Geçen Nisan, US Capitol’ün önünde toplanan bir avuç gazeteci ile, Sanders çimenlerin üzerinde rastgele yürüdü ve bir dizi kırışık notu açtı. Her zaman olduğundan daha eşitsiz olan Amerikan ekonomisi ile onun artık tanıdık olan mağduriyetlerini açığa vurarak konuşurken, fotoğrafçılar formaliteden bir iki fotoğraf çektiler ve gazeteciler yalandan akıllı telefonlarını çıkartıp kayıt yaptılar. Yaklaşık on dakika içinde her şey bitmişti.

Sanders’ın duyurusuna ufak bir gösteriş katılsaydı, belki de daha farklı bir durum ortaya çıkardı. Bilinmeyen bir Vermont sosyalisti, ulusun yüzde 3’ünü yokladığında, Hillary Clinton karşısında yarışa katılmış mıydı? Bu “protest bir adayın” temel bir tanımıydı. "Bu fikirleri açığa çıkarmanız," diye sordu bir gazeteci, "Demokratik adaylık yarışından daha mı önemli?"

Ertesi gün, medya analistleri yine eğlenceli ve kibar tenezzüllerinin karışımıyla Sanders’ın adaylığına bir değer biçtiler.
Sanders’ın kampanyasında The New York Times, NBC News ve Politico’un hem fikir olduğu en iyi olası sonuç; bu "liberal anlayışın" "Clinton’u sola zorlayabileceği" oldu.

Dokuz ay geçtikten sonra, bu hüküm son derece yanlış görünüyor. Sanders sadece adaylığı yakalamak için ciddi bir tehdit
olarak ortaya çıkmakla kalmamış, – New Hampshire’daki zaferi tarihin ilklerinden olmuştur- aynı zamanda kampanyanın şekillendirilmesindeki etkisi uzmanların tahmin ettiğinin tam tersi olmuştur.

Sanders’in geçen sonbahardaki erken ivmesi, Keystone Boru Hattı ve Trans-Pasifik Ortaklığını reddetmesi için Clinton’u
ikircikli bir duruma sokmuş olabilir. Ama sola doğru bu yarım adımdan sonra, Clinton o kışı Sanders ile arasında ideolojik bir siper kazarak geçirdi-büyük Wall Street reformlarına karşı çıktı, önerdiği vergi artışlarına saldırdı ve tek mükellefli sağlık bakımlarının "asla ama asla olmayacağını" beyan eti.

Aslında, Sanders’ın fikirleri seçmenler arasında son derece popüler olmaya devam ediyor. Sonuç olarak Clinton adaylığı
için kuru kuru bir pragmatik duruma her zamankinden daha fazla güvenmek zorunda kalmıştır: Kasım’da Cumhuriyetçileri yalnızca Clinton yenebilir.

Solcular, bazen bu seçim yılını şantajın bir çeşidiyle karşılaştırıyor. Demokratlar seçmenlere bize oy verin diyor, “bu sadece
sizin için pozitif şeyler yapacağız demek değildir, çünkü eğer bize oy vermezseniz diğerleri bacaklarınızı kıracak ve kürtaj hakkınızı elinizden alacak.”

Bu ilham verici bir argüman olmayabilir. Ama çoğu şantaj formu gibi, inkar edilemez bir gücü vardır. Ve şimdiye kadar çoğu
demokratın Sanders’la değil Clinton ile hemfikir olması; Kasım ayında kazanacak için en iyi bahis oluyor: Hem Iowa’da hem de New Hamsphire’da Clinton’un seçmenlerin %75’ten fazlasında "seçilebilirlik" anlamında değerini
artırdığı iddia ediliyor. Ama bu argümanı kendi açısından düşünelim.

Neden Clinton’ın Cumhuriyetçileri yenmesinin Sanders’dan daha olası olduğuna inanalım?

