Orhan doğduğunda 1. Dünya Savaşı başlayalı iki yıl olmuştu. Sarayın Anadolu’yu savaşla sınadığı, baskıyla susturduğu o dönem komşuda başkaldırı hazırlıkları vardı. Onlarda da saray insanlara baskı, savaş dışında bir şeyi layık görmüyordu. Rusya’da 1917’inin başında insanlar halk oldu. Sarayları Çar’ın başına yıktı. Yıkmasına yıktı da Çar’ın veliahttı patronlar da çok geçmeden halka zulme başladı. Savaş devam ediyor, yasaklar sürüyordu. Başladığın işi bitireceksin dedi Lenin. Yarım bırakılsaydı eğer biliyordu ki bunlar bizim halk olmamıza, şiirimize, romanımıza her şeyimize karışırdı. Halk başladığı işi bitirmek için örgütlenmiş patronların iktidarına son verip Ekim Devrim’i ile tarihe geçecek emekçilerin sosyalist yeni bir cumhuriyetini kurmuştu.

Anadolu insanı da saraydan kurtulmak istiyordu. İtilaf devletleri Anadolu’yu işgale girişmiş hem saraydan hem de işgalden kurtulmak gerekiyordu. Sosyalist Rusya’da bu kurtuluşun başarıya ulaşması için gerek silah gerek siyasi bütün desteği veriyordu. Bağımsızlık hem saraya karşı hem de işgalci emperyalistlere karşı veriliyordu. Anadolu insanı da halk olmuş sarayı padişahın başına yıkıp, emperyalistleri de kapı dışarı etmişti. Sovyetlerin dostu yeni bir Cumhuriyet kurulmuştu.

Orhan Veli şiirlerini halka armağan etmek istediğinde karanlığın aydınlığa döndüğü zamanları yaşıyorduk. Halkın evleri, köylerin enstitüsü insanlara okumayı, yazmayı aynı zamanda yeni bir kuşağın yaratılması için öğretmenler yetiştiriyordu. Burada yetişen öğretmenlerin öğrencileri 7 yaşındaki öğrencileri değildi yalnız. Amaçları alfabe öğretmenin ötesindeydi. Köyde yaşayanların topraklarındaki ürünlerinin verimini artıracak ekim yöntemleri de müfredatın bir parçasıydı. Arıcılık, dokumacılık yaşam bu öğretmenlerin işi gücüydü.

Bir tarafta bu güzellikler oluyorken, devlet karışıyordu şiirimize, romanımıza mahpustaydı, Nazım, Orhan Kemal, Sabahattin Ali yatıyordu yerde bir demir parçası isabet etmişti vücuduna..

Yarım kalmıştı emekçi halkın devrimi bunlar o yüzdendi.

Veli 1950’de Nazım’ın yazılarından dolayı mahkûmiyetine karşı arkadaşları Melih Cevdet ve Oktay Fırat ile serbest bırakılması için 3 gün süren açlık grevi yapmışlardı. Çünkü Nazım gibi Orhan da halktı.

Şairlerimiz yürek işçisidir. Bugün sevdiğimize bağırmak istediğimizde sesimize ses olurlar. Memleketin bugün içinde bulunduğu durumuna ayna tutarlar. Veli’nin de ömrü 14 Kasımda 36 yaşında sona ersede yaşama kattıkları fazladır. Başarmıştır. Şiirler bir zümreye ait değil halkındır.

Sevdamıza, hasretimiz vatana, umudumuza sıkılan kurşuna inat aydınlık bir ülke çabamız yarım kaldıysa eğer, üzerinden de bir asır geçtiyse yok öyle karamsarlığa kapılmak­­, ” Umut bitti demeye varmıyor dilim O da çocukların ağlama sesleri İsyan edin isyan edin İsyan edin” (Son dize Nihat Behram’ın ‘Ayaklanma Çağrısı’ şiirine aittir kendisine sevgilerimi iletiyorum)