Şaşırmamayı öğrendiğimiz, olağanüstü durumların olağanlaştığı bu dönemde, siyasi erkin başında bulunan Erdoğan ile ana muhalefetin başkanı Kılıçdaroğlu referandumdan sonra ses volümlerinin yükseldiği iki toplantıya katıldılar. İki toplantının ortak özelliği sermaye kuruluşlarını temsil ediyor olmasıydı. Erdoğan MÜSİAD’ın, Kılıçdaroğlu TOBB’un toplantılarında konuştu.

Erdoğan toplantıda yaptığı konuşmada, “Yaşadığımız siyasi krizler siz patronları olumsuz mu etkiliyor da siz buna karşı çıkıyorsunuz?” diye soruyor, haklı olarak. “Eskiden işçiler durmadan greve çıkıyorlardı biz bunu engelledik.” Evet, 2002 yılından bugüne 13 grevi “milli güvenliği bozucu”, “genel sağlığı bozucu” gibi nedenlerle yasaklandı.

Fotoğraf: http://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/akpnin-yasakladigi-13uncu-grev-mefar-ilac-sirketi-grevi-oldu-198898

Erdoğan’ın toplantıda sesinin bu kadar yükselmesinin nedeni yapmış olduğu hizmetler ve bu hizmetlerin devam ediyor olmasıdır.

TOBB’un toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu ise, daha fazla büyümek için, yabancı sermayenin Türkiye’ye teşrif etmesi için huzurun, demokrasinin, özgürlüğün tahsis edilmesi gerektiğini söyledi. Şimdi bu sömürü çarkı bu kadar hızlı çalışıyorken, patronlar bu çarktan yüksek karlar elde ediyorken, “özgürlük” ortamına ne gerek var.

Bir not düşelim. Erdoğan’ın yaveri Yıldırım bir açıklama yaparak ekonomide bir büyüme gözlendiğini bildirdi. Ekonomik büyüme ya da kriz, sermaye sınıfının karına göre değerlendirilir. Bu kar artışı işçilerin ürettiklerinden kat ve kat az ücrete çalıştırılmaları ile orantılıdır. Örneğin İşçiler 26 günün 20 gününü patronlar için çalışır, diğer günler kendi maaşı için çalışır. Bu oran abartı olarak düşünülmesin, Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle, işçilerin iktidarda olduğu en büyük ülke yıkılınca sosyal devlete ihtiyaç da ortadan kalkmış, dünyanın her yerinde sömürü çarkı 70 yılın hesabını sorarcasına işlemeye başlamıştır.

Dünya’da ekonominin, karların artışını belirleyen, işçi sınıfının sömürülmesi, bütün kaynakların sermaye sınıfı için kullanılıyor olmasındandır. Kısacası yöneticiler bu sömürücü sınıfın parçasıdır. Bu yöneticiler ile uzlaşı arayışı, işçi sınıfının hali hazırdaki kazanımlarının da ortadan kalmasına sebep oluyor. İşçi sınıfının en doğal hakkı olan grev yöneticilere yani sermaye sınıfının iktidarlarına bir yük bindirdiği anda her türlü baskı aygıtı hayata geçiveriyor.

Bu kadar açgözlü bir yönetici sınıfın ekonomik ve siyasi kriz yaşaması doğaldır. Kendi ülkelerindeki sömürü kaynaklarının tıkanması iktidarları başka ülkelerin kaynaklarına göz dikmeye ve savaşlara yol açıyor.

Şimdi yaşadıkları bu krizin faturasını işçi sınıfına kesmek isteyen iktidarların, işçi sınıfına sunacakları herhangi bir güzellik yoktur.

Dünyanın öküzün boynuzunda dönmediği ne kadar açıksa, patronların iktidarının da daha fazla süremeyeceği bir o kadar açıktır.

İşçi sınıfı bu durum da ekonomik haklar için değil, iktidar olmak için mücadele etmelidir.