Cumartesi, Ekim 1, 2022

Özgür Çoban yazdı | Entegrasyon, AKP ve 24 Haziran

Ülkemizde birbiri ardına sıralanan seçimler ve referandumlar, AB içerisinde Türklerin bulunduğu ülkelerde siyasi kimyayı darmadağın ediyor, gündemi esir alıyor. “Erdoğan gelecek mi”, “Siyasi propagandaya izin verelim mi” türünden sorular kamuoyunda havada uçuşuyor. Buradan bakıldığında Türkiye’nin kendi iç meseleleriyle dışarıda stres yaratma kabiliyeti açısından övgüye değer bir performans sergilediğini söylemek yanlış olmaz. Görünen o ki Avrupa sandıklarından çıkacak oylar, Türkiye’deki iktidar yarışından çok Avrupa’daki göçmen politikalarının belirlenmesinde etkili olacak.

AKP’nin uzunca bir süredir “siyasi parti” hüviyetini yitirdiğini görüyoruz. Parti artık sadece liderini koltukta tutmaya çabalayan bir propaganda organizasyonuna dönüşmüş durumda. Liderin arkasında günden güne eriyen, özgül ağırlığını yitiren ve liderin günlük psikolojik devinimlerine göre konumlanan partiye, “Erdoğan’dan Nemalananlar Derneği” havası iyice sinmiş vaziyette. Bu yapının bu haliyle sürdürebilir olmadığı açık. Yani musluk bir kişinin elinde “kapatır mı açar mı” stresi güve gibi içten içe kemiriyor partiyi. Esasında içeriye ve dışarıya yönelik agresif tutumların kaynağının burası olduğu görülüyor.

Biz bu yazıda “dışarıya” yönelik agresif tutumlar ve sonuçlarına ilişkin görüşlerimizi paylaşacağız. 24 Haziran’da gerçekleşecek seçimler öncesinde propaganda çalışmaları için Avrupalı devletler kapılarını kapattı. Bu, son referandumda yaşananlar referans gösterilerek yapıldı. Yani Hollanda, Almanya ve Avusturya ile yaşanan sıkıntıların yansımaları bunlar. Tabii ki Avrupa başkentlerinin sokaklarında yer alan Erdoğan fotoğraflı seçim afişleri, yüzlerce metre uzunluğundaki parti konvoylarının hatırı sayılır bir etkisi de var bu kararlarda. Bu arada, bazı Alman yetkililerin, “Türkiye’ye demokrasi dönerse seçimlere dönük bu yaptırımlar sona erer” şeklindeki açıklamalarını da okuduk. Koalisyonun büyük ortağı Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) Genel Sekreteri Annegret Kramp-Karrenbauer’in, “Türkiye’deki partilerin seçim kampanyalarını Almanya’ya taşımalarını istemiyoruz” cümlesi de kamuoyunda büyük destek gördü.

Esasında mesele göründüğünden daha karmaşık. Şöyle ki çok sayıda Alman politikacı AK Parti’nin Avrupa’daki etkinliğinin Türk göçmenlerin entegrasyonunu engellediğinde hem fikir. Bu önemli. Zira siyasetten uç veren bir sorunun sosyolojik bir temaya dayanak yapılması sıkıntıyı büyütüyor. Avrupa’dan bakıldığında özellikle son 10 yılda 6-7 yaşındaki kız çocuklarına türban taktırılması, gençlerin daha İslamcı ve milliyetçi bir çizgiye kayması reel bir sorun olarak algılanıyor. Türkiye ise Avrupa’dan kopmaya çalışan, şeriatçı bir yapıya oturmak isteyen devlet görüntüsü veriyor. Bunu sadece politikacılardan değil sıradan vatandaşlardan da duyuyoruz. Türk göçmenler, giderek daha fazla dışlanma ve yalnız bırakılma gerçeği ile yüz yüze geliyor.

AK Parti ve bağlı lobi kuruluşlarının sürekli pompaladığı, “Bu Avrupalılar bize karşı bir dolap çeviriyor” gayriciddi iddiası alıcı buluyor, Türklerin bulundukları ülkelere olan aidiyet duygularını yok ediyor ve entegrasyona engel oluyor.

