor” olarak seçmeyi öngörüyorum. Örneğin Brecht, Seyir Sanatı’nda oyuncunun bütün davranışlarının daha anlaşılabilir bir yol seçtiğinden, diğer bir deyişle “hayrete kapılma” diye bir şeyi olanaksız kıldığından bahseder. Birbirine eklenmiş beş ayrı bölümden oluşan filmde, birbirine geçiş ve eklemlenme, “tren ya da tramvaylarla” sokağa açılır. Bizzat akıp giden zamanda, sokak gerçekten de “akışkan mıdır”?

Almanya 2021 seçimi sonrasında, sosyal demokrasinin yönelimleri üzerinde Almanya 2021 seçim koalisyonunun (merkez sol-yeşil-liberal) olası etkilerinin, Türkiye örneklemi ve yeni bir sosyal demokrasi evrimciliği üzerinden yansımaları, önemli bir kırılma noktası olarak durmaktadır.

Belgesel-deneysel sinema, gerçekliğin kendisini yani “birebir kopya niteliğini” değiştirir; gerçekliğin kendisini harmanlar ve kurgusal nitelikle yansıtır. Kurgusal-deneysel sinema filmleri, insanı ve olayları, kentin kendi zamansallığında akıp giden bir mekân aidiyeti kapsamında ele alır. Örneğin, kent senfonileri filmlerinden 1927 yapımı Walter Ruttmann’ın “Berlin: Bir Kent Senfonisi” filmi, Sovyet montaj teorisi ile çekilmiştir. Filmde, olaylar içinde yer alan insan, eşya, nesne, doğa kendi kurgusallığı içinde “kentin kendi varlığını” ele alır.  Rutmann kenti, zamanı, sabah, öğle ve akşam vakitleri içinde canlı bir varlık gibi ele alır. Bölümlerin adeta olağan yavaşlığı ve hızlılığı içinde birbirine geçişi, kentin varlığının sembolü olan tren ya da tramvaylarla gerçekleşir. Bu filmin önemi, 21. Yüzyılda pandemi ile sarsılan dünyanın, olağan yavaşlığı ve hızlılığını farklı beş evreden geçerek, o bildik kentlerin varlığının bağımsız bir kurmaca içinde izleyiciye perspektif sunarak yol almasıdır.

Rutmann, kenti, zamanı, sabah, öğle ve akşam vakitleri içinde canlı bir varlık gibi ele alır. Bölümlerin olağan yavaşlığı ve hızlılığı içinde birbirine geçişi, kentin varlığının sembolü olan tren ya da tramvaylarla gerçekleşir.

Filmin buhrandan hemen az önce çekilmesi, kameranın yavaş çekimle ilerlemesi, uykudaki Berlin’in üretimden önceki “boş sokakları” ile sabahın ilk saatlerindeki hali, üretim-insan-aktivite ve insan” diyalektiğini gözler önüne serer. Trenin hareketiyle, insan hareketliliği de başlamış olur; önce işçiler, daha sonra ofis çalışanları gelir. Fabrikalara yönelim başlar.  Ve tabii modern zamanların o makineleri çalışır. Gün başlamıştır artık. İkinci bölümde, pencere ve kapı metaforu ile saat 8.00’dir ve çocuklar okula doğru yol alır; kentin insan aktivitesine olan kolu açılır. Filmin üçüncü bölümü, bir geçiş alanıdır. Trenin geçişiyle açılır. En yoğun saat dilimidir. İnşaat işçileri, sokak satıcıları, yoğun trafik, bir adamla bir kadının sevgi çıkmazı… vb. Gazete manşetiyle üçüncü bölüm son bulur. Dördüncü bölümde, saat 12.00’dir. Öğle tatilidir.  Yemek molası verilir. Gündüz gazetesi manşeti hazırdır. Kriz, Durgunluk, Borsa, Cinayet, Kaos (Akbulut,2012:64)”. Yaşamın diğer bir yüzü daha vardır: “Eğlence, spor ve zevkler”.  Gece başlamıştır artık.

Filmin son bölümü, “gece” teması ile Berlin’in gece hayatına odaklanır. Dans, müzik ve gösteriler içinde zamansallık hareketlenmiş gibi olur. O zamansallık içinde gece “herkes içindir”. Uyku vakti gelmiştir. Yorgun bir Berlin, bir sonraki günü bekler.

Film ve insan arasındaki ilişki, John Berger’in “Görme Biçimleri” ve Brecht’in “Seyir Sanatı’nı” hatırlatmaktadır. Yani aslında insan öylesine kaptırmıştır ki kameraya kendini, en olağan soru, Gördün mü” ya da yoruma yer bırakan Sen bu konuda ne düşünüyorsun bakalım? (Brecht)” sorusuna dönüşebilir. Dolayısıyla, böyle bir ünlem (!) umut vericidir. Yorum bilgisine dönüşen her bilgi, bir perspektifin aralığı olarak “sert ve katı olan bilgiyi” başka bir davranış biçimine dönüştürür.

Yorum bilgisi açısından 2021 tarihli Almanya Federal Meclis Seçimleri, tahmin ettiğim ve sevindiğim bir politik bir bağlam ve toplumsal gerçekliğin bir izdüşümü olarak sonuçlandı. SPD, şansölye adayı Olaf Scholz’la Federal Meclis seçimlerini kazandı. Parti oyların yüzde 25,7’sini aldı. CDU/CSU genel sekreteri Armin Laschet yüzde 24,1 oy aldı. Yeşiller genel sekreteri Annalena Baerbock yüzde 14,8 oy aldı. FDP yüzde 11,5, AfD yüzde 10,3 ve Sol Parti yüzde 4,9’luk oy oranlarına ulaştı. “Sol Parti baraj altında oy almasına rağmen üç adayı doğrudan seçilme hakkı kazandığı için oyu ölçüsünde grubunu meclise gönderebilecek gibi duruyor” yorumu getiriliyor. Deutsachland.de‘nin haberine göre, Yeni Federal Meclis’teki sandalye dağılımının şöyle olduğu bildiriliyor: “SPD 206 (2017: 153), CDU/CSU 196 (2017: 246), Yeşiller 118 (67), FDP 92 (80), AfD 83 (94), Sol Parti 39 (69). Danimarkalı azınlığı temsil eden Güney Şilezya Seçmenler Birliği’nin de (Deutschland.de)” bir sandalye kazanmış olduğu vurgulanıyor.