Tercih Edilmeyen Favori

Gerçekten Clinton’ın Kasım ayında kazanmak için en iyi şansının olması, Clinton’ın kendisine bağlı gibi durmuyor. Bu bir rastlantı değil: anketlerin sayısına göre Clinton, nispeten zayıf bir genel seçim adayı profili çiziyor.

Ulusal anketlere göre, Amerikalıların yaklaşık yüzde 53’ünde, Clinton’u modern tarihin en sevilmeyen başkan adayı yapacak
kadar olumsuz bir izlenim var. Görevdekiler dahil edilse bile, en kötü sonuçlara sahip tek aday 1980 yılında Jimmy Carter oldu. Clinton’un genel algısını 1990lardan beri devam eden yoğun cinsiyetçi ve sağcı saldırılar oluşturdu.

Sorun, sadık Demokrat seçmenlerin oylarının genel seçimi kazanmak için tek başına yeterli olmamasıdır. 2012 yılındaki genel seçimde Demokrat seçmenler toplam seçmenlerin sadece %38’ini oluştururken, kayıtlı bağımsızlar %29 gibi bir yüzdeliğe sahip olmuştur. Barack Obama, Mitt Romney’i yenme yolunda, bunların (bağımsızların) neredeyse yarısını kazanmıştır.

Ancak Clinton’un tarihi olumsuzluğunun Kasım ayında yenilgi anlamına geleceği sonucuna varmak için henüz çok erkendir.

Mahşerin Âlim Atlısı

İlk sezon boyunca, Sanders anket sonuçlarını işaret ederek "Seçilebilirlik" argümanlarına karşı çıkmıştı. Sanders,
farazi bir karşılaşmada önde olan üç Cumhuriyetçiyi (Donald Trump, Ted Cruz ve Marco Rubio) doğruca yenebilir ve her durumda anketlerde Clinton’dan daha iyi sonuç alır.

Seçim gününden dokuz ay önce, bu bulguların öngörü gücü hakkında biraz şüpheci olabiliriz ama geçen hafta Vox’ta bir siyaset bilimcinin dediği gibi onlara “tamamen değersiz” demek yanlış olur.

1952 ve 2008 yılları arasındaki seçimlerin kapsamlı bir analizinde Robert Erikson ve Christopher Wleizen Nisan ayında yapılan eşleştirme anketlerinin genel olarak Kasımdaki seçimlere çok yakın sonuçlar verdiğini söylüyorlar.

Daha erken yapılan denemeler bile anlamsız olmaktan çok uzaktır. Son 30 yılda kutuplaşma arttıkça, erken anketlerin daha tahmin edilebilir olduğuna dair kanıtlar var. 1996 yılından bu yana yapılan beş seçimde, seçim sonuçları Şubat’ta yapılan anketlerden ortalama iki puan farklı
sonuçlanmıştır.

Diğer bir deyişle, eğer Sanders aday olursa, Cruz’un 9 puan önündeki liderliği kesindir. Hatta Rubio’nun önündeki dört puanlık önderliği de anlamlı bir avantajı yansıtmaktadır.

Anaakım uzmanlar tabiki bu sayıları reddetmektedir. Cumhuriyetçiler saldırı tugayını eyleme soktuktan sonra, sosyalizm ve vergiler hakkında tartışarak, Iran Devrimini topa tutacaklardır; zavallı Bernie de devasa karşı devrimci kalabalığın karşısında titreyerek başarısızlığa uğrayacaktır.

Sanders artık belirsiz ya da bilinmeyen bir figür olmaktan çok uzaktır. Yılbaşından beri yapılan on altı ulusal ankete göre, Amerikalıların %85’i Sanders hakkında ortalama bir görüş oluşturacak kadar onu tanımaktadır.

Bu radar altında uçan bir adayın profili değildir. Bu tanıma uyan John Kasich, onun hakkında yapılan on bir ankette katılımcıların yüzde 53’ünden bir görüş ortaya çıkardı. Çoğu Amerikalı, Rubio (%77) veya Cruz’dansa(%81); Sanders’ta karar kılmıştı.

