Derinlemesine bir tarih yazımı bu başlıkta köşe yazısına sığmaz. Meraklıları içinde Aziz Çelik’in kalemleştirdiği DİSK tarihi 1. Cilt 1967-1975 kitabı geçen hafta sonu yapılan DİSK’in 16. Kongresinde tanıtıldı.  DİSK’in kuruluşunda ve sonrasında kendisi var eden, farklı kılan temel ilkelerin dönemin koşullarıyla değerlendirip, bugünkü ilkelerindeki değişkenliğin kendisine ve işçi sınıfına sağladığı olumlu ve olumsuz taraflarına değineceğim.

1923’den 1980’li döneme

Sermaye sınıfının ve siyasi iktidarların sermaye sınıfıyla işçi sınıfını karşı karşıya getirmeyecek bir sendikal örgütlenme arayışı Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra en çok zorlandığı başlık haline geldi. Kurtuluş savaşı ve sonrasında ekonomik destekleri ve uluslarası siyasette işbirliği halinde olduğumuz Sovyetler birliği sınıf temelli bir yönetim şekliyle sosyalizmle yönetiliyordu. Cumhuriyet kadroları ise Osmanlı’dan devraldıkları feodal ekonomik ilişkileri batı tarzı ekonomik yöne çekmek özel teşebbüsü geliştirmek için yollar arıyordu. Bu arayış toprakla bağını koparıp tezgâhla buluşan işçileri bir araya gelmeye zorluyordu. Sınıf esaslı parti ve sendika kurmanın yasak olduğu uzunca bir dönemden sonra 1946 yılında çıkarılan yasayla birlikte kurulan sendikalar çok uzun sürmeden kapatılıyor.

İşçi sınıfı ve Komünistler örgütlenmek için her yolu deniyor. Sosyalizm fikri işçi sınıfı için ve içten yaygınlaştırılması öğretilmesi gereken bir durum. Uluslararası siyasette demokrat partinin Amerikancılık ve Natoculuk fikrini ülkenin siyasetinin göbeğine yazması, Dünya’nın üçte birinin yönetiminde Komünist partilerin olması emperyalizmin işgal girişimlerine karşı bağımsızlık savaşları yanında bu savaşların sosyalizmle buluşması işçi sınıfına bağımsızlık ve sosyalizm fikrinin her alanda yapılabileceğinin güvenini veriyordu. 1961 yılında sendikacılar tarafından kurulan Tip’in programını yazan işçi sınıfının çıkarlarını savunan aydınların başa yazdıkları bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm DİSK’in kuruluşundan sonrasına büyük bir etkiye neden oldu.

Sömürünün nedeni, dış siyasetteki bağımlılığın nedeni ve çözümü hem gençlik hareketinde hem de işçi sınıfında bilinir hale geldi.

DİSK kendisini üst akıl olarak değil, işyeri yöneticileri kalifiye işçilerle birlikte normal işçilerden oluşan düzen siyasetine karşı belirlenen değil belirleyen konumunda sendikacılığı tercih etti. Türkiye işçi sınıfı uzun süren sendikalaşma arayışında başarıya ulaşmıştır. Bu başarı sermaye sınıfını ve iktidarını rahatsız etmiş DİSK’in kapatılması kararı almış bu kara sendikasına sahip çıkan örgütlü işçi sınıfı tarafından boşa çıkarılmıştır. 15 16 Haziran eylemleri yıllarca mücadele edilerek kazanılan örgütlü mücadelelerine işçi sınıfının sahip çıkmasıdır. Sermaye sınıfı da bu durum karşısında boş durmamış kimi önlemler geliştirmiştir.

DİSK, Antikapitalist, antiemperyalist duruşuna dönemin koşullarının oluşturduğu sermaye sınıfının militarist gücü haline gelen faşist örgütlenmeler karşısında antifaşist mücadelesini de eklemeyi başardı.

Yazacak aktarılacak birçok şey var. Bu yazılacaklar sadece övgü olsun diye değil, işçi sınıfının örgütlü bir şekilde siyaset sahnesinde olduğu, kapitalist sistem karşısında sosyalizm taleplerinin devrimci bir sendikada işçi sınıfında bulduğu karşılığın dışa vurum halidir.

Bugün

Solcuların ve sendikaların dahi ikinci plana ittikleri sosyalizm fikrinin yerine demokratlığın yerleştirilmesi otoriter rejimlerden kurtuluşun reçetesi olarak sunuluyor. Dünkü koşullar değişmiş, Sovyetler birliği çözülmüş olabilir. Değişmeyen bir gerçek kapitalizm bugün Dünya’nın her yerinde sömürüsünü artırmaya, kendi siyaset sahnesini belirlemeye devam ediyor. Dün ile bugün arasındaki fark işçi sınıfı ve sendikası sosyalizm talepli mücadelesini ikinci planda tutuyor. Patronlar ise kapitalist sistemin devamı ve bekası için siyasi partilerde sendikalarda örgütlü bir tavır takınmayı sürdürüyor.

İşçi sınıfına ve sendikasına demokratlık bir kazanım getirmiyor. Dünkü mücadelenin doğrusunu fark edip ve geliştirmek işte gerçek kazanım burada. DİSK’in 53. Yıldönümünü ve 16. Genel kurulunu kuruluş ve ilerleyiş süreciyle selamlamak istiyorum.

Yaşasın sosyalizm, yaşasın bağımsızlık, kahrolsun faşizm