Almanya’da, muhafazakâr Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesi Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke, bir neonazi terörist tarafından düzenlenen suikastta yaşamını yitirdi. Bu suikast Alman kamuoyunda infiale neden oldu. Neonazi terörü göçmenleri hedef aldığında –NSU cinayetlerinde olduğu gibi- bunu olabildiğince sıradanlaştırmaya çalışan Alman yetkililer ve kamuoyu, şu anda büyük sıkıntı içerisinde. Huzurları kaçtı adeta. Bu siyasi cinayetle birlikte bazılarına göre masum birer “ırk sever” olan Neonazilerin Almanları da hedef aldığını hatta bir gün sıranın kendilerine de gelebileceğini görmüş oldular.

Faşizmin; köktenci, şiddet sever ve kan sevdalısı geçmişiyle bağını hiç koparmayan “neo” hali bugün yeniden Alman topraklarında arz-ı endam ediyor. Neonazi teröristler buldukları her fırsatta, “Hitler yaşıyor” diye boşuna bağırmıyor. Adamların bir bildikleri var. Bir yönüyle Hitler faşizminin esasında toplumlarının biyolojik kökeninde var olduğunu, kendi DNA’larında yaşadığını ilan ediyorlar belki de bilemiyorum. Ben de Almanların bu faşizm belasından kurtulabileceklerine pek inanmıyorum doğrusu. Yeni bir dünya savaşına neden olsalar, yine milyonlarca insan bunların yüzünden ölse bile 20-30 yıl sonra faşizmin yeniden ortaya çıkacağından hiç şüpheniz olmasın.

Bununla birlikte dedelerinin 2. Dünya Savaşı’nda neden olduğu trajediden utanan Almanların sayısı da giderek azalıyor. Bünyesinde çok sayıda kıdemli neonazi barındıran ırkçı/neofaşist parti Almanya için Alternatif’in (AfD) yöneticileri sürekli olarak Almanlara, “2. Dünya Savaşı’ndan utanmayı bırakın artık. Gazilerinizle gurur duyun” mesajı veriyor. Bu neofaşist parti, Alman toplumu içerisinde ırkçılığın yayılmasında merkez görevi görüyor. Cehalet ve nefret dolu politikacıları aracılığıyla halkı faşizm bombardımanına tutuyorlar. Sosyal medya hesaplarına bir göz atmak bunlar hakkında fikir sahibi olmak için yeterli oluyor.

Lübcke cinayeti böyle bir iklimde işlendi. Cinayeti işleyen neonazi terörist de zaten göğsünü gere gere, mealen “Lübcke göçmen dostuydu, onları seviyordu. O nedenle öldürdüm” dedi. Gün geçmiyor ki Almanya’da yerel politikacılar Nazi cinayet şebekelerinden ölüm tehdidi almasın. Göçmenlere pozitif bakış açısı olduğunu bildikleri tüm yerel politikacıları hedefe koyuyorlar. Neonaziler bu yöntemle demokrasiyi ilk olarak yerelde tıkamaya çalışıyorlar. “Nasıl oluyor bu” diye sormayın. Oluyor işte. Meselâ, bünyesindeki Neonazi sever politikacılar nedeniyle AfD ile bir türlü arasına mesafe koyamayan iktidar partisi CDU yüzünden oluyor. Alman demokrasisinin yaşadığı beka sorununun sorumlularından biri CDU’dur. Şimdi çıkmış CDU/CSU’lu politikacılar –İçişleri Bakanı Horst Seehofer da dâhil olmak üzere- “Yanlış yaptık, bunlarla gereği kadar mücadele edemedik” falan diye sağda solda zırvalıyorlar. Bu İçişleri Bakanı, AfD’yi aratmayacak tonda göçmen düşmanlığı yapmasıyla ünlüdür bu arada. Lübcke’yi katleden neonazi terörist Stephan Ernst, Alman istihbaratı tarafından yıllardır bilinen, daha önce de göçmenlere yönelik bombalı saldırı, konut kundaklama dâhil olmak üzere çok sayıda suç işleyen ve bunlardan hüküm giyen biri. O zaman soralım şimdi, Alman istihbaratı bu caniyi neden takipten çıkardı? Çok uslandığını, çok akıllandığını mı düşündüler acaba? Bunun nedenlerinin kamuoyuna bir an önce açıklanması gerekmiyor mu? İstihbaratın takip etmeyi bıraktığı bu terörist gidip barış yanlısı bir devlet adamına suikast düzenliyor sonra Başbakan Merkel de dâhil olmak üzere CDU’lu politikacılar ekranlarda salya sümük ağlıyorlar. İnanalım mı? Tabii ki inanmayacağız. Lübcke cinayetinin ardından bile Alman politikacılarda Neonazi terör çetelerine karşı samimiyet ve kararlılıkla mücadele edeceklerine dair herhangi bir emare göremiyorum. Gören varsa beri gelsin. Bırakın mücadeleyi her geçen gün ordu ve polis teşkilatı içerisinde Neonazi çetelerle bağı olanların sayısının arttığına dair istihbarat raporları mütemadiyen medyaya yansıyor.

