“Temel gelir yaklaşımı kesinlikle vazgeçilmezdir, ancak sosyal demokrat geleneğin parçası değildir. Bir düşünün. Savaş sonrası konsensüsü bütünüyle ulusal sigorta ile ilgiliydi, temel gelirle değil. Artık ya yeni toplumumuzu düzenleyen temel bir gelir sahibi olacağız ya da çok önemli toplumsal çatışmalar yaşayacağız.”

Yanis Varoufakis, The Economist, 31 Mart 2016

Koşulsuz temel gelir düşüncesi moda. Finlandiya’dan İsviçre’ye, San Fransisco’dan Seul’e insanlar hiç olmadığı kadar bunun hakkında
konuşuyorlar. Temel gelir, kısaca ve her seferinde bir ülkeyle sınırlanmış şekilde olsa da daha önce iki kez gerçek bir kamusal tartışmanın nesnesi olmuştu. Her iki seferde de merkez sol merkezi bir rol oynadı.

İlk tartışma I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’de gerçekleşti. Quaker ve mühendis Dennis Milner 1920 İşçi Partisi konferansında
“devlet bonusu” teklifini tartıştırmayı becerdi. Teklif reddedildi ancak partinin önde gelen üyeleri takip eden yıllarda “toplumsal pay” adı altında bunu savunmaya devam ettiler. Bunlar arasında Oxford’lu iktisatçı ve siyasal kuramcı George Cole ve geleceğin Nobel ödülü sahibi James Meade bulunuyordu.

İkinci tartışma 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Birleşik Devletler’de gerçekleşti. Bir diğer geleceğin Nobel ödülü sahibi James
Tobin, yine Demokrat Parti’nin solunda olan Harvard’lı iktisatçı ve çok satan yazar John Kenneth Galbraith’le birlikte bir “nüfus ödeneği” (demogrant) getirilmesini savundu. İkna olan Senatör George McGovern, Demokrat başkan adaylığı için kampanyası sırasında
kendi programında teklife yer verdi, ancak Richard Nixon’a kaybettiği 1972 seçimlerine aylar kala bunu programından çıkardı.

Şu anki, çok daha uzun ve giderek küresel olan tartışma Avrupa’da 1980’lerde ortaya çıktı. Temel gelire olan ilgi çok sayıda ülkede az
ya da çok eş zamanlı olarak arttı ve artık bütün kıtalarda ulusal şubeleri olan bir ağın (BIEN) oluşturulmasına yol açtı. Ancak bu sefer sosyal demokrat sol tam olarak ön planda değil; örneğin yeşillerden çok daha geride, ya da liberal sağ ve aşırı sağın bazı kesimlerinden.

Ortak Yanlış Anlamalar

Temel gelirde sosyal demokratların şüphelerini tetikleyecek ne bulunuyor ve coşkularını ateşlemesi gereken ne var? Bu tarz soruları yanıtlamak için temel gelirin ne olduğunu ve ne olmadığını netleştirmek önemlidir.

Mevcut toplumsal yardım şemalarının koşulsuz olup olmadıkları üç hususa bakarak söylenebilir: yardımlar nakit olarak ödenir, önceden sosyal güvenlik ödemelerinin yapılması koşuluna bağlı değildir ve söz konusu ülkenin vatandaşları ile sınırlanmış değildir. Bir temel gelirin koşulsuz olması buna ek olarak üç hususla mümkündür: Bireyseldir, yani faydalananların hanehalkı durumundan bağımsızdır. Evrenseldir, yani hak kazanma başka kaynaklardan gelir düzeyine bağlı değildir, ve sorumluluktan muafdır, yani çalışan ya da çalışmak isteyenlerle sınırlı değildir.

Böyle bir temel geliri zenginler de dahil herkese temin etmek absürt değil midir? Hayır değildir. Bir gelir testinin olmamasın zenginler için daha iyi değildir. Yoksullar için daha iyidir. Zenginlerin temel gelire ihtiyacı olmadığı doğrudur, halihazırdaki bireysel gelir vergi
sistemlerinde yaptıkları gibi gelirlerinin en alt katmanlarının vergilendirilmemesi ya da düşük oranlarla vergilendirilmesine ihtiyaçları
olmadığı gibi. Yüksek kazançlılar elbette kendi temel gelirleri ve diğerlerine ödenen temel gelirlerin bir kısmını ödeyeceklerdir. Herkese kendi gelirinden bağımsız, otomatik ödenen gelirin büyük bir avantajı yoksullara, damgalama olmaksızın, sadece ihtiyaç duyanlara yapılan bir ödemeden çok daha etkili bir şekilde ulaşmasıdır. Bir diğeri, kazançlarla birleştirilebilir olduğundan, yoksullar para kazanmaya başladıklarında geri alındığı için kolayca yakalanabilecekleri bir ağdan ziyade onlara dayanabilecekleri bir zemin temin
etmesidir.

