İmparatorluk savunucuları aynı zamanda yöneticileri bağımsız bir ülke düşünü bile aklına getirmiyorken, Anadolu’da sınırları tartışılan Cumhuriyet savunucuları ülkenin yönetim şekline karar vermişti. Akıllarında işgal devletlerine teslimiyet değil, ülkenin dört bir köşesinde işgale karşı direniş komiteleriyle yeni ülkenin kuruluşunun temelini atıyorlardı. Eskiye dönüş aynı zamanda padişaha övgü, hilafete boyun eğmek değil bir devrimi gerçekleştirmek için öncülük misyonuyla hareket etmek vardı.

O zamanda hilafet savunucuları, işgalcileri alkışlayanlar, yenilgiye uğramış Osmanlı’nın geçmişine övgüler dizenler olmuştu. Cumhuriyet kurulduktan sonrada bu gruplar varlığını sürdürdü. Necip Fazıl Kısakürek’in 25 Mayıs ölüm yıldönümüydü. Otuzlu yaşlarından sonraki hayatı cumhuriyet düşmanlığı ve bu düşmanlığın örgütlenmesiyle geçti. Çıkarttığı Büyük Doğu dergisi İslami yönetim şekillerine övgüler düzerken aynı zamanda komünizme karşı düşüncelerinin propaganda aracına dönüştü. Bu dergi etrafında dernekleşen Kısakürek’in 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’ye tavsiyesi kendi düşüncelerini siyasi alanda hayata geçirmesiydi.

Menderes de kendisini iktidara taşıyan sermaye sınıfının ve büyük toprak sahiplerinin çıkarları doğrultusunda üstadın düşüncelerini benimsiyordu. Demokrat Parti iktidara geldikten hemen sonra sermaye sınıfına verdiği destek yabancı sermayeyi desteklemek için 1951 ve 1954 yılında çıkarttığı yasalarla ait olduğu sınıfa neler yapacağını gösteriyordu. 1954 yılında Köy Enstitüleri’ni kapatarak laik ve bilimsel eğitime karşı olduğunu da Necip Fazıl üstada ispatlıyordu. Üstadın ve Menderes’in cumhuriyet düşmanlığı ortak paydalarıydı, bunu yazanların söyleyenlerin abartısından çok eksiklikleri var.

27 Mayıs darbesiyle Demokrat Parti yöneticilerinden üçünün idam edilmesi onları mazlumluğa ve mağduriyete uğratamaz. Kısakürek üstat bu idamlara çok kahırlanmış, bu kahrı “Zeybeğim” adlı şiiriyle dizelere dökülmüştür. 1961 Anayasasının ortaya çıkarttığı kimi özgürlük ortamıyla sol kendisine siyasette bir alan bulmuş, illegal TKP kadrolarının da içinde olduğu Türkiye İşçi Partisi ülkede yürüttüğü örgütlenme faaliyetlerinde gençlik ve aydınlar üzerinde büyük bir etki yaratmıştı. 1965 seçimlerinde aldığı yüzde iki buçukluk oyla mecliste temsil edilmeyi başarmıştı. Ardından bir kuşak olarak tarihe geçecek olan 68’liler Türkiye’de bağımsızlık, özgürlük gibi talepleri başa yazarak bir mücadelenin fitilini yakmışlardı. Bu kuşak cumhuriyeti sosyalizmle taçlandırmadan bağımsızlığın korunamayacağını görmüştü.

Kurtuluş Savaşı esnasında gericilerin, saltanat düşkünlerinin Mustafa Kemal’e ve arkadaşlarına karşı giriştikleri saldırı bu kuşağın da başına gelmişti. Mili Türk Talebeler Birliği, 6. Filoyu kıble yapıp emperyalizme işbirliğini desteklemiş olan ülkelerinin bağımsızlığını savunan gençlere saldırmışlardı. Bu derneğin feyz aldığı kişilerden olan üstat Kısakürek derneğin düzenlediği toplantılarda konuşmalar yapıyordu. Üstat Kısakürek’in ülkeyi İngiliz gemileriyle terk eden son Osmanlı padişahı olan Vahdettin’i aklama üzerine yazdığı kitabı ve anti komünist düşünceleri dönemin milliyetçi ve İslamcıları tarafından büyük bir ilgi görüyordu. Üstat hem Milli Selamet Partisi mitinglerinde hem de Milliyetçi Hareket Partisi mitinglerinde boy gösteriyordu.

12 Eylül darbesi sonrası tek başına iktidar olacak olan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi de üstadı ziyaret edip görüşlerini almayı eksik etmemiştir. Turgut Özal 1980 yılında çıkarılan 24 Ocak kararlarının bir numaralı destekçisidir. Darbe ile birlikte işçi sınıfının bütün örgütlülüğü ortadan kaldırılmış, solun üzerinde ağır bir baskı oluşturulmuş liberal politikaların uygulanması için ortam tamamen hazırlanmıştır.

Geçmişte tek başına iktidar olan ya da koalisyonda bulunan sağ iktidarların bugünkü iktidarla ne kadar da ortak yanları var değil mi?

Hepsinin demokrasi savunuculuğu, vesayeti ortadan kaldırma hedefleri, darbe karşıtlıkları beraberinde zenginleşen yeni sermaye grupları, yolsuzluklar, muhalefete karşı basına karşı baskı ortamı sonrasında kendilerine yönelik darbe tehditleri ve oluşan mağduriyetleri gerçekmiş gibi halka anlatmaları takiyecilikte ortak paydaları sağcıların. Bugün Yassıada Demokrasi ve Özgürlük adası olarak AKP ve MHP tarafından açılacak. Erdoğan yine üstadın bir şiirini okuyacak. Vesayetlerden, darbelerden bahsedecek buna bir daha izin vermeyeceklerini söyleyecek.

Bu takiyecilik bugün iktidar karşısında siyaset yapanlar içinde geçerli. Menderes saygı ile anılıp bugünün iktidarıyla aynı ortak dil kullanılacak. AKP’den kurtuluşu da başka bir sağ seçenekte gösterip bizleri ikna etmeye çalışacaklar.

Türkiye işçi sınıfının kaderi sağcılık değildir. Beyaz atlı prense de ihtiyacı yoktur. Cumhuriyeti yeniden kurup geliştirecek olan sosyalizm, işçi sınıfının örgütlülüğüyle mümkündür. Bunun dışındaki ittifaklar, stratejiler şerrin birinden kurtulup birine teslim olmaktır.