Halk sen kimsin, kimlerden oluşursun?

Solcuların, halkla nasıl bir iletişim kurması gerektiği çok tartışmalı bir konudur. Halka inmek, halkın dilinden konuşmak, kısacası “halkçılaşmak” işte bu çok riskli bir konu çünkü halk tek başına iktidar istekli siyaset yapamaz. Solda böyle değerlendirip, düzenin muhalifi konumuna düşerse iktidarı değil, düzenin düzelmesi için uğraş vermiş olur. Solcular için, bu halk kesiminin yoksul olması da tercih sebebidir. Sanki emekçi halk para havuzun da yüzüyor. “Bu halk kesimi, bizim siyasetimizi en iyi anlatacağımız, aynı zamanda anlaşılacağımız bir toplamdır orası”. Bu tarif kentin varoş mahalleleridir aslında. Bu kesimin sosyal, kültürel ortamı aslında dibin dibidir. Çünkü sağcılarda bu alanı elinin tersiyle itmiyor. Birde iktidar da olmanın avantajı kullanıp “varoşların” “sadakacısını” yaratıp bu alanı da sağın merkezi haline getiriyor.

Bu alanların gerici olması, halkın kültürü değil, sağcıların kültürüdür. Sadaka da halkın değil, kapitalist sistemin kültürüdür. Burada solcuların işi, bu durumu anlayışla karşılamak değil, bu başlıkta kavga vermektir. Bu emekçi halkla kavga değil, gericilikle kavgadır. Emekçi yoksul halk bu gericilik yüzünden sömürüye mahkum olduğunu düşünüyor.

Bizim siyasetimiz, solcuların siyaseti, kapitalist sistemin dayattığı kültürü kabullenmek, anlamak olamaz ancak değiştirmek olur. Burada yoksul olan milyonlarca emekçi halktır. Bu parçanın dışın da kalanlar sermaye sınıfının parçası patronlardır. Biz halkçılık yapacağız diye, bu iki düşman sınıfı bir araya getirmek üzerinden bir siyaset yürütemeyiz.

Değiştirmek üzere değil, kabullenme üzerinden iddiasız bir solun, bugün gericilikle mücadeledeki başarı şansı yoktur.

Gericilikle mücadele emekçi halkın işidir. Çünkü gericilik, işçi cinayetlerine karşı mücadeleyi değil de, metanet önerir. Açlık sınırı altında alınan maaşa, uzun çalışma saatlerine karşı, örgütlü mücadele etmek değil, şükürdür gericilik.

Gericilik, sağcılıktır. Sağcılar, bazen görüntü verir. Bazen kürsülerde gericiliklerini perdelemek için, Nazımdan dizeler söylerler. Sırıtır, bu dizelerin altında ezilirler.

Yaşamını işçi sınıfının örgütlenmesine, iktidarına adamış bir şair, Komünist Nazım Hikmet ile yıllarca düzenin bekasını savunmuş, gericilikte dönemin başbakanı Menderesi geride bırakmış, Necip Fazıl Kısakürek bir araya gelemez.

Sivas’ta, Aziz Nesin madımak otelinin merdivenlerin de diğer aydın ve sanatçılarla yobazların, dışardaki insanlık dışı sloganlarıyla ve tehditleri altın da beklerken, dönemin Sivas Belediye başkanı Temel Karamollaoğlu, yangın merdiveninde yobazlık kusuyordu. Bugün Saadet partisinin genel başkanı olan Karamollaoğlu ile Aziz Nesin bir araya gelemez.

Koç holding grubu, dünün, bugünün sömürücüsü, her dönemin iktidarını desteklemiş, her dönem karına kar katmıştır. 2017 yılının ilk çeyreğinde 1.42 milyar dolar kar elde etmiş bu holding. Asgari ücretle çalışan, bir milyon emekçi halkın maaşına denk gelen bu karın, yani milyonlarca emekçi halkla ile Koç holdingin bir araya gelmesi olanaksız.

İstekleri, çıkarları ve kazançları farklı olanların birleştirmek yerine, milyonlarca emekçiyi birleştirmek ve bu düzeni değiştirmek bugünün sorunu.