Türklerin yaşadıkları ülkelerde düşmanlıkları ve kamplaşmaları körükleyecek etkinliklerden özellikle uzak durulması gerekiyor. Uzunca süredir toplumun farklı katmanlarına ulaşamayan yalnızca kendisini destekleyenlerin yanında duran bir siyasi yapının etkinlikleri, kutuplaşma yaratıyor ve tepkiyle karşılanıyor. AB devletlerinin seçim öncesinde propaganda faaliyetlerine yönelik sergilediği net tutum, AKP lehine yeni mağduriyet alanları yaratılmasının şimdilik önüne geçti. Zira seçim gününe doğru kızışacak rekabetin yaratacağı gergin sahada ne olacağını öngörmek oldukça zor.

Önemli bir nokta, Türkiyeli göçmenlerin sadece AK Parti’lilerden ibaret olmadığını uygun bir şekilde anlatmak gerekiyor Avrupa kamuoyuna. Bu görev, demokrasi yanlısı sivil toplum örgütlerine düşüyor.

“Biz dememiş miydik?”

Erdoğan’ın Avrupa’da kampanya yapmayacak olmasına en fazla aşırı sağcıların üzüldüğünü düşünüyorum. Aşırı sağın bu derece semirmesinde AKP’nin hatalı politikalarının azımsanmayacak büyüklükte bir rolü olduğunu unutmayalım. Faşistler şimdi parlamento kürsülerinden AK Parti’lileri gösterip, “Biz dememiş miydik size? Bakın görün işte Türkler Avrupa’ya entegre falan olamadılar. Geri dönsünler” diye bas bas bağırıyorlar.

Geçenlerde sohbet ettiğim bir Alman vatandaşı, “Burada demokrasinin, çok kültürlülüğün nimetlerinden faydalanan, bizim okullarımızda yetişen Türklerin, Erdoğan’ın ‘tek adam’ rejimine destek vermesi anlaşılabilir değil. Sanırım aşırı sağcılar entegrasyon konusunda haklı” demesi epeyce düşündürücü ve üzücüydü. Bu sözler, uzun yıllardır birlikte yaşama adına sarf edilen çabaların, emeklerin çöpe atıldığının göstergesiydi esasında.

İşte böylesine ölçüsüz ve agresif politik tutumların sonuçları bunlar. Bugün iktidarda olanlar, gençlik dönemlerinde memleket sokaklarını, “Madem komünizm istiyorsunuz o zaman Moskova’ya” diye inletiyorlardı şimdi Almanya’da “Ey AKP’liler, madem tek adam rejimi istiyorsunuz o zaman Türkiye’ye” sloganlarını duymamıza fazla kalmadı diye düşünüyorum. Nitekim Avusturya’da iki pasaport taşıyanların bir kısmının vatandaşlıktan çıkarıldığına dair haberler medya organlarında yer alıyor. Bunun yaklaşan daha büyük operasyonların ayak sesi olduğunu düşünüyorum ve inanın bana AKP Hükümeti’nin bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok.
Avrupa ülkelerinde kimse sizin siyasi görüşünüzü sormuyor, onunla ilgilenmiyor. Bizlerin de artık Ortadoğu tarzı parti bayraklı, konvoylu seçim şovlarından vazgeçmemiz gerekiyor. Çok çirkin oluyor. Avrupa’da demokrasi, “şu istasyonda binerim, bu istasyonda inerim” tarzı buharlı kara tren olarak değil müreffeh bir yaşam kurmanın aracı olarak algılanıyor.

İddia ediyorum ki AB perspektifi ve modernizasyon projesine sırtını dönen bir AK Parti’nin uzun süre iktidarı domine etmesi mümkün değil. Çünkü Türkiye’nin genetik kodları –her ne kadar transformasyona uğratılmaya çabalansa da- yaslanmaya çalışılan Arap yarımadasının vahabi devletleriyle uyuşmuyor. Türkiye ekonomisinin selefi destekçisi vahabi devletlerin gönderdiği paralara muhtaç pozisyondan bir an önce sıyrılması gerekiyor. Bu tabloyu hak etmiyor ülkemiz.

Özetle AK Parti’nin önerdiği politikalar, yurtdışında yaşayanların diğer toplumsal kesimlerle supranasyonal birliktelik içerisinde olmasını engelliyor. Bu politikalar, Türkiye’den gelen ve AK Parti sempatizanı göçmenleri ıssızlaştırıyor ve keskinleştiriyor. Onların bulundukları ülkelerde dinamik gelecekler inşa etme şansını yok ediyor. Yurtdışında propaganda yaparken buna özen gösterilse iyi olur diyeceğim ama bu konudaki pratikler tam tersi bir istikameti işaret ediyor.

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
50,769TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER