Bir devrim kendi siyasi yapısını oluştururken, toplumsal yaşamın her zaman kendi kontrolü altında olmasını ister. Cumhuriyet devriminden kısa süre önce ve sonra Mustafa Kemal önderliğinde devletin yöneticileri yeni bir sermaye devletinde oluşacak aynı zamanda gelişecek işçi sınıfının örgütlenmesini ekonomik temellerde de olsa istemiyor. 2. Dünya savaşından sonra çok partili yaşama geçiş denemeleri, esasında kısa süreliğine yasal boşluklar oluşturdu. Sınıf temelli parti, sendika, dernek kurulamıyorken, 1938 yılında 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu’nun 9. maddesinden kaynaklı, 1946 yılında bu kanunda yapılan değişiklik ile sosyalist partiler ve sendikalar hızlıca kurulmaya başlandı. Öncülüğünü illegal TKP’nin kadroları yaptılar.

İşçi sınıfı işyeri temelli, ekonomik haklarını da merkeze koyarak sendikalarda örgütlendiler. Sendikaların kuruluşunda öncülüğü sosyalist partilerin yaptığını bilerek ilk sendikal örgütlenme deneyimlerini yaşadılar. Dönemin iktidarı çok partili sistemin önünü açmak için bir yasal düzenleme yapmışken bu düzenlemeyle sosyalistlerin ve işçi sınıfının kendilerine alan bulmalarından rahatsızlık duydular. Altı ay süren bu dönem zarfında sendikalar ve sosyalist partiler kapatıldı. Çok partili sürece geçişte kimlere yer olmadığı görüldü.
İşçi sınıfının örgütlenme çabaları devam ederken, bu dönemin sendikacıları bir kuşağı Cumhuriyet kuşağını temsil ediyordu. Yine tarihe geçecek bir kuşağın oluşmasında önemli bir dönemeç noktası olan, geçen hafta sıkça tartışılan 27 Mayıs ve bizi en çok ilgilendiren mesele 1961 Anayasası’dır. Yasaların tanıdığı özgürlüklerin hayata geçirilmesindeki mücadele sonucunda TİP’in meclisteki konumu aynı zamanda toplumdaki teveccühe layık oluşu, ardından gençliğinde Demokrat parti iktidarıyla başlayan ABD emperyalizmiyle işbirliğinin süregelmesi durumuna karşı bağımsızlıkçı taleplerle yükselişe geçmesi Cumhuriyetin temellerine karşı oluşan saldırıyı püskürtecek enerjiyi kendilerinde görmeleri kendilerini özel bir kuşak yaptı. Dünya’da gençlik hareketlerinde özgürlük, eşitlik talepleri ağırlıktayken bizde antiemperyalist çıkış daha ön planda oluyor. Gençlik hareketi ülkedeki bütün sorunları da içine alan çözüm arayışları geliştirmeye çalışıyor. Toprak reformu yapılmasını toprağı olmayan köylüye dağıtılmasını aynı zaman da bankacılığın devleştirilmesini istiyorlar vb.

Bu kuşak içinden geçtiği siyasal ortamın etkisini sorumluluğunu hissedip bu doğrultuda adımlar atmakta geri durmuyor.

https://www.birartibir.org/a-dan-x-e/73-turkiye-nin-12-yil-suren-68-i

1946 sendikacılığının öncüleride ülkedeki siyasi atmosferi görüp yarım kalan işin tamamlanması için irade ortaya koydular. 1967 yılında DİSK kuruldu. Avrupa kapitalizmi 2. Dünya savaşından sonra sus payı olarak kendi işçi sınıfına sendikalaşma hakkı verirken, Türkiye sermaye sınıfı buna ihtiyaç duymamıştır. Çünkü kendi sermaye düzenini tehdit eden iktidarı arayan örgütlü bir işçi sınıfı yoktur.

https://sendika63.org/2007/02/40-yil-oncesinden-bir-yaprak-diskin-kuruculari-konusuyor-ergun-iseri-11637/

Evet, gençlikte işçi sınıfı da daha iyisini arıyor. Çünkü daha iyisini yapanlar var. Ülkenin bağımsızlığını tek başına gençliğe ve derneklerine, işçi sınıfının haklarını ve geleceğini de sendikaların üzerine atıp buyurun yapın demek haksızlıktan başka bir şey değil. Bugün de gençliğin enerjisiyle birlikte, sendikaların işçilerin bütün sorunlarını çözeceği düşünenler var.

Araya başka önemli anekdotlar eklemeden övgüyü hak eden bir kuşağın “Özal kuşağı” diye sövgüye maruz bıraktıkları gençliğin, 2013 yılında bir direnişte siyasi yaratıcılıkları, direnişe kattıkları mizah ve cesaretleri onların talepleri de özgürlük, demokrasi yani ılımlı kapitalizmin siyasetçileri tarafından yönetilmek istiyorlardı.

https://sol.org.tr/haber/gezi-parkinda-yakilan-ates-gun-gun-boyun-egmeyenlerin-haziran-direnisi-5698

Kuşaklar farklı, kapitalizm içinde mücadele edip kazanmak hedefi aynı.

Kapitalizm nefes alacak bir alan bırakmadan her yeri ranta açarken “ ılımlı” siyasetçisini halka armağan etse boğazımıza çökecek yeninin sesimizi duyup bizim ölümümüze engel olacağını düşünüyor musunuz? Sosyal demokrat iktidarlar nefes almak için 68 kuşağından oylar almış desteklenmiştir. Tecrübe aktarabilirler.

Haziran kuşağının bir talihsizliği de dinlediği hikâyelerin sonu hep acı ve umutsuzlukla bitiyor oluşu. İktidara karşı haklı talepler ile mücadele edilmesinin kitlelerle buluşan tarafı övünülerek anlatılmış sonraki kısmı cezaevi ve işkence yada darağacı ile ölüm olarak bitirilmişti. Doğru hikayelerin sonu bizlere anlatılan gibi bitmiştir. Bizimde direnişimizin övgülerle dolu birçok tarafı ile birlikte kaybettiğimiz arkadaşlarımız acılarımız oldu. Acı yarıştırmak yerine acının nedenini ortaklaştırıp biriktirdiğimiz deneyimleri sövgüye değil, yeniden yan yana gelip iki kuşağında canına okumuş olan kapitalizme karşı mücadelede kullanalım.