İş hakkını gelir hakkıyla değiştirmek kabul edilebilir değil midir? Temel bir gelir öyle bir şey yapmaz. Tam tersine. Esnek, zeki bir iş paylaşımı sağlar. Çok çalışan insanların çalışma zamanlarını azaltmasını ya da bir kariyer molası almasını kolaylaştırır. İşsizlerin böylece
boşalmış olan işi almasına, kazançları temel gelirlerine eklendiğinden işi yarı zamanlı bir şekilde üstlenebilecekleri için daha da kolay bir şekilde olanak sunar. Ve temel gelirin sunduğu sağlam zemin; istihdam, eğitim ve aile arasında, tükenme ve erken emekliliği azaltacak, böylece insanlara çalışmayı hayatlarının daha uzun bir süresine yayma olanağı sunan daha akışkan bir gidiş gelişe neden olur. Sosyal demokratların doğru bir şekilde vurguladığı üzere ücretli işe erişim bu işin temin ettiği gelire indirgenemeyecek nedenler dolayımıyla
önemlidir. Çalışma koşulu olmadan temel gelir ödemesini savunanlar bunu inkar etme ihtiyacı duymazlar. Cömert, koşulsuz bir temel gelirin dahi sürdürülebilir olacağından emin olanların da aralarında yer aldığı kişiler bunu sorgulamadan kabul ederler: yüksek vergilendirmeye ve daha rahat olan çalışmama seçeneğine karşın, varsayımlarına göre, iş sadece gelirden çok daha fazla anlam ifade
ettiği için insanlar çalışmaya devam edeceklerdir.

Refah Devletinin Sonu?

Temel bir gelirin getirilmesi refah devletlerimizin bizzat varlığını tehdit etmez mi? Tam tersine, bunları kurtarmaya gelir.Temel
bir gelirin, hiçbir şekilde, kamusal olarak karşılanan eğitim ve sağlık bakımına alternatif olmadığını söylemeye gerek dahi yoktur. İşçilerin katkılarıyla karşılanan kazançla ilişkili sosyal sigorta ödemelerinin tam ikamesini sağlamak da amaç değildir. Ancak her hanehalkı üyesinin kendi geliri olacağı düşünüldüğünde nakit ödemeler ve bunun için gereken fonlama buna mukabil düşürülebilir, ödemeler bireysel hale getirilip basitleştirilebilir ve böylece ödemelerin tabi kılındığı koşullarla ilişkili tuzakların derinliği azalacaktır.
Uzun vadede dahi toplumsal yardımın ortadan kalkması beklenemez. Hem bireysel hem de evrensel olduğundan, makul temel gelir düzeyleri belirli koşullardaki insanlar için ihtiyaca göre aktarımlardan vazgeçme olanağı sunmayacaktır. Yine, koşulsuz zemin göz önünde bulundurulduğunda tuzaklar azaltılacak, bu koşullu ödemelere bağımlı insan sayısı düşecek ve sosyal hizmet görevlilerinin önemli işi kolaylaşacaktır. Varolan refah devleti altında koşulsuz bir zemin sunmak usulen yeniden uyarlanan sosyal sigorta ve sosyal yardım sistemlerini ortadan kaldırmayacak ancak bunları güçlendirecektir.

Yine de temel gelirin bu iki mevcut modelden temelde farklı bir toplumsal korunma modeli oluşturduğu doğrudur. Buna göre daha önceki sisteme en yakından dahil olanların kendilerine karşı gelinmiş hissetmeleri ve direnmeleri beklenebilir. Erken 16. yüzyılda belediye kamusal yardımları Kilisenin organize ettiği hayır işlerinin tekeline karşı geldiğinde ve geç 19. yüzyıldan itibaren
devletin organize ettiği emeklilik ve sağlık sigortası sistemleri yoksullara yardım kurumlarının konumuna karşı geldiğinde böyle olmuştu. Sosyal demokratlar arasında ve emek örgütlerinde temel gelir için coşku eksikliğinin refah devletinin bugünlerde omurgasını oluşturan sosyal sigorta sistemlerinin başlaması, geliştirilmesi ve yönetilmesinde oynuyor oldukları önemli rolle bir
şekilde ilişkisi olduğunu tahmin etmek zorlama olmaz.