Bu bakış açısı fazlasıyla pozitiftir. Sanders’ın %51 pozitife %38 negatif popülerlik oranı, şimdiye kadar yarıştaki adayların en iyisidir. Bağımsız seçmenler arasındaki popülerliği de, rakipleri Clinton, Trump ya da Rubio’dan çok daha yüksektir. Sanders’ın genel seçimde gösterdiği gibi popüler ve iyi bilinen bir aday profili tarihte şimdiye kadar hiçbir büyük parti adayında görülmemiştir.

Sosyalizm için “Ilımlı”lar

Son argüman olarak, The Washington Post’ta Ruth Marcus Sanders’in platformunun “ılımlı” bir Amerikan seçmeni için çok fazla sol-kanat olduğu konusunda ısrarcı.

"Ilımlı” seçmenin kararsız ve çok boyutlu kimliği, Sanders’in kendi anket sonuçlarının  neden uzmanların önyargılarını düzenli olarak şaşırttığını açıklar.
Örneğin uzmanların defalarca gücünü "liberallerle" vurguladığı New Hampshire’da, Sanders aslında ortayolcu/muhafazakar seçmenlerle daha iyi sonuçlar çıkartmıştır. Bu durum, liberallerin kalesi olarak bilinmeyen ama geniş bağımsız seçmene ev sahipliği yapan Nevada ve Alaska gibi eyaletlerde Sanders’in anketlerinin neden iyi sonuçlar verdiğini de açıklamaya yardımcı olur.

Sanders için oy veren bu bağımsız ve “ılımlı” seçmenler kimlerdir? Bu kişilerin kafası karışmış merkezciler değil,  Sanders’in solcu ekonomik mesajına kapılmış, çok geniş ve farklı kesimden insanlar olduklarına inanmak mantıklı görünüyor. Aslında Sanders’ın bu tarz popülist ılımlı/ortayolcu seçmenlerin sevgisini kazanmak konusunda uzun bir geçmişi var.

Vermont’taki Caledonia Bölgesi’ni düşünün. Medya klişesinin aksine, bütün Vermont 1980lerde bir liberal cenneti değildi. Caledonia bölgesi Reagan için iki defa çok yüksek oy verdi, 1988 yılında Bush Dukakis’i % 38’er karşı 61 ile ağır şekilde ezdi.

Sanders, Kongre için eyalet çapında ilk seçimi kazandıktan henüz iki yıl sonra,  Caledonia İdari bölgesinde görevde olan Cumhuriyetçi’yi on bir puanla yendi. Sonraki on yıl içerisinde Sanders, Yeni Demokratlardan Bill Clinton ve Al Gore’un önüne geçti – 2000 yılında, aynı yıl George W. Bush idari bölgede yedi puan aldı, Sanders oyların %66’sı ile
oylamayı kazandı.

Kırsal Vermont’un bu garipliklerinden bazılarının üzerini çizebilirsiniz. Ana kampanya göz önüne serilmiş olsa da, Sanders Iowa’dan Batı Virginia ve Oklahoma’ya kadar, ülkenin her yerinde alt-gelirli ve daha az eğitimli beyaz seçmenleri aynı çatı altında toplamak için yadsınamaz yeteneğini göstermiştir.

Demokratlar 1970’lerden beri Cumhuriyetçilere yavaş yavaş bu seçmenleri kaptırıyorlar, son on yılda seçmenleri onları neredeyse tamamen terk etti. Ama üniversite eğitimli
olmayan beyazlar hala Ohio, Wisconsin ve Indiana gibi çekişmeli anahtar seçim bölgelerinde; seçmenlerin yüzde 40’ından fazlasını temsil etmektedir.

