Bu film sinemamız açısından toplumsal politik ilişkileri açık bir şekilde yansıtıyor olmasından dolayı önemli bir yere sahip. Toprakların bir kişiye ait olmasının ve yaşanan sömürü ilişkisinden dolayı ailevi sorunların ortaya çıkışını mizahi bir hava katarak anlatıyor. Oyuncu kadrosu da filmin senaryosunun niteliğini yansıtır durumdadır.

Film insanların yaşadığı birçok soruna işaret ediyor. Bunlardan bir tanesi, köyün imamının köylüler tarafından bir saygınlığı olması, bu saygınlığın para karşılığın da bir yalana ortak olması gerçeğini değiştirmiyor oluşu, başlık parasının kadın ve erkek üzerinde yaratmış olduğu etki, Maho ağa ve Feyzo üzerinden yürüyen hikâyenin aslın da bütün köylülerin sorunu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Feyzo’nın rızkı ağanın eli ile dili arasında olduğu için, sadece ağanın toprağında çalışan bir maraba değil, aynı zamanda ağanın köyden kovduktan sonra büyükşehirde yevmiye usulü çalışan bir işçi olmasına neden olmuştur.

Bir dönemin konu alındığı film Maho Ağa özelinde öfkenin cisimleştiği bir kimliği yansıtıyor oluşu, bugünün koşullarında Türkiye’nin Erdoğan despotizmiyle örtüşüyor. Erdoğan bugünün siyasi temsiliyetin de insanların yaşamış olduğu sorunların tek kaynağıymış gibi bir algının oluşması, muhalif kesim de Erdoğan’sız bir Türkiye’ye razı olunması gerektiği yanlışını barındırıyor.

Zoraki bir bağlantı kurma arayışında değilim. Yalnız gericilik, sömürü ilişkilerindeki bağ, bugün toplumun gündelik hayatında daha belirgin hissediliyor. Fethullah gülen bir köyün imamı değil, devletin kendisini yönetebilen para ile sömürü ilişkisini, siyaseten belirleyici bir gücü temsil ediyor. Sadece bir tanesinden bahsedemeyiz, birçok cemaat 12 Eylül darbesinden sonra sermaye sınıfı ile iktidar ilişkisinin toplumda güçlenmesi için ayrı bir gayret içerisinde olmuşlardır. Başarılı da olunmuştur. Bugün gülen cemaatiyle AKP arasında ki gerilim iktidar değişikliğinin kaçınılmaz olduğu bu süreçte Erdoğan’ın ayak diretmesinden kaynaklıdır.

Bugünün siyasi dengelerinde Erdoğan özelinde biriken öfkenin toplumda yarattığı infial ve bu doğrultu da patlak veren enerjinin iktidarı belirleyen sermaye gruplarını telaşa sürüklemesi düzen içi başka alternatif arayışlarını tetikliyor. Yani bugün sermaye sınıfı da, emperyalist ABD ve AB’de Erdoğan karşıtlarına biraz daha sabredin biz bu işin hal ve çaresine bakacağız diyorlar.

15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde her halde bahsettiğim şeyler komplo teorisiyle açıklanabilecek naiflikte değil.

Onların çaresi kendi yaralarına merhem sürmek olacak.

AKP döneminde toplumu en çok rahatsız eden olayların silsilesini burada yazarsak sayfalar yetmez. Bir kaçından aşağı da bahsedeceğim. Bu yaşananların tek sorumlusu, Erdoğan’dır deyip işinden içinden çıkmaya çalışırsak yanılırız.

Erdoğan karşıtları şunu iyi bilmeli, sömürü mekanizmaları Soma’da yaşanan katliamın sorumlusudur.

Ensar vakfında yaşanan, tecavüz olayı, gericiliğin toplumdaki çürütücü rolünün sonucudur.

Filmin son sahnesi her şeyi anlatıyor aslında.

Şu andaki muhaliflere bırakırsak işi, Erdoğan’ın sonu Maho Ağa gibi olur, yerine gelen kişi de Erdoğan’ı aratır olur. Maho Ağaları yaratan, Erdoğanları karşımıza çıkaran sistemin kökü kurutulmadan Feyzolar kesin bir başarıya ulaşamaz.