Böyle bir direniş tamamen anlaşılırdır, hatta takdire layıktır: sosyal sigorta temelli refah devletleri toplumsal adalet konusunda
büyük bir fark yaratırlar ve savunulmaya değerler. Ancak bu sosyal demokratları yüzyılımızın taleplerine karşılık vermek için kendi doktrinlerini acilen güncellemekten muaf kılmaz: sonsuz büyümenin hem arzu edilirliği hem de  mümkünatının sosyal demokratların geçen yüzyıl bel bağladığı açıklığını tümüyle kaybettiği bir yüzyıl, tam zamanlı hayat boyu ücretli emeğin sadece bir azınlık için mümkün ve arzu edilir olduğu bir yüzyıl, solun özgürlük temasını sağın tekeline almasına izin veremeyeceği bir yüzyıl.

Üçüncü Model

Toplumsal korumaya gelince, bu, hem eski sosyal yardım modeli – kamusal hayır – hem de sosyal demokrasinin yakın bir şekilde
ilişkilendirildiği ve savunma görevini üstlenmiş hissettiği sosyal sigorta modelinden – işçi dayanışması – kökten farklı bir üçüncü modele yer açmayı gereksinir. Bugünün meydan okumalarına yanıt verebilmek için, bir bakıma Marks’ın sömürü kuramından bu yana sol kanat düşüncenin çoğunun merkezinde yer alan bir yanılsamadan kurtularak sol, “işçicilik”ten “sosyalizm”e doğru hareket
etme ihtiyacı hissedecektir. Gerçek gelirlerimizin önemlice bir kısmının (günümüz kapitalistlerinin geri durmaları bir kenara) bugünün işçilerinin çabalarının meyvesi değil, sermaye birikimi, teknolojik yenilik ve geçmişten miras alınan kurumsal gelişmelerle giderek birleştirilen doğanın hediyeleri olduğunu solun tam olarak fark etmesi gereklidir. “İşçici” bir perspektifte – doğrudan ücretler biçiminde ya da dolaylı olarak işleri aracılığıyla hak kazandıkları toplumsal ödemeler biçiminde olsun – kendi vasıflarının piyasa değeri, çalışma zamanlarının uzunluğu ve pazarlık güçleri ile orantılı bir biçimde bu hediyeyi ahlaken hak edenler bugünün işçi neslidir. Gerçek “sosyalist” bir perspektifte bu hediyeyi hak edenler, iyi korunumlu tam zamanlı istihdam ve genel olarak ücretli işlerde yer almaları ölçüsünden bağımsız olarak kadın ve erkek, eşit bir şekilde toplumun bütün üyeleridir.

Bu daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, erkeğin yanında daha az yer alan perspektif koşulsuz bir temel geliri destekleyen güçlü bir varsayım
barındırır. Bu, solun korkacağı bir şey değildir. Coşkulu bir şekilde kucaklaması gereken bir şeydir. Böyle yapacağına dair herhangi bir emare var mı? İşte bir örnek: Andy Stern yakın zaman öncesine kadar, iki milyona yakın üyesiyle
Birleşik Devletler’in en büyük sendikalarından olan Uluslararası Hizmet İşçileri Sendikası başkanıydı. Yeni kitabının başlığı kendisini ele veriyor: Zemini Yükseltmek: Evrensel bir Temel Gelir Nasıl Ekonomimizi Yenileyebilir ve Amerikan Rüyasını Yeniden İnşa Edebilir? (Raising the Floor: How a Universal Basic Income Can Renew Our Economy and Rebuild the
American Dream
, New York: Public Affairs, Haziran 2016’da yayımlanacak).

Kaynak: https://www.socialeurope.eu/2016/04/44878/

Philippe van Parijs hakkında

Philippe van Parijs, 1991’de oluşturulmasından
itibaren Hoover İktisadi ve Toplumsal Etik Kürsüsü’nü yönettiği  Louvain Üniversitesi’nde (UCL) İktisadi,
Toplumsal ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Profesördür.

Bu makale orijinalinden Türkçe’ye Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.