Helena Yoranita Souisa ve Primatia Romana Wulandari

Endonezya, İslamcı Endonezya Hizb ut-Tahrir (HTI) örgütünü Temmuz 2017’de bir kararnameyle yasakladıktan sonra şimdilerde ülkedeki devlet ideolojisi Pancasila’ya karşı olduğu varsayılan cemaat örgütlerini çabucak dağıtmak üzere bir hükümet yetkisini mevzuata yerleştirmeye kalktı.

24 Ekim Salı günü mevcut 445 yasa koyucudan yedi ayrı gruba mensup 314’ü cemaat örgütlerine dair kanun (Perppu Ormas) hakkında bir düzenlemeyi onaylama konusunda anlaştı. Üç muhalif gruptan 131 kadar üye itiraz etti.

HTI, İslam hakkındaki yorumları nedeniyle eski Jakarta valisi olan Basuki “Ahok” Tjahaja Purnama karşısında mücadele eden İslamcı örgütlerden birisiydi. Ahok dine hakaret suçundan hüküm giydikten sonra şimdi hapiste.

Aşırıların savaşı

Perppu Ormas, Başkan Joko Widodo’nun yönetimi için siyasal bir araç işlevi görüyor. Yaygın adı Jokowi olan Başkan İslami popülizmin yükselişi nedeniyle tetikte. Bu akımın Jakarta’lı seçmenler tarafından yaygın biçimde temiz ve yetkin olarak değerlendirilen bir Hırıstiyan Çinli-Endonezyalı olan Ahok’u koltuğundan etmek için Müslüman cemaatten çok sayıda insanı nasıl harekete geçirebildiğine tanık oldu.

Çoğulcu ve hoşgörülü olan – ancak yeterince örgütlü olmayan ve geniş bir toplumsal ve siyasal tabandan yoksun – bir İslam’a dayanamayan Jokowi yönetiminin aşırı milliyetçiliği Endonezya’da yükselen İslami popülizme yanıt olarak değerlendirdiği görülüyor.

Perppu Ormas’ı savunurken hükümet askeri bir dil kullandı: “Endonezya Birleşik Devletleri Cumhuriyeti’ne yönelik bir tehdit” ya da “ulusal uyarı” (kewaspadaan nasional). Suharto’nun Yeni Düzen rejimi altında ordu bu ifadeleri baskıcı yaklaşımları gerekçelendirmek için sıkça kullanmıştı.

Bu noktada Endonezya siyasetine ordunun dahil olması pek muhtemel değil ve halkın desteklediği bir şey olmayacaktır. Ancak ordu açıkça Perppu’yu siyasal hayatta bir ölçüde daha önce sahip olduğu etkisini geri alma fırsatı olarak görüyor. Çok sayıda üst düzey askeri personel bu düzenlemeyi açıkça destekledi.

Pancasila ortodoksisi

1945’te bağımsızlığın ilanından bu yana İslam ve Endonezya devleti arasındaki ilişki sürekli tartışma konusu oldu. Haziran 1945’te bağımsızlık hareketi liderleri, ülkenin kurucu ilkesi Pancasila’nın ilk taslağı olan Jakarta Sözleşmesi’ni ortaya koymuştu. Sözleşme Müslümanların İslam hukukuna uyması zorunluluğunu barındırmaktaydı.

Ancak ülkenin ilk başkanı Sukarno, Pancasila’nın ilk ilkesini “Her şeye kadir Tanrı’ya inanç” şeklinde ifade ederek önceki maddeyi kaldırdı. Sukarno, kendi bağımsızlık taleplerini ileri sürmelerini engellemek amacıyla özellikle doğu adalarında bulunan başka dinsel cemaatleri kucaklamaya yöneldi. İslam’ın hakimiyetinin Anayasa’da açık bir şekilde teslim edilmemesi bazı Müslüman cemaatlerde hoşnutsuzluk yarattı. 1949’da radikal Darül İslam hareketi, devletin temeli olarak İslam’ın tanınması çağrısında bulunarak Batı Java’da ortaya çıktı. Aceh, Güney Sulawesi ve Güney Kalimantan’da popülerlik kazandı. Sukarno, hareketi bastırmak amacıyla, tahminen 16 bin ile 40 bin arasında ölüme yol açan askeri operasyonların emrini verdi.

