Çocuk işçiliği verilerine saha araştırması dışında ulaşılması çok zor. Kayıt dışı çalışmanın yoğun olduğu 5 yaş ile 17 yaş arası çocukların büyük kısmı tarım sektöründe ve mevsimsel işlerde çalışıyorlar. TÜİK 7 yıldır açıklamadığı verileri bu salgın sürecinde açıkladı. Bu açıklamaya göre 720 bin çocuk işçi olduğu bunların yüzde yetmişinin de hane halkının ekonomik faaliyetlerine katkı koymak için çalıştığı da bu veride yerini alıyor. Yine bu verilere göre, çocukların %34’üde eğitim hayatına devam edemiyor. Bu verilerin gerçek yansıtmıyor oluşu anketin yapılış zamanıyla anlaşılabiliyor. Ekim, Kasım, Aralık aylarında bu anketin yapılması tarım sektöründe çalışan çocukların bu kayıtlarda yerini almadığını gösteriyor. Mülteci çocukların ve çırakların da yine verilerde yerini bulmaması, İşçi sağlığı güvenliği meclisinin Türkiye’de 2 milyonun üzerinde çocuk işçinin bulunduğuna dair açıklaması en gerçekçi veriyi oluşturuyor. İşçi cinayetlerinde çocuk işçilerin payına da ölümler düşüyor. 2019 yılı Eylül ayından Ocak ayına kadar 55 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi.

Dünya’da ise ILO verilerine göre 152 milyon çocuğun üretimin bir parçası olduğu görülüyor. Yine ILO’nun 2002 yılında 12 Haziranı, Dünya çocuk işçiliği ile mücadele günü ilan etmesi, AB fonlarıyla hareket eden sivil toplum örgütlerinin bu alanda yürüttüğü çalışma sosyal duyarlılığı artırıcı faaliyetlerin ötesine geçmiyor. Hepsi de kapitalizmin işleyiş tarzındaki sorunlardan kaynaklı çocuk işçiliğin olduğunu savunmaktadır.

Meselenin özü sınıfsaldır. Yoksulluk ve patronların çocuk işçi çalıştırma talebi çocuk işçiliğin oluşmasındaki en büyük nedendir. Kapitalist sistemlerde normal süreçlerde yoksullukta normal seyrindeyken, kriz dönemlerinde bu seyir yukarı doğru ve derinleşerek devam eder. Türkiye bu salgın sürecine ekonomik kriz ile birlikte yakalandı. 2018 yılında döviz kurundaki yükselişle başlayan bu kriz işçilerin alım gücünü zayıflattı. Hatırlayın 31 Mart yerel seçimlerinden önce siyasetin birinci meselesi patates ve soğan fiyatlarının yüksekliği olmuştu. Yine işsizlikten dolayı bunalıma girip intihar edenler, faturalara gelen zamlar ve oluşan tepkiler bu krizin kimi hatırladığımız olaylarıydı. Martın ortasından itibaren de işçi sınıfının gündemine korana virüsü salgın girmiş oldu. İşçi sınıfı için ise yoksullaşma daha da artarak devam ediyor. İş kura müracaatlar artarken, kaymakamlıklara, belediyelere yardım talepleri de eskiye göre artışını sürdürüyor. Bu salgının sağlığa etkileri tartışılırken, ekonomideki birinci yeri sermaye sınıfının bu süreci nasıl karlılık ile geçireceği oldu. Erdoğan’ın ekonomik teşvik açıklamaları esnasında patron örgütleri temsilcilerinin yüzündeki tebessüm bu yüzdendi.

Bu tebessüm aynı zamanda ucuz iş gücü olan çocuk işçilerin yıllarca var olmasıyla sürüyordu. Çikolata sektöründe faaliyet yürüten Ferrero grubu kendisine yöneltilen çocuk işçi çalıştırdığına yönelik eleştiriye verdiği cevap aileler çocuklarını çalıştırmak istiyor olmuş. Bu firma ürünlerini tanıtırken yaptığı reklamda özenle seçilen malzemeleri kullandığını söylüyor. O ürünlerde fındık bahçelerinde günlüğü 20 tl ye çalıştırdığı çocuk işçiler var. Aynı zamanda mevsimsel işlerde çalışan ailelerin yılın diğer zamanında yaşamlarını sürdürebilmeleri için bütün fertlerin çalışması gerekiyor. Çocuk işçilerin aileleri çocuklarını istedikleri için değil, zorunluluktan çalışmalarına göz yumuyorlar.

Bu zorunluluğu ortadan kaldırıcı tek gerçek seçenek işçi sınıfının bütün kesimlerinin örgütlülüğüdür. ”TMMOB düzenlediği kamucu politikalar sempozyumunda konuşma yapan emekli Anayasa operatörü Ali Rıza Aydın konuşmasını şu şekilde bitirmişti. ”Derneklerde, vakıflarda, sendikalar da örgütlenilebilir  ancak sorunların bütününün çözümü için devrimci bir partide örgütlenilmesi gerekir”