CHP yeni dönemin izlerini taşıyan, önceki kurultaylara benzemeyen, kendi açısından iddialı bir kurultay ile hafta sonunun gündemini belirledi. Kılıçdaroğlu’nun manifestosunda en çok konuşulan kısım ittifaklar ve bu ittifakın dışına çıkan dostlarımızla iktidar olacağız vurgusu oldu. Başkanlık sistemiyle ittifaksız seçim kazanmak hiçbir parti için mümkün değil.

Kılıçdaroğlu AKP Türkiye’sinin koşullarını kabullenmiş koşullara uygun taktiklerle oynayıp kazanmanın formülünü 31 Mart seçimlerinde bulmanın özgüveni ile o stratejide ısrarın kendisini iktidara taşıyacağından emin söylemleri ve icraatıyla yoluna devam ediyor. Karşısına çıkan rakiplerinin kazanma şansı yoktu. Ancak 68 delegeyi bulup aday olmayı da başaramadılar. İlhan Cihaner aday olmak isterken ve solun ilkelerinin benimsenmesi gerekliliği ısrarı, hali hazırdaki yönetimin siyasetiyle taban tabana zıt söylemler geliştirdi.  Yeni dönemin siyasetini ilkeler değil ittifaklar belirleyecek. Kurultayın yansıması buydu. Bir de otoriterleşmeye karşı demokrasi vurgusu.

Kılıçdaroğlu’nun beyannamesindeki bir madde ”Demokratik parlamenter sistem” Türkiye’nin demokratikleştirilmesi gerektiğine olan inanç, çünkü AKP bu alanda büyük tahrifatlar yaratıp otoriterleşmeyi artırdığı yönündeki değerlendirme bu sonuca ulaştırıyor. AKP’yi bütün olumsuzlukların sorumlusu ilan edip, geniş halk kesimiyle buluşup iktidar olmak. AKP’nin misyon partisi olması onu başarıya taşıyanın ve iktidarda tutanın sermaye sınıfı olduğu gerçeği AKP’yi günah keçiliği pozisyonundan kurtarmıyor. Hatta durum gittikçe daralmaya, Erdoğan’a indirgenmeye başlandı. Sosyal demokratların iktidar arayışında durum buyken sosyalistler iktidarı nerede arıyor?

Sosyalistlerin de yıllardır tam olarak netleştiremediği iktidar stratejilerinde bir aşama arayışı bugün otoriterleşmeye karşı demokrasi önceliği yine gündemin sıcak başlığını oluşturuyor. 12 Eylül sonrasında sosyalistlerin toplumsal ağırlığını kaybetmesiyle yine bir otorite karşıtlığı üzerinden yapılan öncelik sorunu o dönemde pratikte karşılığını SHP’de bulmuştu. Seçimlere demokrasinin inşasında birinci derecede rol biçilmesi, darbe yönetimine karşı sivil Anavatan iktidarına solunda hayırhah bakmasına neden olmuştu. Sovyetler birliğinin çözülmesiyle kapitalizmin yönetim şeklinde kimi tavizler vermesini gerektiren durumlarda ortadan kalktı. Bugün bile kapitalizmin ehlileştirilmesinin tartışılıyor oluşu sosyalistlerin iktidarı demokratlarla birlikte aradığını gösteriyor. Sosyalist devrim birçok sosyalist yapı için bir sonraki adım olarak yerini koruyor.

Sıkça tartışılan içerisine sosyal demokratlarında bulunduğu solun birleşme arayışları ve bu doğrultudaki talepler aslında sosyalistlerin sosyal demokrasi çatısı altında toplanmaları, bu durum aslında pratikte kimi seçimlerde karşılığını buldu. Yıllarca bu pratikten ortaya çıkan şey mecliste sosyalistlerin vekil olarak bulunmaları dışında sosyalizmin yaygınlaşmasına pozitif bir katkısı olmadı.

Salt demokrasi arayışı sosyalistlerin kriz dönemlerine müdahale etmesini de olanaksızlaştırıyor. Dünyanın her köşesinde kapitalizm insanlığa vaat edecek bir şey bulamıyorken sosyalistlerin kapitalistlere çıkış yolu göstermesi bundan sonraki dönemlerde sosyal demokrasinin de iktidar alternatifi olması sistemin elini güçlendirmekte işçi sınıfı iktidarını geciktirmektedir.