Suharto yönetiminde ordu ve İslami gruplar, Yeni Düzen’in ilk günlerinde, komünist olduklarından süphelendiklerini hapse atmak ya da katletmek için bir kez daha yakın biçimde birlikte çalıştılar.

İslami grupların kendilerine rejimde siyasal bir alan sunulması umutları vardı. Bunun yerine Suharto rejimi İslami grupları tek bir partide, sıkıca denetlediği Birleşik Kalkınma Partisi’nde (PPP) birleşmeye zorladı.

Yeni Düzen ayrıca Pancasila’yı ülkenin “tek ilkesi” olarak destekledi. İslami olanlar dahil, siyasal ve toplumsal örgütlerin kendi ideolojik temelleri olarak Pancasila’yı kabul etmek dışında bir seçenekleri yoktu.

Din bütün vatandaşlar için zorunluydu ancak bu da Pancasila ortodoksisini takip etti. Pancasila, hem artık yasaklı Endonezya Komünist Partisi’ni (PKI) hem de iktidara rakip İslamcı hareketleri ortadan kaldırarak denetim kurmak için kullanıldı.

Suharto uyuşmazlıkları bastırmak için orduyu kullanmaya devam etti. Ordu sadece dış tehditlere karşı devlet güvenliğinden sorumlu değildi, ayrıca ikili rol (dwi-fungsi) olarak tariflenen şeyle ordu sosyo-politik meselelere de dahil oldu. Ordu, Pancasila’ya uymadığını düşündüğü grupları bastırdı. Bu çoğu zaman, 400’den fazla kişinin kaybıyla sonuçlanan 1984’teki Tanjung Priok katliamında olduğu üzere şiddet içerdi.

Suharto’nun Yeni Düzen’inin 1998’de düşüşü basın özgürlüğü, çok partili demokrasi, askerin siyasetteki rolünün sona ermesi ve sivil haklar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına yol açtı.

Bugün, İslam’ın gündelik yaşamda daha fazla ifadesi söz konusu. Siyasal İslam’ın çeşitli biçimleri – liberalden radikale – su yüzüne çıktı.

Geçmişten dersler

HTI’nın savundukları hoşgörüden nasibini almamış ve demokrasi karşıtı olarak değerlendirilse de, sadece mevcut iktidarı korumak için geçmişin derslerini görmezden gelmemek halen önem taşıyor.

Bu Jokowi için kısa erimli hedeflere hizmet edebilir. Ancak Perppu’nun Endonezya demokrasisinin geleceği için ciddi yansımaları olabilir.

Perppu, herhangi bir cemaat örgütünü dava olmaksızın kapatma yetkisini hükümete vererek demokrasinin temeli olan yasal süreci görmezden geliyor. Bir hukuki ürün olarak Perppu “silahı elinde tutanın” çıkarına göre herhangi bir tarafa yöneltebileceği bir “silah” olarak kullanılabilir. İnsan hakları savunucuları dahi, Jakarta Hukuki Yardım Enstitüsü’nü kapatma girişiminde görülebileceği gibi potansiyel hedefler olabilirler.

Bu çekişmeci iktidar oyunlarını en azından Endonezya’nın 2019’da gerçekleşecek bir sonraki başkanlık seçimlerine kadar görmeye devam edeceğiz. Sıkı tutunun.

Helena Yoranita Souisa Melbourne Üniversitesi Asya Enstitüsü’nde, Primatia Romana Wulandari ise Melbourne Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde doktora adayıdır.

[The Conversation’daki İngilizce orijinalinden Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]