Fransız devrimiyle ortaya çıkan laikliğin temelinde işçiler ve patronlar vardı. İnsanlar kiliseye, toprağa ağalığa kulluktan kurtulmuş yurttaş olmayı başarmıştı. Bir burjuva devrimi olması sebebiyle bundan sonrada laiklik ile ekonomik ilişkiler birbiriyle bağıntılı olmayı sürdürmüştür. İşçinin bu süreçte patrona emeğini satıp satmamak konusundaki özgürlüğü, patrona sınırsız sömürüyü de beraberinde getirmiştir. Bundan sonra patronun laiklik ile arasına karı girmiş bunun dışında kalan her şeyi itelemiştir.

Yurttaş olan insanlık beraberinde işçide olmuştur. Emek sömürüsü karşısında yurttaş olmasının avantajıyla gösterdiği tepki, patronları da bir sınıf refleksiyle hareket etmeye toplumu siyaseti her alanı kendisi için güvenli kılmak için dini, cemaatleri bu alanlara sokmak için çaba sarf etti. Laiklik işçilere sınıf olması için ve çıkarları gereği sadece kendisinin savunacağı bir alan olarak kaldı.

İşçi sınıfının Dünya’da en büyük kalkışması ve başarısı ekim devrimi bu kalkışma hem kiliseye hem de çarlık rejimineydi. İşçilerin batıda geliştirdikleri sınıf hüviyetleri ve eylemlilikleri sermaye sınıfıyla hesaplaşma noktasında başarıya ulaşamamıştır. Hesaplaşma iki sınıf arasında sürüyorken laikliği birlikte kazanan patronlar ve işçiler bundan sonra patronların laikle hesaplaşmasında da onlarla bir kavgaya girmek zorunda kalmıştır. Yazıyı bundan sonrasında kendi ülkemizdeki laikliğin gelişimi ile sürdüreceğim.

Türkiye Cumhuriyeti 1923’de kurulduğunda kurucu kadrolar laiklik için önemli adımlar atmıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, dil devrimiyle birlikte Latincenin eğitim ve öğretimdeki yeri vb. kurucu kadrolar Osmanlıdan devraldığı tarım ekonomisini sanayi ekonomisine çevirebilmek içinde önemli adımlar atıp devlet destekli sermaye grupları oluşturup, fabrikalar kurup kendi burjuva devrimini geliştirme arzusu içindeydi.

Çok partili yaşama geçişle birlikte Demokrat partinin kuruluş ilkelerinden laiklikle kavgası cemaatlerin güçlenmesi için attığı adımlar Nakşibendi cemaatinin kollarına gösterdiği ihtimam, Türkiye sermaye sınıfının laiklikle olan ilişiğinin çokta uzun sürmesine ihtiyacı olmadığını gösteriyor. Birde komünizm tehlikesi ikinci dünya savaşından sonra her ülkenin kapitalistlerini tehdit ediyorken.

Türkiye’de de sermaye sınıfı yurttaş olan işçinin sınıf olma tehlikesini sezmiş cemaatleşmenin aynı zamanda dinin siyasetteki ağırlığının artmasının kendi çıkarına olduğunu fark etmiştir. Bu fark ediş cemaatlerin büyümesine ve siyasette ağırlığının oluşmasına neden olmuştur. Türkiye işçi sınıfı bir dönemi belirlenen konumundan çıkıp siyaseti de toplumu da belirleyen bir konumlanış almıştır. 1960 ile 1980 li yıllar arası inişli çıkışlıda olsa örgütlü bir sınıf refleksi sergilemiştir. Bu durum sermaye sınıfını tedbirler almaya itmiş komünizm karşıtı dernekler bugünün iktidar kadrolarının ilk mektepleri olmuştur. Bu dernekler mezhepçi, milliyetçi düşüncelerin beslendiği gerektiğinde grev çadırlarının basılması görevi üstlenen,  kimi zaman alevi katliamlarında öncülük eden bu derneklerin üyeleri sonrasında cemaatlerde ve siyasette kendilerine önemli yerler buldu. Darbeye giden yolun oluşmasında ve sonrasındaki iktidar dönemlerinin destekçileri de oldular.

Meşhur 24 Ocak kararları ekonomide devletin payının bitirilip özel sektörün her alanda önünün açılması ve ardından gelen 12 Eylül darbesiyle hem sermaye sınıfının önünü açmış hem de cemaatler büyümeye devam etmiştir. Özallı yıllara sivil siyaset güzellemeleri ve cemaatlere sivil toplum örgütü yakıştırmaları maalesef kimi solcularında bu zokayı yuttuğu dönem olmuştur.

Laiklik orta sınıfın hassasiyetine indirilip, işçi sınıfı için konuşulmaya değer bir yanının olmadığına ikna edilmek istendi.

AKP iktidarı ise kamunun elinde bulunan önemli kurumların özelleşmesi cemaatlerin kamudaki yerleşikliklerinin arttığı geçmişten kalan hesaplaşmanın sonuca ulaştırıcı özel bir siyasi iktidar olma vasfına erişti.

Cumhuriyetin kurucu kadroları sermaye sınıfını oluştururken bir gün sermaye sınıfının bütün kuruluş değerleriyle hesaplaşacağını öngörememiş olabilir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne AKP iktidarı dahil sermaye sınıfı nasıl istiyorsa öyle siyaset yapmış onun için içinden belirli sermaye gruplarını masumlaştırmak bugün cumhuriyetin kurucu ilkelerini laikliği geriye getirmeyecek.

Laiklik kul olan insanı yurttaş yapmıştır. Tarihsel süreçler ve komünist partiler ise yurttaş olan işçiyi sınıf yapmış ve işçi cumhuriyetleri kurmuştur.

Yaşasın laiklik, yaşasın Cumhuriyet