Aramazsan bulamazsın

Neonaziler, Almanya’da uzun süredir göz ardı ediliyor, seviliyor, başları okşanıyor, ipleri gevşek tutuluyor. Bu nedenle öylesine pervasızlaştılar ki caddelerde, sokaklarda, otobüslerde, tramvaylarda, metrolarda insanların gözü önünde yabancılara saldırıyorlar, darp ediyorlar, hakaret ediyorlar. Açın bakın böyle yüzlerce haber bulacaksınız. Alman devleti ne yapıyor peki? Neonazilerin saldırısına uğrayanlar için bolca psikolojik rehabilitasyon merkezi kuruyor. Ne kadar da ince ve düşünceli bir hareket değil mi?

“Peki bu neonazi terörü meselesi nereye bağlanır” diye soracak olursanız, ben kendi adıma tünelin ucunda ışık görmüyorum. Mesele, oy oranları artmayan ancak erime de yaşamayan neofaşizmin en büyük merkezi durumunda olan AfD’nin geriletilmesi. Bu faşist parti tutturmuş bir “vatan savunması” her gün bu teraneyi servis edip duruyor? Kime karşı savunuyorsun kardeşim vatanını. 80 milyon Almansın, 3 milyon göçmenden mi korkuyorsun? Kimse bu arlanmaz, pişkin faşistlere, “Ekonomiye ilişkin projeksiyonlarınız nedir? Hani siz faşistsiniz yani halk düşmanısınız ya eğitim ve sağlığı komple özelleştirip milleti, efendiniz olan sermayeye köle yapmak için yanıp tutuşmuyor musunuz? Refah devleti uygulamalarını nasıl talan edeceksiniz? Zengin/üst sınıfın çıkarları için emekçileri nasıl parya haline getireceksiniz” diye sormuyor.

Alman istihbaratı, neonazi terör örgütleriyle irtibatı bulunan 13 bine yakın şiddet eğilimli terörist olduğunu belirtiyor. Bunların 467’si hakkında tutulama kararı var, aranıyorlar ama bir türlü bulunamıyorlar. Ne kadar ilginç. Dünyanın en kuytu köşesinde uçan kuştan haberi olan Alman istihbaratı üç tane gözü dönmüş eşkıyayı bulamıyor. Çok sevdiğim bir söz vardır, tam buraya göre, “Bulanlar hep arayanlardan çıkıyor” Bunun için antifaşist cephede yer alan sağdan ya da soldan tüm partilerin bir konsensüs oluşturup, buradan hareket etmeleri sağlanmalı. Aksi halde neofaşistlerin kendileri gibi düşünmeyenlerle –Alman bile olsa- bir arada yaşamak gibi bir hevesleri olmadığı Lübcke cinayetinden de görüleceği gibi açık bir şekilde ortada.

Samimiyet sınavı verecekler

Özetlersek, aklı başında Almanların, politikacıların neonazi terörü konusundaki samimiyetlerine inandığını düşünmüyorum. Öyle olsa Alman siyasetinin kalbi olan federal parlamentoda her gün demokrasiyi katletme uğraşı veren faşist parti bloke edilirdi. Bırakın bu partiyi derdest etmeyi, iktidar ortağı yapmaya çalışanlar olduğunu biliyoruz.

Neonazi NSU terör örgütü tarafından işlenen cinayetlere ilişkin görülen davada oldukça kötü bir sınav veren Alman yargısı, güvenlik güçleri, istihbaratı ve medyasının Lübcke siyasi cinayetinde gösterecekleri performans merakla bekleniyor. Zira şimdiden bazı politikacıların ekranlara çıkıp, “Lübcke’nin katili cinayeti yalnız planladığını ve işlediğini söylüyor, araştırıyoruz” tarzı cümleler kurduğunu görüyoruz. Bu kadar azılı bir neonazinin bu işi tek başına yaptığına kim inanır? Almanlar, neonazilerin tümünün istisnasız bir şekilde terör çetesine üye olduğunu, hızlı bir şekilde silahlandıklarını ve bu faaliyetlerinin de organize terör konusu olduğunu ne zaman kabul edecekler bilemiyorum.

Bugünlerde etrafta korkusuzca “ben Nazi’yim” diye gezen tiplerin “vatanı savunuyoruz”, “Almanya Almanlarındır”, “Önce Almanya” tarzı faşist/ırkçı söylemleri birçok vatandaşın kulağına hoş, tatlı geliyor olabilir ama sonrası malum ne demişler, “Rüzgâr eken fırtına biçer” O fırtına sadece yabancıları değil Almanları da vurur. Bana inanmayanlara 2. Dünya Savaşı sonrasında Berlin’in yerle bir olmuş fotoğraflarına bakmalarını tavsiye ederim. O fotoğraflarda uçaklardan atılacak gıda paketlerini aç gözlerle bekleyen bir deri bir kemik kalmış Almanları görecekler. Belki o zaman yeni nesil faşistlerin uyduruk vatan sevgisinin ülkelerini nereye sürükleyeceği konusunda daha net bir fikir sahibi olabilirler kanımca.