Bu yoksul, mücadeleci ama Gallup’a göre hala "ılımlı" seçmenlerin çoğu,  Sanders’in ücretler  ve evrensel sağlık bakımı çağrısına olumlu
bakıyor gibi görünüyor. Midwest genelinde işçi sınıfı beyazlar ile derin baskınlar yapılan Sanders kampanyası; Kasım ayında bir Cumhuriyetçiyi yenmek için iyi hazırlanmış olacaktır.

Clinton’ın genel seçimlerde Sanders’dan daha iyi performans çıkartmasına yardımcı olabilecek eşdeğerde bir seçmen kategorisi bulmak zordur. Kadınlar? Tüm kadın seçmenlerde Clinton’ın en son popülerlik oranı fazlasıyla negatiftir: % 41 ila 54. Sanders’in oranı % 44-41 arasında duruyor. Genel seçimlerde bu oran değişebilir- ama bu Clinton’a önemli bir avantaj vermede yeterli olur mu?

Ana kampanyada Clinton’a en güçlü destek, Afrikalı-Amerikalılar’ın da dahil olduğu en sadık Demokratlardan gelir gibi görünüyor. Ama Trump gibi etnik bir milliyetçi ya da
Rubio gibi bir sağcı Cumhuriyetçiye karşı sert bir kampanyada, sadık parti seçmeni, sırf Clinton yerine Sanders aday oldu diye Demokratlara oy vermekten çekinir mi? Pek öyle gibi görünmüyor.

Bunların hiçbirisi Sanders’ın beyaz olmayan sadık demokratların oylarını kesin  olarak alacak demek değildir. 1980’li yıllarda Clinton stili Yeni Demokratların merkeze döndüklerinde yaptıkları tam olarak budur. Genel seçim kampanyasında, Sanders tersini yapmak zorundadır ve siyah, Latin, Asyalı ve beyaz işçi sınıfı seçmen arasında dayanışmaya bağlı bir popülist koalisyon kuracaktır.

Kuşkusuz, bu zor bir iş olurdu. Ama her zaman olduğundan daha gerici olan Cumhuriyetçi Parti’nin muhalefeti mutlaka yardımcı olacaktır. Sanders’ın sosyal-demokrat hedeflerine ulaşması için gerektiğinden çok daha büyük, uzun vadeli mücadelesi için hem ideolojik hem de seçim açısından başarılı konumlanmış bir sol merkez koalisyonu
iyi olacaktır.

Tabii ki, Sanders veya Clinton’ın yürüttüğü bir genel seçim kampanyasının belirli hatlarını tahmin etmek imkansız. Bunların çoğu cumhuriyetçi adaya bağlıdır, ve ayrıca;
belki de belirli bir Manhattan milyarderinin aklındaki narsizm ve pragmatizmin kesin oranına da bağlı olabilir.

Ama Bernie Sanders’ın Kasım ayında kazanabileceğine hiç şüphe yok – ve aslında Sanders’in Hillary Clinton’dan daha güçlü bir demokrat aday olacağına inanmak için iyi bir neden var.

Capitol’ün önünde geçen Nisan şüpheci bir muhabir,  Sanders’a: Adaylık için gerçekten mücadele etmek amacında olup olmadığını sordu; Sanders öfkeyle cevapladı: "Biz kazanmak için bu yarışta varız!"

Sanders daha sonra, "seçilebilirlik" sorusunun demokrasi sorusundan ayrılmasının imkansız olduğu konusunda ısrar etti. "Biz bir halk olarak bir arada durup şöyle
söylemeliyiz…ülkemiz bizlere aittir, milyarder sınıfına değil; bu bir konu ortaya atmak değil, bu seçimleri kazanmak demektir. Amerikan halkının olduğu yer budur."

Seçkin medyanın hayal ettiğinden çok daha fazla, Amerikan halkının tüm kampanya boyunca olduğu yer budur. Amerikan halkı, kasım ayında hala orada olacaktır.

Bu makale orijinalinden Türkçe’ye Beyza Çiftçi tarafından PolitikYol için çevrilmiştir. PolitikYol tarafından kısaltılmıştır.