Bir kriz diğerini çağırırken ekonomiye tedbir mecburiyet oluyor. Kapitalist sistem kriz çıkaramadan yapamayan uzun sayılacak bir dönemde de bu durumdan fırsat çıkaran bir sistemdir. Türkiye ekonomisi tarihinin en büyük krizini yaşarken Dünya’yı saran virüs krizi gecikmeli bir şekilde bizimde ana gündemimiz oldu. Bu virüsün yayılışı ve alınan tedbirler, hastane sahibi sağlık bakanının her gece yaptığı açıklamalar, kapanan işyerleri işsiz kalan yüz binler, bu kriz karşısında da diğer krizde olduğu gibi zayıf bırakılanlar için değil, karı düşenler için tedbir paketleri açıklanıyor.

Cumhurbaşkanının açıkladığı tedbir paketinde odalar birliği başkanının yüzünün gülmesi tesadüf değil. İdlib harekâtı esnasında Erdoğan’ın açıklama yaparken yüzünün gülmesine neden olan, yine o dönemde bütün patron örgütlerinin iktidarın arkasındayız açıklamaları, çıkarlar ortak olduğunda tebessümün yüze yansımasını normal görmek gerekiyor.

Son kriz süregelen krizin devamcısı olarak sürerken, işçiler açısından tebessüm yaratacak bir durum şimdilik söz konusu olmasa da, bu durumunda süreklilik kazanacağını beklemek hem Türkiye’de hem Dünya’da işçi sınıfının bu sıkışmışlıkla yaşamaya devam etmesinin mümkün olmadığının görülmek istenmemesiyle alakalıdır.

Virüs krizi yaşam hakkına tehdit oluşturuyor, asgari çalışma hakkına da tehdit oluşturarak yayılmayı sürdürüyor. Ücretsiz izinler, bunu takip eden işten çıkarmalar işsizlik oranını artırarak meselenin sosyal boyutunu genişletiyor. Bu durum karşısında sadece iş yerleri değil alışılmış tarz sendikacılıkta iflas ediyor. Ekonomik ve sosyal yeni talepler dillendiremeyen hali hazırdakini koruyamayan bu sendikacılık işçi sınıfını temsil edemez.

Türk-İş başkanının bu krizde patronlardan işçi çıkarmamalarını rica etmesi, bu ricaya iktidar tarafının yanıtı, açıklanan ekonomik tedbir paketlerinde işçi sınıfına kolonya ve sabır ile dua olarak karşılığını buluyor.

AKP’nin karşısındaki muhalefetten güç alarak sendikacılık yani örgütsüz örgüt bu tarz sendikacılığında bu krizlerde işçi sınıfına bir çıkış sağlaması mümkün görünmüyor. Bu sendikaların iktidardan talepleri oluyor ancak bu taleplerin karşılığını bulması için işçi sınıfının en önemli gücü olan hayatı durdurma işlevini yerine getirecek durumdan çok uzaklar.

Türkiye’deki çifte kriz karşısında işçi sınıfı savunmasız daha fazla saldırıya açık durumda, bu durum karşısında mücadeleci işçi sınıfının güvenini karşılayacak yeni bir sendikal hareketin oluşması gerekli. Hem de kapitalist sistemi hedef alan, eğip bükmeden kapitalizm içerisinde iktidarla mücadelesini de bu noktaya oturtan, şaşalı makam odaları ve ulaşılamaz başkanlık hayalleriyle değil, iş yerlerinde ve milyonlarca işsizle birlikte mücadele edecek bu hareket zorunluluğun bir ürünü olacak.