Bu kapsamda seçim sonuçları, aslında bir toplumun realitesinin 21. Yüzyıldaki tablosu görünümündedir. Dünya genelinde popülist milliyetçi gündemlerden sonra seçimlerin Almanya’da koalisyonun (SPD, Yeşiller ve Hür Demokratlar) ortaya çıktığı böyle bir gündemle sonuçlanması, yeni sosyal demokrasi evrimciliğinin yansımalarının gerçekliğini yüzeye çıkarabilir ve dünya genelinde böyle bir yansıma Sosyal demokrasinin “yeni ilkelerini” gündeme taşıyabilir.

Gözlemlediğim, bir kentin akışkanlığının, sürekli değişen politik gündemler, seyircisiz sinemalar, üreticisiz sokaklar ve öğrencisiz okullarla mümkün olmamasıdır.

Gözlemlediğim, bir kentin akışkanlığının, sürekli değişen politik gündemler, seyircisiz sinemalar, üreticisiz sokaklar ve öğrencisiz okullarla hayata gelemiyor olmasıdır. Bu noktada, yeni bir sosyal demokrasi evrimciliğine doğru yol almamız gerektiğini bir “izlek” olarak kabul etmek gerekiyor.  21. Yüzyılın en çok tartışılan tarihçisi Yuval Noah Harari, politikanın “dedikodu” niteliğini, “insan sosyal bir varlıktır” anlayışından türetmişti. Kendisini işe yaramaz (gereksiz) olarak gören bir sınıfın, sınıf ve dünya politikasına ne derece yön vereceği “karar alıcıların ve dünya yurttaşlarının elindedir”.

Dolayısıyla, ilkeler yeni gerçeklikler üzerinden ilerler:

– Eğitimin meritokratik (yetenek) kent yönelimleri ile tasarlanması,

– Ekonomik ve sosyal kooperatifçilik,

– “İnsan sosyal bir varlıktır” diyorsak, “konuşma ve fikir dünyasına” katkılar sunmalıyız.

Yeni gerçekliklerin izdüşümleri için yeni sosyal gerçekliklerden” bahsetmeyi birer perspektif olarak yorumlayabiliriz. Çocukluğumda tıp lokalinde jeton ve bozuk para vererek içtiğim portakallı oralet çay herkesin hakkıdır.

Bastırılmış olanın geri dönüşü sancılı bir uğraktır. Bu yüzden Türkiye özelinde unutulmuş birer uygulama olsa da “meslek, öğrenci, yurttaş ‘lokallerine’” dönmek son derece şans ve umut dolu bir uygulama olmuş olur.

– Tüketim odaklı ilkelerden “tasarruf, dönüşüm ve yeni meslek” sınıfları uygulamalara dönüşüm,

– Karma ekonomi ve prekaryanın enerjisine olanak tanıyan esnek uygulamalar (bazı meslekler için),

– Doğa dostu kentler, limanlar,

– Toplumsal cinsiyet etiği ve Siyasal Etik,

– Din veya inanç özgürlüğü.

Bunlar, “evrimci ve ilerlemeci” izleklerdir. Yeni gerçekliklerin izdüşümleri ve “bugün ne yapıyorsun?” sorusuna “şimdilik, bu kadarı” dememiz için, “olanaklar” ve “yeni sosyal gerçekliklerden” bahsetmeyi birer perspektif olarak yorumlayabiliriz. Çocukluğumda, tıp lokalinde jeton ve bozuk para vererek içtiğim portakallı oralet çay herkesin hakkıdır.

KAYNAKÇA

Der. Durmuş Akbulut, “Sinemanın İlkleri: Belgesel ve Deneysel Sinema”, Etik Yayınları, Nisan, 2012.

Bertolt Brecht, “Oyun Sanatı ve Dekor”, Türkçesi. Kamuran Şipal, Agora Kitaplığı, Kasım, 2011.

Fotoğraf: MUBI Sinema

https://www.deutschland.de/tr/news/almanyada-secim-sonuclandi-spd-onde-cducsu-ikinci

Cansu Işık
Cansu Işık, 2004’de İzmir Özel Türk Koleji Anadolu Lisesi’nden mezun olmuştur. 2007’de Brandenburg Teknoloji Üniversitesi’nde, Ekonomi üzerine Erasmus öğrenci değişim programı çerçevesinde 6 aylık uygulamalı Ekonomi-siyaset eğitimi görmüştür. 05/2007-07/2007 tarihlerinde Berlin’deki TRT’de haber programcılığı ve yayıncılığı üzerine staj yapmıştır. Röportaj, montaj, basın, medya yayıncılığı kısımlarında görevde bulunmuştur. 2008’de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olmuştur. 2012’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Siyaset Bilimi Anabilim dalında “Milliyetçilik ve Ulusal Sol Tartışmaları Işığında Türkiye’de Cumhuriyet Mitingleri” başlıklı tezi ile yükseklisansı tamamlamıştır. Çeşitli yayınları ve bildirileri vardır. Yazı yazmak ve kültürel faaliyetlerle ilgilenmektedir.
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
39,803TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da